Filistin topraklarında 1917’de başlayan işgal, 7 Ekim 2023’ten itibaren Gazze’ye yöneltilen saldırılarla bütün dünyanın gözleri önünde canlı yayınlanan bir soykırıma dönüşmüştür. Bir asrı aşkın süredir işgale, kuşatmaya, zorla yerinden edilmeye ve sistematik hak ihlallerine direnen Gazze halkının onurlu mücadelesi; dünyanın dört bir yanındaki vicdan sahibi tüm insanların pusulası olmuştur.
Soykırımcı işgal rejimi; hastaneleri, okulları, ibadethaneleri, sivil yerleşim alanlarını, gazetecileri, sağlık çalışanlarını, insani yardım görevlilerini ve Birleşmiş Milletler personelini hedef almış; çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan yaklaşık 80 bin Filistinliyi katletmiş, 175 binden fazla insanı yaralamış ve Gazze’nin büyük bölümünü yaşanamaz hâle getirmiştir. Enkaz altında bulunan binlerce insana hâlâ ulaşılamamaktadır.
Su, gıda, ilaç ve yakıt girişinin engellenmesi; hastanelerin çalışamaz hâle getirilmesi ve insani yardım faaliyetlerinin hedef alınması, açlığın ve mahrumiyetin savaş aracı olarak kullanıldığını açıkça göstermektedir. Ateşkes mutabakatlarına rağmen saldırıların sürdürülmesi, İsrail yönetiminin uluslararası hukuku ve taraf olduğu yükümlülükleri sistematik biçimde ihlal ettiğini ortaya koymaktadır.
Uluslararası sistem, Gazze’de ağır bir meşruiyet sınavı vermektedir
Gazze’de üç yıldır dünyanın gözü önünde sürdürülen katliamların engellenememesi, uluslararası sistemin ve küresel adalet mekanizmalarının ciddi bir meşruiyet krizi yaşadığını göstermektedir. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşların kararlarının uygulanmaması, veto mekanizmasının zulmü koruyan bir kalkana dönüştürülmesi ve savaş suçlarının cezasız bırakılması kabul edilemez.
Hakkında uluslararası yargı süreçleri yürütülen soykırım çetesinin diplomatik platformlarda ağırlanmaya devam edilmesi, insanlığın ortak vicdanını yaralamaktadır. Devlet temsilcilerinin Birleşmiş Milletler salonunu terk ederek ortaya koyduğu tepki, soykırım faillerinin yerinin diplomasi kürsüleri değil, bağımsız mahkemeler önündeki sanık sandalyesi olduğunu göstermiştir.
Gazze’de yaşananlar Filistin’le sınırlı kalmamakta; bölgesel ve küresel barışı doğrudan tehdit etmektedir. İsrail’in Batı Şeria’daki işgal ve yerleşim politikalarını genişletmesi, komşu ülkelere yönelen saldırıları ve uluslararası hukuku tanımayan yaklaşımı karşısında etkili ve caydırıcı tedbirlerin gecikmeden hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Gazze, küresel vicdanı harekete geçirmiştir
Devletlerin sessiz kaldığı yerde halklar ayağa kalkmış; dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan Filistin için meydanları doldurmuştur. Akademisyenler, sanatçılar, öğrenciler, sendikalar ve sivil toplum kuruluşları, baskılara rağmen hakikati savunmayı sürdürmüştür.
Gazze halkının bütün yoksunluklara rağmen vatanına, özgürlüğüne ve insanlık onuruna sahip çıkan direnişi, küresel adalet arayışının sembolü hâline gelmiştir. Gazze, zulme karşı adaletin, esarete karşı özgürlüğün ve karanlığa karşı umudun pusulasıdır.
Sivil toplumun sorumluluğu, yaşananları kayıt altına almak, kamuoyunu bilgilendirmek, insani yardımı büyütmek, hukuki süreçleri takip etmek ve soykırımın ekonomik ve siyasi destek sağlayan kişi, kurum ve şirketlerin yanlış tutumundan vazgeçirmek için etkili mücadele etmektir.
Soykırımcı işgalci siyonist rejimin saldırılarına destek veren şirketlerin sorumlulukları görmezden gelinemez; reklam ve halkla ilişkiler faaliyetleri, dökülen kanın üzerini örtemez.
Uluslararası topluma ve karar alıcılara çağrımızdır
Sivil toplumun vicdanından yükselen talepler şunlardır:
Kalıcı ateşkes derhâl sağlanmalıdır. Gazze’ye yönelik bütün saldırılar durdurulmalı, ateşkes kararlarının uygulanması uluslararası güvencelerle denetlenmelidir.
Abluka kaldırılmalı ve kesintisiz insani yardım koridoru açılmalıdır. Su, gıda, ilaç, yakıt, tıbbi malzeme ve enkaz kaldırma araçlarının Gazze’ye engelsiz ulaşması temin edilmelidir.
Filistin halkını koruyacak etkili mekanizmalar kurulmalıdır. Uluslararası toplum, sivillerin güvenliğini sağlayacak, saldırıları önleyecek ve ihlaller karşısında yaptırım uygulayacak hukuki ve caydırıcı tedbirleri gecikmeden devreye almalıdır.
Soykırım ve savaş suçlarının failleri yargılanmalıdır. Uluslararası mahkemelerin kararları uygulanmalı, haklarında yakalama kararı bulunan kişiler korunmamalı ve suçların cezasız kalmasına izin verilmemelidir.
Çifte vatandaşlık zırhına sığınıp soykırım ve savaş suçlarına ortak olanlar için hukuki süreç başlatılmalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı taşıdığı hâlde Gazze ve Batı Şeria’daki suçlara iştirak ettiği yönünde delil bulunan kişiler hakkında bağımsız soruşturma yürütülmeli, gerekli şartların oluşması hâlinde yargı yolu işletilmelidir.
Soykırıma destek veren kişi, kurum ve şirketlere yaptırım uygulanmalıdır. Soykırımcılara silah, finansman, teknoloji ve siyasi destek sağlayan yapılara karşı ticari ve diplomatik tedbirler alınmalı; toplumun vicdanından yükselen boykot, hukuka uygun ve kararlı biçimde sürdürülmelidir.
1917’den beri süren bir asırlık işgal son bulmalı; başkenti Kudüs olan, tam bağımsız ve egemen Filistin Devleti koşulsuz tanınmalıdır.
Eğitim-Bir-Sen olarak Filistin’i ve Gazze’yi yalnız bırakmadık, bırakmayacağız.
İnsani yardım çalışmalarına destek vermeyi, soykırımın faillerinin ve destekçilerinin hesap vermesi için hukuki ve demokratik mücadeleyi büyütmeyi, Filistin halkının özgürlük mücadelesini her platformda savunmayı sürdüreceğiz.
Filistin dünya barışının eşiğidir. Bu eşiği kana bulayan soykırımcılar derhâl durdurulmalı ve hukuk önünde hesap sorulmalıdır.
Yaşasın özgür ve bağımsız Filistin!