Irgat Kurtlar ve Ergenekon’dan Kaçış - Ali Yalçın
78324 | | | 19-07-2008

Diğer Yazarlar

 

Bu bir türeyiş destanı değil, tükeniş destanıdır

 

Düşman tarafından hile ile yenilgiye uğratılan Türklerin yeniden türeyip eski yurtlarına dönmeleri için barındıkları yerin adıdır Ergenekon. Kurt ise hayvan olmasına rağmen Ergenekon’dan çıkışta Türklere yol gösteren bir kahramandır. Destanlar tarihin en önemli unsurlarıdır. Ergenekon bir destanın adıdır. Bizim yazımızdaki ırgat kurtların gördüğü işlev ile Ergenekon’un taşıdığı anlamın tarihi destanla hiçbir ilgisi yoktur. Bizim yazımızdaki kurtların önderliği ve yol göstericiliği esareti, Ergenekon ise barınılacak yurdu değil kaçınılacak çeteyi konu almaktadır. Bizim yazımızdaki “Agarta” ile Asya sıradağlarının içinde bulunduğu ileri sürülen efsanevi yeraltı organizasyonu arasındaki tek bağlantı ise yeraltı sözcüğünde gizlidir.

“Irgat”: Ayışığı-2 darbe planında kullanılacak sendikaların kod adıdır. “Çalışanlar” ise darbenin sivil ayakları için kullanılan şifredir. “Yetim” sözcüğünün dönemin Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök için kullanılan isim olduğunu yazmama gerek yok çünkü konumuzun dışındadır.

Ayışığı, Sarıkız, Eldiven, Yakamoz, Ergenekon yapılması planlanan fakat nefesi yetmeyen darbe girişimlerinin ve karanlık oluşumların adıdır. Danıştay Saldırısı, Cumhuriyet Gazetesinin Bombalanması, Necip Hablemitoğlu ve Ahmet Taner Kışlalı cinayetleri, Gazi Olayları ve bunun gibi sansasyonel bazı olaylarla ilgisi bulunduğu yazılan çizilen, iddianameye yansıyan olayları yazmak ve Ergenekon’la ilgili yazılıp çizilenleri tekrarlamak değil niyetimiz.  Darbe planlarında en fazla sözü edilen ve Darbe Günlüklerinde kışkırtıcı olarak nitelenen ADD Genel Başkanı Orgeneral Şener Eruygur’a kucak açan ve ev sahipliğinde Ulusal Birlik Hareketini deklare eden ırgat kurtların sessizliğe bürünmüş olmaları ve ağızlarını bıçak açmamasıdır esas düşündürücü olan…

Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi ulusalcılık ortak paydasında bir araya gelip kutsal ittifak(!) oluşturanların Coşku Adamı Tuncay Özkan(!) ile aynı hassasiyette buluşmaları “Menemenden Çankaya’ya Laik Cumhuriyet Mitingi” için amaç birliği yapmaları hafızalardaki tazeliğini korumaktadır. 41 STK(!) ile oluşturulan Ulusal Birlik Hareketi’nin ne yapmak istedikleri bugün daha iyi anlaşılmıştır. Zaman her şeyin ilacıdır ve öyle olmuştur. Halk iradesine ipotek koymak isteyen jakoben grupların maskeleri Ergenekon Operasyonundan sonra ortaya dökülmüştür. “Çalışanlar” kodunun ne anlama geldiğini görmek için UBHP’ye (Ulusal Birlik Hareketi Platformu) bakmak yeterlidir. Kamu-Sen Genel Merkezi’nde birlik amaçlarını açıklarken birlik beraberlik ve kardeşliğe kurşun sıkan Darbeci Paşa Şener Eruygur’un; “Gün Cumhuriyet değerlerine sahip çıkma, birlik beraberlik ve kardeşlik duyguları içinde birleşme günüdür” sözü ırgat kurtlar için kutsal manifesto ilanıydı. Irgatların temsilcisinin; “Hiçbir siyasi partinin yanında ya da karşısında değiliz. Biz millet adına konuşuyoruz” sözü milletin Ergenekon Operasyonunda ne tarafta durduğu ile ortaya çıkan koca bir yalan oluverdi.

Van Şubesi PKK’lıların barındığı mekan olarak baskına uğrayan Eğitim-Sen’in Eski Genel Başkanı Alaaddin Dinçer’in Ulusal Birlik hareketine katılmama gerekçesi ile ilgili olarak; “Darbeci generallerin oyunlarına alet olmayız. Organizasyonda görev almayacağız” sözü tutarlı bir duruştu ve bugün daha da anlam kazanmıştır. “Cumhurbaşkanlığı için isim tartışmaları ve yapılan eylemler, Cumhurbaşkanlığı bahane edilerek Türkiye’de gerilimi yükseltmekten başka bir şeye yaramayacak. Hele de öğretmenlerin, öğretim üyelerinin darbeci generallere alet olmasını tasvip etmeyiz. Bu işin başını çeken darbeci generallerdir” sözü ırgat kurtlardan değil solcu Eğitim Sen’den yükselmişti. “ırgat” tanımının dışında kalan bir diğer kamu çalışanları sendikası olan Eğitim-Bir-Sen’in Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu ise ferasetli bir şekilde; “sinsi bir plan” olarak nitelemişti yaşananları.

Bugün gelinen noktada “ırgat kurtlar” cephesinde hiçbir değişim yok ve ölüm sessizliği yerini korumakta, ağızlarını bıçak açmamaktadır. “Irgat” tanımlamasının dışında kalan ikinci büyük kamu çalışanları konfederasyonu olan Memur-Sen Türkiye Geneli “Ortak Akıl Hareketi” ile Darbeye hayır!, Sivil Anayasa Hemen şimdi!, Kayıt Yok,Şart Yok Egemenlik Milletin, Millet iradesine ipotek konulamaz sloganları ile 100 binlik mitingler düzenlerken KESK aynı duruşunu muhafaza etmektedir. KESK Genel Başkanı Sami Evren’in “Karanlık İlişkiler Açığa Çıkartılmalıdır” başlıklı açıklaması faili meçhullerin üzerine gidilmemesinin Ergenekon’u ortaya çıkardığı sözü ile devam etmektedir. Türkiye’deki hukuk dışı derin devlet örgütlenmesinin tamamen ortadan kaldırılmasını isteyen Sami Evren’in duruşu ilkesel bir duruş olarak gözükmektedir ki bu takdir edilecek bir duruştur. KESK’ten beklenen; ama, fakat, lakin, şayet gibi cümlelerle bu duruşu sulandırmamaktır. Yanlış saatin bile günde iki defa doğruyu göstermesi ile eşdeğer mi sayarsınız, ne sayarsanız sayın fakat Eğitim-Sen ve KESK’in iki farklı zamanda aynı duruşu göstermesi gözden kaçmamıştır. 28 Şubat’ta 5’li Sivil Çete’nin zamanla halkın yüzüne bakamaz hale geldiğinden ders almayan Irgat kurtlar acaba ne zaman günah çıkaracaklar sorusu akılları kurcalamaktadır.

Bazı İşçi sendikalarının 1 Mayıs Taksim ısrarı ile Ergenekon’un kanlı eylem planının bir birini tamamlar nitelikte olması “ırgat” tanımına giren başkalarının da var olduğunun en belirgin kanıtıdır.

Türk demokrasisi adı konmuş 5 darbe yaşadı. Bu gün ise gözünü darbe hırsı bürümüş bir Orgeneralin adının ön plana çıkarıldığı fakat derin yapılanma olan 5 darbe girişimi ile hesaplaşmaktadır. Dokunulmaz sanılan kişilere dokunulmuştur. Bu Türkiye’nin hukuk devleti olma ihtimaline yakılmış bir ışıktır. Türkiye’nin hukuk devleti olma kararlılığı askeri yargının lağvedildiğinde ve tek yargı sisteminin ihdas edildiğinde belli olacaktır. Türkiye’de askeri yargı sistemi dolaysıyla adalet omuzlardaki yıldızlara mahkûm edilmiştir. Askeri yargı sisteminin kaldırılmasını önerirken “Ak  Parti iktidarı döneminde içki tüketimi azaldı. Bu irticanın arttığına delildir” diye kapatma davasına delil koyan ciddi hukukçuları da Hukuk Devleti olma yoluna bir şans olarak görmeliyiz sanırım(!)

Darbe günlüklerinde “hükümete karşı tüm umudum sizlerde” diyen Eski Cumhurbaşkanı Sezer’in umudunun hala kalıp kalmadığını bilemiyoruz. Fakat ırgat kurtlar umudu değil, utancı yaşıyor olsalar gerektir. Sistemin dönüştürücü öğeleri olması gereken sendikaları dövüştürücü ırgatlar olarak görenlere karşı bazı sendikaların her defasında aynı yerden yakalanmalarını iyi niyetle yorumlamak mümkün gözükmemektedir. Sendikalar darbecilerin yandaşı ya da oyundaşı olamazlar olmamalılar.

Ulusalcılık turşusu satan ADD Başkanının AB projelerinden 700 bin EURO’luk fon almasına tepki gösteren ADD Isparta Şube Başkanı yaşanan tutarsızlığı fark etmiş olmalı ki “AB yandaşlığı ile Atatürkçülük bağdaşmaz. Bu Kemalizme ihanettir” demiştir. Tutarsızlığın hangisini saymak gerekir bilemiyoruz fakat; ATO Başkanı Sinan Aygün’ün  2001’de “Türk Parası’na İtibar Kampanyası” düzenleyip, 70 meslek komitesi ile iş yerlerinde döviz kullanımını yasaklarken Ergenekon baskınında kasasından 2.5 milyon Euro çıkmasını “Ulusal Para Ulusal Onurdur” sloganı ile nasıl açıklayacağı merak konusudur. Bu bir mizahtır ve hiçbir çizgi karakteri bu mizahla boy ölçüşemez. 28 Şubat’ta görevini başarı ile yerine getiren 25.000 YTL maaş aldığı söylenen Eski TESK Başkanı Derviş Günday’ın açtığı yoldan yürüyen 41 Sivil Çete arasında ismi bulunan TESK’e girmeye gerek yok sanırım.

Yazının başında da kullandığımız gibi yaşanan bu tezatlıklar bir türeyiş değil tükeniş destanıdır. Bu tükeniş halka rağmen halk adına kurtarıcılığa soyunmuş olanların tükenişidir. Gelinen nokta ve yaşanan süreç göstermiştir ki; öncelikle bu kurtarıcılardan kurtulmamız gerekmektedir. Herkesi bir kez, bazılarını her zaman aldatabilirsiniz. Fakat herkesi her zaman aldatamazsınız. Geride bıraktığımız yılın son çeyreğinde “biz kaç kişiyiz” diyenler bu gün “birkaç kişiyiz” deme noktasına gelmişlerdir. Samimi fakat bazen dolduruşa gelen halk; bu simsarlar tarafından bellenmeyen tek yerin kulaklarının arkası kaldığını fark etmiş olmalı.

Türk demokrasisi yeni bir dönemece girmiştir. Masa üzerine silah koyarak ölmeye ve öldürmeye yemin eden bütün paramiliter Vatansever (!) ve Kuvvacıları (!) hukukun terbiye etmesi gerekmektedir. TBMM derhal Anayasa’nın Geçici 15. Maddesini kaldırarak darbecilerle hesaplaşma serüvenine 12 Eylül darbecilerini de katmalıdır. 12 Eylül Askeri Anayasa’sı derhal değiştirilmeli ve özgürlükçü Sivil Anayasa tartışmaları bitirilerek Sivil Anayasa derhal çıkarılmalıdır. Disiplin suçları dışında askerler de yerel mahkemelerde yargılanmalıdır. “Herkes eşittir fakat haki yeşili giyenler daha eşittir” eşitsizliği ortadan kaldırılmalıdır.

Evrensel ölçütlerde saygın ve kalıcı bir demokrasiye sahip olmak için savcılar, gazeteciler, “ırgat” olmayan STK’lar ve bazı akademisyenler hayatlarını riske atarak duruşunu ortaya koyuyorlar. Hazreti İbrahim Peygamber ateşe atıldığında bir karıncanın küçücük ağzı ile su taşıdığı fark edilmiş ve karıncaya senin getirdiğin suyun ne faydası olur diye sorulduğunda; “ben de biliyorum fakat tarafım belli olsun” dediği rivayet edilir. Ergenekon Operasyonu ve Darbe Günlükleri bir turnosol kağıdı vazifesi görmüş, herkesin duruşunu ortaya dökmüştür. Bir nevi kimin demokrasi ve özgürlüklerden yana olduğu ile kimin darbecilerin çarkına su taşıdığı, derin yapılanmalara taraf olduğu ayan beyan seçilebilmiştir. Darbe Günlükleri ile başlayan süreç halkın iradesini hazmedemeyenleri ve toplum mühendisliğine soyunanları deşifre etmiştir. Taraf Gazetesi yaptığı cesur yayınlarla aydınlık bir Türkiye için bütün karanlıkların üzerine gitme kararlığı göstermiştir. Ve gelinen nokta da darbı mesel yapacak olursak kendini kurt, halkı kuzu olarak görenlerin iştahları kursağında kalmıştır.

Hayat bazen acı gerçeklerle doludur. Yazar Mustafa Çelik’in tabiriyle “en acı vereni kurtların kuzulara saldırması değil, kuzuların kendilerine saldıran kurtlara aşık olmasıdır.” Bugün sayıları az da olsa kendi hayat haklarına saldıran kurtlara aşık olanlar maalesef vardır. Aklı selim davranıp konfederasyonuna tepki vererek 3 günde Ulusal Birlik Hareketi’nden çark ettiren bir kitlenin yaşanan bu ayrışmada darbecilerden mi yanayız yoksa halk iradesinden mi yanayız niçin sesiniz çıkmıyor diye sorması gerekir. Türkiye eninde sonunda sivilleşecek ve bu koridor demokrasisinden çıkacaktır. Halk; “Ham Demokrasi Değil, Tam Demokrasi” istemektedir. Türkiye’yi ateşe atmak isteyenlere odun taşıyanlarla, ateşi söndürmek için su taşıyanları kamuoyu izlemektedir. Bazı tutarsız STK’ların tutarsızlıkları postallardan arındırılmış demokrasi isteyenleri yıldırmaz bilakis sorumlu kılar.

“Irgat “ ve “çalışanlar” arasında olmayanlara ne mutlu. 

                       

 

             Ali YALÇIN

İstanbul 4 Nolu Şube Başkanı

Önceki Yazılar
1- Öğretmen Mehmet Akif İnan / Hıdır YILDIRIM
2- Mehmet Akif İnan'ın şiir anlayışı ve 'vefa' beyti / Hıdır YILDIRIM
3- Toplu sözleşme sürecine dair / Şenol METİN
4- Yeni Türkiye tescillenmiştir / Talat YAVUZ
5- Vefa/t yahut Eğitim-Bir-Sen'in taşra tarihi / Hıdır YILDIRIM
6- Kâğıttan kaplan tüccarlarına cevap / Celal DEMİRCİ
7- Şair, mütefekkir, sendikacı Mehmet Akif İnan / Hıdır Yıldırım
8- Müdürler müfettiş olunca! / Talat YAVUZ
9- Eğitim-Bir-Sen sadece sendika değildir / Şenol METİN
10- Sendikal mücadelede algılar ve gerçekler / Celal Demirci
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14
Top