“Ben İşte Buyum Diye Davul Çalmak” / Sevban Yıldırım
79303 | | | 11-05-2010

Diğer Yazarlar

Aslında hikâyenin Mesnevî’deki orijinal ismi; “Ben Yokum Diye Davul Çalmak” tır. Nefsini terbiye edip yokluk yolunda seyr-i sülûk etmesi gereken bazı sûfiler bu yolun hilafına “yokum” derken adeta davul çalarak varlıklarını haykırmaktadır.

 

Biz bu hikâyeyi “Merd-i Kıpti Şecaatin Arz Ederken Sirkatin Söyler” bağlamında anlatacağız.

 

Efendim hikâyemiz şöyledir. Zamanın birinde Tirmiz padişahı Seyyid’in Semerkant’ta yapılacak önemli bir işi çıkmış ve oraya gitmesi icap etmiş. Ne var ki gitmeden önce orayla ilgili bilgiler almak istemiş ve tellallar çıkartmış. “Kim beş gün içinde Semerkand’a gidip bana oradan haber getirecek olursa ona büyük ihsanda bulunacağım” diye ilan ettirmiş. Sultanın maskarası olan Delkak bu haberi duyunca hemen el çabukluğu ile köyünden kalkıp yola koyulmuş. Yolda o kadar telaş ediyormuş ki iki at değiştirmek zorunda kalmış. Yolda kendisine bir şey soranlara da sus işareti yaparak olaya gizem katıyormuş. Soranların merakları, vehimleri daha da artıyormuş. Şehirde onun halini, gidişini görenler “Kimbilir nasıl önemli bir haber ya da felaket haberi getiriyor ki böyle acele ediyor” diyorlarmış ve endişe ediyorlarmış. Ellerini dizlerine vurup ah vah çekiyorlarmış. Nihayetinde Delkak böyle telaşlı, paldır küldür sultanın sarayına varmış ve huzura çıkmış. Tüm dikkatler onda toplanmış; “Kim bilir ne önemli haberler verecek” diyerek ağzının içine bakıyorlarmış. O sadece telaşlı haliyle etrafa kaş, göz işaretleri yapıyor ve susuyormuş. Nihayet Sultan artık sabredememiş; “En kötü haberi almak bile böyle beklemekten iyidir, şimdi çabuk söyle nedir bu telaş, panik. Kötü bir haber mi getirdin?” diye sormuş. Bunun üzerine Delkak; “Telaşlı gelişimin sebebi, ortalığı ayağa kaldırmamın sebebi şudur efendim” demiş. “Duydum ki, Semerkand’a üç günde gidecek bir adama ihtiyacınız olduğuna dair tellallar çıkartmışsınız. Bunu duyunca size şunu bildirmek için hemen koşarak geldim. Şunu bilin ki benim oraya üç günde gitmeme imkân yok. Zira buna gücüm, kuvvetim yetmez. İşte söyleyeceğim bundan ibarettir. Bunun üzerine Sultan: “A boyu devrilesice ahmak! Buncacık bir şey için mi bütün şehri böyle telaşa saldın, korkuya düşürdün? Bir hiç için mi ortalığı velveleye verdin?” diyerek Delkak’ı huzurundan kovmuş.

 

Efendim anayasa değişikliği oylamaları mecliste tamamlandı. Ortalığı velveleye verenler aslında “sirkatin” söylüyorlar. HSYK Başkan Vekili, “Sonuna kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” diyor. Birileri “ha gayret, sonunda darbe olacak” diyor. Camileri, müzeleri bombalama planları yapılıyor. Tüm bunları yapanlar “halk için” yaptıklarını söylüyorlar. Halk için halka silah doğrultmak, halk için halka “bidon kafalı” demek, halk için halkın canına kast etmek, halk için Mehmetçiği feda etmek… Tüm bu çıkarsamaları yapabilirsiniz.

 

Diğer taraftan sivil alanda mücadele eden sendika temsilcileri Mayıs ayında, uzun soluklu yaptıkları çalışmaların neticesini almak için tüm gayretleri ile çalışıyorlar. Kimileri yaptıklarını anlatıyor, sadece kendilerini ifade ediyor ve farklılığı ortaya koyuyorlar. Kimileri yaptıkları bir şey olmadığından susuyor. Kimileri mazeret üretiyor. Niçin yetkiyi kaybettiklerini anlatırken “sirkatin” arz ediyorlar. “Biz niçin yetkiyi kaybettik biliyor musunuz?” Hele bir iktidar olalım o zaman siz görürsünüz gününüzü demeye getiriyorlar. Eğitim-Bir-Sen’in yetkiyi alışının normalleşme sürecinin bir sonucu olduğunu kabullenemiyorlar. Hep istiyorlar ki su bulanık olsun, sis perdesi dağılmasın. İstifa edenleri tehdit etmeler, istifaların reddedilmesi, haberi olmadan alınan üyelikler, üniversitede Mayıs ayında gecelik yapılan üyeler, diğer sendikalara üye olanların personel daire başkanlığı tarafından dikkatlerinin çekilmesi…

 

Göreceksiniz normalleşme devam ettiği sürece, sendikacılıkla, otopark kabadayılığını birbirinden ayıranların sayısı artacak.

 

Efendim; şecaatin söylerken sirkatin arz edenlere Harputlu Hazmi şu beyitleri ile seslenmiş; “Bu rütbe şarlatanlık etme vaiz/ Özün yok sözünden nesne gelmez/ Söze istersen bin türlü düzen ver/ Buruşmuş çehre düzgünle düzelmez.”

Vesselam

Önceki Yazılar
1- Öğretmen Mehmet Akif İnan / Hıdır YILDIRIM
2- Mehmet Akif İnan'ın şiir anlayışı ve 'vefa' beyti / Hıdır YILDIRIM
3- Toplu sözleşme sürecine dair / Şenol METİN
4- Yeni Türkiye tescillenmiştir / Talat YAVUZ
5- Vefa/t yahut Eğitim-Bir-Sen'in taşra tarihi / Hıdır YILDIRIM
6- Kâğıttan kaplan tüccarlarına cevap / Celal DEMİRCİ
7- Şair, mütefekkir, sendikacı Mehmet Akif İnan / Hıdır Yıldırım
8- Müdürler müfettiş olunca! / Talat YAVUZ
9- Eğitim-Bir-Sen sadece sendika değildir / Şenol METİN
10- Sendikal mücadelede algılar ve gerçekler / Celal Demirci
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14
Top