Bataklıkta Çırpınmak, Daha Derinlere Batırır / Erol Battal
78827 | | | 12-02-2011

Diğer Yazarlar

“Yunus’u, Fuzuli’yi, Baki’yi, Şeyh Galip’i, Mevlana’yı, Karacaoğlan’ı yetiştiren ve bu anıt şahsiyetlerle şiirimizi zirveye taşıyan eski edebiyatımızda niçin nesir –düz yazı- aynı güçte gelişmemiştir.” Diye bir büyük tartışma vardır, edebiyat aleminde.

Tartışmanın en kabul gören cevabı; “Anadolu kültüründe asl olan az sözle çok meram anlatmaktır. Sözün damıtılmış şekli şiirdir. Geçmişimiz fazla sözden, boş lakırdıdan sakınmak için nesre önem vermemiş, şiiri benimsemiştir.” Biçimindedir.

İşte bu anlayış, sayfalarca yazıyla, saatlerce söylenecek sözle anlatılmayacak derdi, meramı bir mısraya, bir beyit’e sığdırma becerisini kazandırmıştır halkımıza. Mesela uzun uzun konuşup da hiçbir şey anlatmayanlar için “laf salatası” denir. Ya da sayfalar dolusu yazıp söylediklerini birbirine karıştıranlar için “sapla samanı birbirine karıştırmış” der. Ve geçer, ardına bakmaz. Çünkü o söz, bütün her şeyi özetlemiştir.

 İnternet sitelerinde TES Başkanı İ. Koncuk’un bir yazısından söz ettiler arkadaşlar.

Baktım. Atalarıma tekrar teşekkür ettim: Laf salatası.

Kalem efendisi tavrıyla başlamış, yazıya. “Sendikacının sendikalar hakkında olumsuz söz söylemesini uygun bulmasam da” diye.

Ne kadar mübarek bir tavır. Ama sözün sahibine yakışmamış, büyük düşmüş.

Bu kalem efendisinin(!) sendika sitesine bir bakıp, yayınlarını bir gözden geçiriniz.

Değil, rakip gördükleri sendikalar hakkında kötü söz söylemeyi hoş bulmamak; kendilerine yıllarca üye olmuş, destek vermiş arkadaşlarına bile; istifa ettiklerinde, ne tür kelimelerle küfrettiklerini, nasıl hakaret ettiklerini, hangi sözlerle aşağıladıklarının yüzlerce örneğiyle karşılaşırsınız.

Bu cümle için, bu kalem efendisinin; kendisinden ve yayınlarından bihaber olması gerekir. Yoksa bu cümleyle söze başlamaya cesaret edemezdi.

Sapla samanı karıştırmak dedim.

Görülen Sayın Koncuk sendika kavramını da öğrenememiş. 4688 Sayılı yasadaki tanıma bile bakma zamanı bulamamış. Cehaleti, erdem sayıp; oradan cesaret bulmuş.

Bu cesaretle olsa gerek, “menfaat” ve “sendika” kavramını karşı karşıya getirmiş.

Üniversite de öğretmişti, hocalarımız, “Kelimenin kullanıldığı yere bakmadan, sözlükten anlamlandırmak aptalların işidir” diye. Galiba “Menfaat” sözlükten çıkarılıp, izan sözlüğe hapsedilmiş. Yazık.

Bunun için de Sendikacılığı, ideolojik saplantının bir sopası olarak görmüş. Şaşırtıcı değil.

Yapılacak şey aslında bellidir, cahili cesaretinde boğmak. Muhatap almamak.

Öyle yapacağım.

Savunmayacağım.

Savunma bir güç karşısında olur. Bu yazının bir gücü yok.

Burada yapmaya çalışacağım, sadece laf salatasını tahlil etmek olacak.

 Bunun içinde hepinizden özür diliyorum.

 “Değerler dejenerasyonu” gibi bir büyük kapıdan yazısına giren adam; “değerler” gibi bir büyük kavramdan, şef görevlendirmelerini anlıyorsa, her halde bu başkanın temsil ettiği sendikanın üyeleri oturup, düşünmeliler. “Bu kişi mi, bir eğitim sendikasının başkanı, bu mu bizim sendikamızın başkanı” diye. Asıl değerlerin ucuzladığı nokta işte burasıdır.

Değerler dejenerasyonundan bahseden bir adam; “soylu” kavramından; ırkçı arkaikliğe; pay çıkarabiliyorsa, herhalde bundan utanması gerekenler, bu kişiye “başkan” diyenler olmalıdır.

Dostlar, sıradan adamların işidir, kategorize ederek olayları ve olguları anlamak. Çünkü olayları, olguları kendi mihverlerinde değerlendirmek bilgi ister, görgü ister, kültüre ihtiyaç duyar. Bunlardan yoksun düşenlerin anlamlandırma biçimidir, tümden hareketle kategorize ederek yorumlamalar. 

Yazılar sahiplerinin izlekleridir. Başkasını beklemek, karıncadan hendeği atlamasını ummak gibidir, boşuna bir zaman kaybı.

Kategorize ederek anlamlandırmanın bir sonucudur; binlerce kişiye aynı yaftayı vurmak. Bu anlamlandırma biçimi bir beyne gereksinim duymaz, ağırlık oluşturmaz.

Çağımızın üstadı Malik Bin Nebi “İdeolojik Savaş Ajanları” isimli eserinde, “Ölüm uykusuna yatmışların, kahramanları olmaz; onların, sadece mitolojik zorbaları vardır” der.  Bu güne dair sözü olmayanların düne sarılarak, “Bayrak Operasyonu” figüranlarından medet ummasından başka ne beklenebilir ki?

Kendilerinin “Balyoz”daki yerlerini meşrulaştırmalarını daha nasıl sağlayabilirler ki? 12 Eylül öncesi hatırlatması bundandır. Hala o günlerin oyununu çözemeyenlerden başka kim olabilirdi ki, “Balyoz”un oyuncağı.

****

Peki, Sayın Koncuk, niçin ihtiyaç duydu, böyle bir çamurlaşmaya?

Sebep basit: Sancıdan, karın ağrısından.

Çatışma ortamı oluşturup; erimelerini, gerginlik içerisinde durdurmak için.

Boşuna çaba.

Bataklıkta çırpınmak, sadece daha derinlere batırır, kurtuluş getirmez.

Lütfen kendi kurtuluşunuza çare olamayan çabanızla, etrafı kirletmeyiniz.

Önceki Yazılar
121- Değişimde Zorluğun Sebepleri - Aslan Balta / Diğer Yazarlar
122- Sendikal Tassup - Arslan Balta / Diğer Yazarlar
123- Eğitim, küreselleşme ve D-8 - Ali Yalçın / Diğer Yazarlar
124- Hocan Öğretmene - Said Coşar / Diğer Yazarlar
125- Muallimden Öğretmene - Orhan Kocabaş / Diğer Yazarlar
126- Aydın Olması Gereken Hakikat İşçisi:Öğretmen Suat Soydemir - Suat Aydın / Diğer Yazarlar
127- Kim Okul Müdürü Olmak İster? - Ali Yalçın / Diğer Yazarlar
128- Eğitimcilerimiz ve Eğitim Ortamlarımız Ne Kadar Sivil? - Ali Yalçın / Diğer Yazarlar
129- Kimliksiz Öğretmen Kişiliksiz Toplum - Hasan Coşkun / Diğer Yazarlar
130- Türk Milli Eğitim Sistemi’nde Medeniyet Algısı - Rüstem Budak / Diğer Yazarlar
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14
Top