‘Eşit İşe Eşit Ücret’ Bunun Neresinde? Nebi Gül
80203 | | | 18-12-2011

Diğer Yazarlar

Milli Eğitim Bakanı olan bir kimse ne yapmalı? Bir kurum düşünün. Bu kurum, çalışanı ve öğrenci sayısıyla çoğu ülkeden fazla bir nüfusa sahip. Velileriyle birlikte ülkede yaşayan herkesi ilgilendiren bir kurumsa ne yapmalı? Bu kadar büyük bir camianın içinde yer aldığı, ülkenin yarınlarını yetiştireceği için sevinmeli mi yoksa sorunlar yumağına dönmüş eğitim sistemini ve mesleğinin onuru ayaklar altına alınmış öğretmenleri görüp üzülmeli mi?

Bizler, 20 yılı aşkın bir süredir bu kurumda çalışan, sendika dolayısıyla sorunlarla sürekli muhatap olan eğitimciler olarak hâlâ yeni sorunlarla karşılaşabiliyorsak, ‘bak benim bundan haberim yoktu’ diyerek o sorunu not alıyorsak, varın sorunların büyüklüğünü siz düşünün.

Böyle büyük bir camiaya bakan olan kişiden beklentilerin büyük olması kadar doğal bir şey olmasa gerek. Sorunları en aza indirmek isteyen bakanın Milli Eğitimi tanıyan, sorunlarından haberdar olan birini çalışma ekibine alması gerekmez mi? Sorunları ve çözüm önerilerini taraflardan, sendikalardan istemesi gerekmez mi?

800 bin kişilik bir camiayı, bir iki münferit olayla sanki hepsi öyle davranıyormuş gibi, töhmet altında bırakmak sizce ne kadar doğru?

Eşit işe eşit ücret diye anlatılan, farklı kurumlarda aynı işi yapanların maaşlarının eşitlendiği şeklinde lanse edilen “ama öğretmenlerin muadili olmadığı için unutulan” diye herkesin haklı olarak tepki gösterdiği bir konunun bile farkında olmayan bakanlığın özeldeki birçok sorundan haberinin olmadığını düşünüyorum. Örnek mi? Alın size örnek:

Eşit işe eşit ücretten bahsediyoruz. Farklı kurumları boş verin, aynı okulda dört farklı ücretle hizmetli istihdam edildiğini biliyor musunuz? Farklı kurumlarda aynı işi yapanların ücretlerini eşitlerken, hizmet alımı, 4/C’li, kadrolu hizmetli ve sürekli işçi kadrosunda çalıştırılan, aynı okuldaki dört kişinin ücretleri ne zaman eşitlenecek. Eşitlenmeyecekse, eşit işe eşit ücret kandırmaca mı?

Üniversiteye başlarken, aynı fakültenin biri Türkçe öğretmenliğini, biri sınıf öğretmenliğini seçtiği için okulda birinin maaş karşılığı 18 saat, birinin 15 saat derse girdiğini ya da başka bir ifadeyle 30 saat derse giren sınıf öğretmeninin 15 saat, branş öğretmeninin 18 saat ücret aldığını biliyor musunuz? Biliyorsanız, bu nasıl eşit işe eşit ücret?

Müstakil anaokulu müdürlerine haftada 25 saat ek ders ücreti veriliyor. Bünyesinde müstakil anaokulu öğrencisi kadar ana sınıfı öğrencisi olan, ayrıca yüzlerce ilköğretim öğrencisi olan ilköğretim okulu müdürüne 20 saat ek ders ödendiğini biliyor musunuz? Biliyorsanız, bu nasıl eşit işe eşit ücret?

Anaokulu müdür yardımcısını okulda müdür olmadığı için müdürlüğe vekâlet ettiriyorsunuz. Vekâlet ettiği görevin ücreti olan 25 saati vermediğiniz gibi, kendi kadrosunun ücreti olan 20 saati de alamadığını, 18 saat verildiğini biliyor musunuz?

Kurban bayramının tatil olması nedeniyle perşembe, cuma günü yapılan derslere ücret ödenmediğini biliyor musunuz?

2005 yılında çıkarılan Kariyer Basamaklarında Yükselme Sınavı’na giren ve başarılı olanlara uzman öğretmenlik unvanın verildiğini, sınavın yapıldığı dönemde bir ayla sınava giremeyenlerin 6 yıldır uzman öğretmenlerden 100 TL civarında eksik maaş aldıklarını ve uzman öğretmenlerden iş olarak hiçbir şeyi eksik ya da uzman öğretmenlerin ekstradan bir şey yapmadıklarını biliyor musunuz? Biliyorsanız, bu nasıl eşit işe eşit ücret!

Bu örnekleri artırmak mümkün. Peki öğretmenlere karşı olumsuz söylemleriyle ön plana çıkan siyasiler bunları çözebilir mi?

Öğretmenlerle ilgili ön yargılarınızın kırılmasına yardımcı olacağını düşünerek bir konuyu açıklamak istiyorum. Öğretmenin sadece sınıfa girip çıktığını onun haricinde hiçbir iş yapmadığını zannediyorsunuz değil mi?

İKS, ADEY, RİDEF, sınav sorularının hazırlanması, okunması, e okula işlenmesi, performans ödevi ve projelerin incelenmesi, veli görüşmeleri, KGM anketi, okulda verilen komisyon üyelikleri, şube öğretmenler kurulu, zümre öğretmenler kurulu, rehberlik çalışmaları gibi bir sürü iş. Sadece bu işleri yapmanın karşılığı bile değil öğretmene verdiğiniz maaş.

Hani bize bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olacaktık! Öğretmene verdiğiniz değer bu mu? Ya da öğretmene verdiğiniz değer çok büyük, bunu karşılayacak bir para icat edilmedi henüz(!)

Öyleyse gelin ilk düğmeyi doğru iliğe takalım. 
Önceki Yazılar
1- Öğretmen Mehmet Akif İnan / Hıdır YILDIRIM
2- Mehmet Akif İnan'ın şiir anlayışı ve 'vefa' beyti / Hıdır YILDIRIM
3- Toplu sözleşme sürecine dair / Şenol METİN
4- Yeni Türkiye tescillenmiştir / Talat YAVUZ
5- Vefa/t yahut Eğitim-Bir-Sen'in taşra tarihi / Hıdır YILDIRIM
6- Kâğıttan kaplan tüccarlarına cevap / Celal DEMİRCİ
7- Şair, mütefekkir, sendikacı Mehmet Akif İnan / Hıdır Yıldırım
8- Müdürler müfettiş olunca! / Talat YAVUZ
9- Eğitim-Bir-Sen sadece sendika değildir / Şenol METİN
10- Sendikal mücadelede algılar ve gerçekler / Celal Demirci
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14
Top