Sendikaların Emperyalizmle İmtihanı / Emrullah Aydın
78098 | | | 09-02-2012

Diğer Yazarlar

21. yüzyıl dünyasında kaynakların adaletli ve eşit dağıtıldığı söylenemez. Aksine adaletsizliğin zirve yaptığı, zenginle fakir arasındaki farkın uçuruma döndüğü bir dönemdeyiz. Emperyalizmin bir ahtapot gibi tüm dünyayı saran kirli ve kanlı elleri arasında insanlar ve insanlık can çekişmektedir. Emperyalizmin en büyük silahı olan “kapitalist ekonomi”, küçük mutlu azınlığı koruyup kollarken, büyük kitleleri bu mutlu azınlığın kölesi yapmakta öteye geçmemektedir. Hepimizi köleleştiriyor hem de farkına dahi varmadan ve isteyerek.

Emperyalizmin, dünyayı, getirip dayandırdığı kıyılar ortada; adaletsizlik, kan, gözyaşı, açlık ve sefalet… Hungry Planet’in yaptığı araştırmaya göre; haftalık bazda, Almanya’da aile başına sadece mutfak harcaması 900 TL iken, Çad’ta bu miktar 2.21 TL. Evet, Çad’ta bir ailenin bir haftalık yemek için bütçesi ancak bu kadar. Yani Almanya, ABD gibi batı ülkelerindeki çocuklar isterlerse kuş sütü de içebilirler, lakin Çad gibi Afrika ülkelerinde çocuklar ekmek, belki buğday dahi bulamıyorlar. Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa…

İnsanlığa karşı her taraftan saldırıya geçen kapitalist sistem, artan teknolojiyle birlikte insanları tamamen savunmasız bırakmıştır. Adeta cam fanuslar içerisinde sürdürülen hayatların hiçbir özeli kalmadı. Benliklerini yitirmiş, düşünme melekeleri ellerinden alınmış bireyleri ortaya çıkaran sistem, insanları tüketim aracı görmekten öteye geçememiştir. Bir tüketim malzemesi olarak kullandığı insanları, yalnızlaştırarak, bireyselleştirip, mücadele ruhunu ortadan kaldırmıştır. Thomas Hobbes’un “insan insanın kurdudur” felsefesiyle, insanları birbirinden uzaklaştırıp, ötekileştirmiştir. Yani, emperyalizm, mutlu azınlığın saltanatını devam ettirmek için en büyük silahı olan bireyselliği kullanmaktadır. İşte tam da burada birlikte olmanın, birlikte mücadele etmenin zemini olan sendikalara görev düşmektedir.

Global anlamda bu sömürü düzenine, 2011 yılı Eylül ayında ABD’nin New York kentinde, Dünya finans merkezi olan Wall Street’in işgal edilmesiyle tepkiler zirveye ulaştı. Serbest piyasa ekonomisinin en çekici ideolojik formülasyonlarından biri olan “zenginde pişen elbet bize de düşer” veya “akmasa da damlar” olarak tercüme edilebilecek olan “trickle-down economy” anlayışı, ABD halkının tasavvur dünyasında önemli bir yer tutmaktadır. ABD politikacılarının, bu ‘akmasa da damlar’ prensibine dayalı olarak en zengini daha da zengin etme plan ve programlarının artık bir işe yaramadığını, tam tersine yoksulu daha yoksul yaparken orta gelir düzeyindeki nüfusu yok ettiğini dillendiren işgalciler, Amerikan rüyasının sonunun gelmiş olduğunu tüm dünyaya haykırdılar.   Çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu eylemde; yeter artık! Çıkarcı ekonomik politikaların insafsızlığına, sosyal adaletsizliğe, jakobenlerin çarkında ezilmeye dur demek istediler.

Dünyayı işgalin adını “demokrasi götürmek” ya da “bahar” olarak niteleyen ABD, kendi “baharında” göstericilere karşı acımasız, orantısız, antidemokratik bir tepkiyle karşılık verdi. Yüzlerce gösterici gözaltına alındı. Birçok gösterici şiddetin kurbanı oldu. ABD, Sovyetlerin dağılmasından sonra, kendi sonunun da geldiğinin görmüş olsa gerek, dünya liderliğini tartışmaya açmak istemiyordu. Bundan dolayı sosyal medyaya ve youtube yasaklar getirerek, antidemokratik uygulamalarını dünya kamuoyundan saklayarak perdeledi.

Waal Street eylemlerinde gelirlerin büyük bölümünü elinde tutan yüzde 1’in daha fazla vergilendirilmesi, finansal işlemlerden alınan vergilerin artırılması, gelir düzeyi düşük olanlardan daha az vergi alınması, bankerleri ve zenginleri kurtarmak için halkı feda eden anlayışın ve Waal Street çıkarlarına alet olan yöneticilerin, siyasetçilerin değişmesi mücadelesi yapıyorlardı. Kısaca kapitalizmin sınır tanımayan açgözlülüğüne, gücün finans sahibi bir avuç azınlığın elinde olduğu sistemin değişmesi mücadelesi veriliyordu. Yani emperyalizmin “köle düzeni” bitirilmek isteniyordu. Öyle ya dünyanın neresinde bir kişi bir uçak bileti alsa bunun belli bir miktarı IATA adı altında Waal Street sakinlerinin cebine gidiyor. Tam bir sömürü düzeni. Aralarında Coca Cola’nın da bulunduğu birçok büyük şirketin sahibi olan ve yaklaşık 40 milyar dolarlık serveti olan Warren Buffet’in ödediği vergi sadece 6 milyon dolar.

Global anlamda bu direnişe dünya sendikalarından desteğinin yok denecek kadar az olması, hatta ülkemiz sendikalarının bu haykırışı duymayışları oldukça üzücü. Özellikle New York merkezli sendikaların destek verdiği eylem, belki de farkında olmadan bir dönemin bittiğini haykırıyordu. Artık yeni bir dünya düzeninin kurulması gerekliliğini işaret ediyordu. Adalet ve hakkaniyet ölçülerinin merkeze alındığı bir düzen. Tam da burada Hak, hukuk, eşitlik söylemlerinin öncüsü olan sendikalara iş düşmektedir. Sendikaların bu yeni düzene katkıları ve yeni dünya düzeninde tutacakları konum oldukça önemli. Özellikle ülkemiz sendikalarının kayıkçı kavgalarından uzaklaşıp, kendi doğrularıyla değil, mutlak doğrularla hareket etmeleri gerekir. Kısa vadeli menfaatler doğrultusunda koşup, insan kaynaklarını heba etmek yerine, Polonya’da olduğu gibi değişimin öncüleri olmalılardır. Statüko ile sendikacılığı yan yana anılmasına karşı durmalılardır. İdeolojilerini müntesiplerin menfaatleri üzerinde görüp, mücadeleyi kör dövüşüne dönüştürmenin kimseye fayda sağlamayacağını herkesin görmesi gerekir.

Daha kısa süre önce MEB ile ilgili köklü değişimler getiren 652 sayılı KHK içerisinde yer alan “çağdaş dünya ekonomisi ile rekabet” ifadesi üzerinde çokça tartışılması gerekirken, yine ideolojik bakış açısıyla “Atatürkçülük” zeminine çekilen teze karşı, antitezler de bu noktanın etrafında dönünce, gerçekler konuşulamadı. KHK’nın bu bölümü yukarıda söz ettiğimiz kapitalist mantığın hukuk tanımazlığını, karlılık adına her yolun mübah olduğunun tezahüründen başka bir şey değildir. Amerikan rüyasının bittiği bir dönemde, geleceğimiz olan gençlerimize kapital bir bakış açısı sunmanın anlamı yoktur. Gençlere, kazanmak adına, rekabet adına birbirlerinin ayaklarının altına muz kabuğu koymayı değil, karşılıklı sevgi ve saygıyı merkeze alan eğitimi vermeliyiz.

Ülkemiz memur sendikacılığının kaybettiği imtihandan biri de; memura verilen toplu sözleşme hakkından sonra, TBMM de yapılacak uyum yasasına karşı birlikte hareket edilememesi. Oysa çıkarılacak yasa ideoloji ayrımı yapmaksızın tüm memurlar için hayati önem arz etmektedir. Başarılı olunması halinde tüm memurlar kazanacak, aksi halde herkes kaybedecek. Gelin görün ki ideolojik kaygılar, çalışanların menfaatlerinin önüne geçerek işverenin elini güçlendirmektedir. Yetkili konfederasyonun bu konuda üzerine düşeni fazlasıyla yapma gayretlerine, diğer konfederasyonların “başarılı olunursa onlar kazanır” düşüncesiyle içten içe başarısızlık için duaya çıkmış olmaları, oldukça düşündürücü bir durumdur. Uğruna şehitler(?) verdiğimiz demokrasi kültürümüzün nerede olduğunu varın sizler düşünün. Oysa doğru kimden gelirse gelsin yanında, yanlış da kimden gelirse karşısında olmamız gerekmez mi?

Dünyayı sömüren emperyalizm, yıllardan beri ülkemiz kaynaklarını da faiz, döviz hatta demokrasi adına sömürmeye devam etmektedir. Sistemin çöküşüyle ilgili fitili ateşleme Waal Street’ten geldi. Yıllardır emperyalizmin sömürüsüne karşı bireyi ve emeği savunan sendikalar bu kıvılcıma üfleyerek dahi olsa destek vermelilerdir. Zira bataklığın suyu buradan kesilecek. Aksi halde sivrisineklerin peşinde koşmanın anlamı yoktur.  Bu düzenin alternatifi olarak sosyalizmi görüp, geriye dönmek ise tam bir zavallılık olur.

Önümüzdeki yıllarda emperyalist sistemin çöküş sinyalleri daha da artacaktır. Yeni bir dünya düzeninin oluşması sendikaların yeni imtihanı olacaktır. Ya sermayenin yanında ya da emeğin yanında olacaklardır. Herkes gerçeklerle yüzleşmede, fatura ne olursa olsun göze alıp, alternatif sistemi tartışmalıdır. Dünya düzenin değişmesi sadece ABD’yi ya da zengin sınıfı değil, her kesimi derinden etkileyecektir. Ancak, vampirlerin yıllardır emdikleri kana karşı bütün bunlar değer. 

Önceki Yazılar
1- Öğretmen Mehmet Akif İnan / Hıdır YILDIRIM
2- Mehmet Akif İnan'ın şiir anlayışı ve 'vefa' beyti / Hıdır YILDIRIM
3- Toplu sözleşme sürecine dair / Şenol METİN
4- Yeni Türkiye tescillenmiştir / Talat YAVUZ
5- Vefa/t yahut Eğitim-Bir-Sen'in taşra tarihi / Hıdır YILDIRIM
6- Kâğıttan kaplan tüccarlarına cevap / Celal DEMİRCİ
7- Şair, mütefekkir, sendikacı Mehmet Akif İnan / Hıdır Yıldırım
8- Müdürler müfettiş olunca! / Talat YAVUZ
9- Eğitim-Bir-Sen sadece sendika değildir / Şenol METİN
10- Sendikal mücadelede algılar ve gerçekler / Celal Demirci
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14
Top