Bakanın Parmağı! /Talat YAVUZ
78175 | | | 01-06-2012

Diğer Yazarlar

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, 29 Mayıs’ta her kademedeki eğitim yöneticilerini bilgilendirmek için birçok merkezden izlenen, iki saatlik bir bilgilendirme toplantısı yaptı. Yaptığı uzun konuşmada birçok konuya değindi. Böylece yöneticiler, göreve başladığı ilk günden beri hep gündemde olan bakanlarını çok yakından tanıma fırsatı buldular.

Sayın Bakanın, eğitim sistemimizin mevcut durumunu anlatırken verdiği istatistikî bilgilere, tespit ettiği problemlere dair önerdiği çözüm önerilerine, iyi niyetle ülkemiz adına verilen bir çaba olarak bakmak gerekiyor. Her getirilen yeniliğe temelden karşı olmak, her şeyden önce eğitimci olarak bizlere yakışmaz. Çağı yakalamak adına, kendimizi sorgulayarak, gelişmiş ülkelerle karşılaştırarak, gereken önlemleri zaman kaybetmeden almalıyız. İçerik tartışılabilir ve farklı önceliklerimiz olabilir. Ancak, sayın bakanın yol ve yöntem konusunda, çok acil olarak kendini sorgulaması gerekir.

“İletişim” ve “yönetişim” kavramları üzerine her gün onlarca seminerin düzenlendiği günümüzde, eğitim alanındaki bilimsel doğruları eğip bükmeden bir bilim adamı titizliğinde, cesaretle ortaya koyduğunu ifade eden sayın bakanın, bu kavramlardan ne anladığını merak ediyorum. Acaba bu kavramlar, sadece alt düzeydeki yöneticilerin, muhataplarıyla olan ilişkilerinde mi önem kazanmaktadır? Taşrada görev yapan yöneticiler, kitle halinde, kendilerine iletişim kavramının doğrularıyla davranılmasını hak etmeyecek kadar kötü niyetli yöneticiler midir? İşin en temelinde görev yapan ve her fırsatta fedakârlığı beklenen bu yöneticiler sadece tehditkâr üsluptan mı anlıyorlar?

İki saate yakın süren konuşmasında sayın bakan, defalarca işaret parmağını sallayarak gergin bir vücut diliyle, “Bunun hesabını sorarım” demiştir. Dört defa sendikaları ve basını suçlamıştır. Kendisine yöneltilen eleştirilerden rahatsızlığını dile getirmiştir. Anlaşılamadığından şikâyetçi olmuştur. Bakan konuştukça salonlar gerilmiş, dinleyen yöneticilerin morali bozulmuş ve üzülmüşlerdir. Motivasyon sağlayacak yerde biraz daha gerilim biriktirmiştir. Aslında bir öğretim yılı böyle geçti. Sinir harbiyle başladı ve sinir harbiyle bitiyor. Bütün bu olup bitenler, öğretmenlerin bizzat başbakan tarafından, diğer memurlarla karşı karşıya getirildiği, çalışmayan ve diğerlerinin hakkına göz diken insanlar olarak hedef gösterildiği bir toplu sözleşme sürecinin, artık acı bir tiyatro halini alan Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun yüzde yarım puanlık artış yaptığı gün yaşanmıştır. Başbakanın öğretmene çok gördüğü 1.624 TL’nin yüzde üçü, 48.72 TL, yüzde yarımı ise 8.12 TL yapmaktadır. Sayın bakan siz, maaşı bu şekilde tartışılan eğitimcilere parmak sallayarak hitap ettiniz. Sizin yöneticilere davrandığınızın yarısı kadar onlar velilerine, öğretmen ve öğrencilerine davransa, olacakların nereye varacağını kimse kestiremez, okullarda huzur kalmaz.

Şimdi biz Eğitim-Bir-Sen olarak, bu öğretim yılının başından beri Milli Eğitim Bakanına ne dedik şöyle bir hatırlayalım ve bakanın suçlamalarını yeniden değerlendirelim:

-Üslup ve tavırlarınızdan rahatsız oluyoruz, öğretmenleri üzmeyin.

-Okul müdürleri, veliden para toplamak için izin istemiyor, okulların kaynak problemlerini çözün ve müdürleri dilenci durumuna düşürmeyin. Aramızdaki çürük elmaları ayıklayın, herkesi uluorta suçlamayın.

-Görevlendirme çalışanların yerine hangi ölçütlerle atama yapılacağını belirleyin ve atama yapın, yoksa hizmetler aksar dedik. Zira bugün hala kendinizle çelişerek şube müdürü görevlendirmesi yapmaya devam ediyorsunuz. Çünkü mecbursunuz ve biz de bunu söylemiştik zaten. Bugünleri görüp uyardığımız için mi kızıyorsunuz?

-Eğitim kamuoyunu zamanında bilgilendirin, eğitimin bütün paydaşlarının katkısını alın ve kapalı devre çalışmayın. Çok önemli düzenlemeleri aceleyle içinden çıkılmaz hale getirmeyin (Şu anda okula başlama yaşı kanunda 60 ay, İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nde 72 ay, son genelgede 66 aydır).

-Doğu ve Güneydoğu’da öğretmen tutmanın yolu zorlamak değil, özendirmektir. Özür grubu tayinlerini yapın, aile bütünlüğü anayasal bir haktır.

-Ek ödemede unutulmuş olmanın, okulunda çalışan hizmetliden daha az maaş alan öğretmen olmanın ayıbından bakanlığı da, bu ülkeyi de kurtarmak için öğretmenlerin yanında durun ve çaba sarf edin.

-Şiddete uğrayan öğretmenlerimizin yanında olun, önlem alın, geçmiş olsun deyin, bir ses verin. Rol icabı olsun bir kare fotoğraf çektirin.

-Bütün öğretmenler ek ders alamıyor, ek ders alamayan branş öğretmenleri 1.624 TL ile geçinemiyor, öğretmenler haftada on beş saat değil, daha çok çalışıyor. Öğretmenin emeği sadece girdiği ders saati sayısına göre değerlendirilemez. Öğretmen eve iş götürür, sınav okur, soru hazırlar, ön hazırlık yapar. Okuması ve araştırması gerekir.

-Maaşlarda istediğimiz artışı yapamıyorsanız bari adalet duygusuna saygı duyun.

-ALO 147 ile öğretmenleri hedef tahtasına oturtmayın.

-Daha çok çalışmaya, zaten yaptığımız hizmetiçi eğitim almaya, değişip yenileşmeye sonuna kadar varız, yeter ki adaleti sağlayın ve çalışanların hakkını verin.

-F@tih Projesi’nin uygulamasında, BT sınıfları uygulamasından ders alın yoksa ülkemizi tablet çöplüğüne çevirirsiniz dedik. Zira hazır teknolojiyi kullananlar ülkeler değil, yazılım üreten ülkeler kalıcı fayda sağlayabilecektir.

Evet, bunları söyledik ve söylemeye devam edeceğiz, hiç kusura bakmayın sayın bakan. Bugün eğitim kamuoyu gergin ve morali bozuktur. Hedef haline getirilmiş ve sahipsiz bırakılmıştır. Toplu sözleşme sürecinden, ek ödeme verilmeden, öğretmenler suçlanarak çıkılmıştır. Toplum nezdinde itibarsızlaştırılmış ve kolay hedef haline getirilmiştir. Öğretmenler söz konusu olunca koro halinde çok tatil ve az çalışma nakaratları söylenir olmuştur. Hiçbir meslek grubunun maaşı ve çalışma saatleri bu kadar kolay gündem oluşturmuyor. Öğretmen 15 saat çalışıyor diye yaygara koparırken, milletvekillerinizin meclise devamlarını sorgulamayı hiç aklınıza getirmiyorsunuz.  Belediyelerden okullara gönderilen, unvanı dahi belli olmayan çalışanların maaşları 3.000 TL’nin üzerindeyken, öğretmenin aldığı 1.624 TL hiç de şık olmayan bir tavırla başbakan tarafından en hassas bir dönemde dile getirilmiştir. Bütün eğitim camiası başbakanın böyle konuşmasında, sayın bakanın bize salladığı parmağı var diye düşünüyor. Bu gidiş böyle devam edecekse, size önerim, öğretmenler gününü de kaldırın, öğrencilerin öğretmenlere, “öğretmenim” demesini yasaklayın, hatta öğretmen isminin yerine başka bir isim bulalım; şöyle yeni öğretmen imajına uygun, robot çağrışımı yapan bir isim olsun. Bütün yapılanlara rağmen öğretmenler yola gelmiyor ve hala diğer memurların maaşına göz dikiyorsa, derslere diğer memurlar girsin. Eğitim fakülteleri düz memur yetiştirsin.

Bu olumsuz psikolojik ortamın sorumlusu sendikalar değil, hükümettir. Burada yapılması gereken, sendikalardan istifa edelim yaygaralarına inat daha büyük bir azimle yapılan bu yanlışlara isyan etmektir. Anlaşılan AK Parti iktidarı hiçbir zaman yüzünü memurlara dönmeyecektir. Her dönemin ekonomik dokunulmazlarının sekiz milyar dolarları affedilirken sesi çıkmayan maliye bakanı, ekonomiden sorumlu bakan ve çalışma bakanının bu süreçte oluşan imajları, peşlerini bırakmayacaktır.

 “Benden kimse hamaset beklemesin” diyen Milli Eğitim Bakanımıza son olarak, sizden bu saatten sonra zaten kimse hamaset beklemiyor diyorum. Her gün onlarca öğretmenle etkileşim halinde olan bir sendika ve eğitim yöneticisi olarak, bütün kalbimle inanıyor ve görüyorum ki, bugün bütün öğretmenler, kişilere, dönemlere ve maaşına bakmadan, mesleğinin onurunu kurtarmak ve ülkemizin geleceğini şekillendirmek için samimiyetle çalışıyor ve uzak hedefleri herkesten daha iyi görüyor ve özlüyor.  


Önceki Yazılar
1- Öğretmen Mehmet Akif İnan / Hıdır YILDIRIM
2- Mehmet Akif İnan'ın şiir anlayışı ve 'vefa' beyti / Hıdır YILDIRIM
3- Toplu sözleşme sürecine dair / Şenol METİN
4- Yeni Türkiye tescillenmiştir / Talat YAVUZ
5- Vefa/t yahut Eğitim-Bir-Sen'in taşra tarihi / Hıdır YILDIRIM
6- Kâğıttan kaplan tüccarlarına cevap / Celal DEMİRCİ
7- Şair, mütefekkir, sendikacı Mehmet Akif İnan / Hıdır Yıldırım
8- Müdürler müfettiş olunca! / Talat YAVUZ
9- Eğitim-Bir-Sen sadece sendika değildir / Şenol METİN
10- Sendikal mücadelede algılar ve gerçekler / Celal Demirci
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14
Top