Atanamayan Öğretmen Adaylarının Dramı / Mustafa Kır
78693 | | | 00-00-0000

Diğer Yazarlar

Öğretmen olmak amacıyla eğitim fakültelerinden mezun olup bir türlü atanamayan öğretmen adaylarının atanma mücadelesi gittikçe drama dönüşüyor. Bir rivayete göre 250 bin, başka bir rivayete göre 300 bine yakın öğretmen adayı her yıl olduğu gibi Şubat ayında atama emri bekliyor.

Her günün sabahında gazete kupürlerinde, internet sayfalarında, televizyon ekranlarında yüreklerine su serpecek bir haber, yetkililerin ağzından çıkacak bir umut sözcüğü aranıyor. Bu amaçla her gün binlerce telefon, fax, SMS ve mail gönderiliyor. Hepsinin ortak ifadesi, ‘Biz artık hayatımızdan bezdik, ailelerimizden ve çevremizden utanır hale geldik. Şubat ayında atanmamız için biraz daha baskı gücü oluşturamaz mısınız? İsteğimizin Başbakanımıza, Milli Eğitim Bakanımıza iletilmesinde aracı olamaz mısınız?

Felaket tellallığı mı, umut tacirliği mi yapalım?Ne diyelim? Milli Eğitim Bakanımız Şubat ayında yeni atama yapmak istemiyor. Başbakanımızın Şubat ayında öğretmen atama düşüncesi yok diyerek felaket tellallığı mı, yoksa Başbakanımız ve Milli Eğitim Bakanımız sizin hal-i pürmelâlinizi en az bizim kadar görüyor ve biliyor. Elbette sizin isteklerinize müspet anlamda cevap verecek diyerek umut tacirliği mi yapalım?

Bilindiği üzere atanmayı bekleyen öğretmen adayları çeşitli devlet üniversitelerinin öğretmen yetiştiren bölümlerinin sınavını kazanmak suretiyle öğretmen olmayı hak ederek mezun olmuşlardır. Neticede mezkûr kişiler, diplomalarını bakkaldan ve paralı üniversitelerden almamışlar, bizzat devlet üniversitelerinin açtığı kontenjanları tercih ederek diploma almayı hak etmişlerdir.

Ortada bir gerçek var ki, geçmişten günümüze uzanan süreç içinde devlet bir eğitim politikası üretemediği gibi, üniversitelerin eğitim fakültelerinin öğretmen yetiştiren bölümlerine ihtiyaç duyulanın kat be kat üstünde öğrenci alınmasına sessiz kalarak böyle bir dramın yaşanmasının baş müsebbibi olmuştur. Bu yüzdendir ki, sayıları 300 bini bulan öğretmen adayının sayısı azalma yerine her yıl yeni mezun olan öğretmen adayları ile çığ gibi artmıştır.

Eğri otursak da, doğru konuşalım. Plansız, programsız öğretmen yetiştiren eğitim fakültelerine gelişigüzel kontenjan ayıran, hangi alanda ne kadar ihtiyacın olduğu konusunda araştırma yapma ihtiyacı bile duymayan, hatta öğretmenlik mesleğini ilk on tercih içinde verenlere burs vaat ederek, tercih yapmaya yönlendiren sorumlular kendilerini hesaba çekmek, vicdan azabı duymak yerine, yeni atama yapmayı düşünmüyoruz, yeteneklerinize göre kendinize başka iş arayın gibi ifadeler soruna kayıtsız kalmanın yanında acımasızlığın da bir ifadesidir. Oysaki bu sorun kayıtsız kalınacak bir durum değildir. Zaten sorumlular sorunluların sorunlarını görmezlikten, bilmezlikten geldikleri için sorun gittikçe çığ gibi büyümüştür. Herkes nefsini hesaba çeksin. Suç; açılan kontenjanları tercih ederek, öğretmenlik mesleğini seçenlerde mi, yoksa plansız kontenjan belirleyenlerde mi?

Sorun, akılcı bir yöntemle empati yapılarak çözülebilir; hocanın, ‘bana damdan düşeni getirin, damdan düşenin halini ancak damdan düşen anlar’ dediği gibi. Üniversiteyi bitirmiş, askerliğini yapmış gençlerin ailesinin maddi desteğine bağımlı olarak maruz kalınan psikolojik işkencenin zorluğunu ancak onların yaşadıklarını az çok yaşayanlar anlayabilir.

Bu gençler üniversiteyi bitiriyor. 1 yıl, 2 yıl, hatta 3 yıl kendi alanları dışında KPSS’ye tabi tutuluyor. Yeterli puan aldığı halde yine 1 yıl, 2 yıl, 3 yıl veya daha fazla yeterli kontenjan açılmadığı için yine atanamıyor. Tekrar sınava giriyor, kazanıyor ve tekrar atanamıyor.

Bu süre zarfında görev alamadıkları için kimisi nişanlanmaya cesaret edemiyor. Kimisi ‘atanabilirim’ umuduyla nişanlanıyor. Düğünlerini atanabilme umuduna bağlıyor. Kimisi askerliğini yapıp bekliyor, kimisi askerliğini sürekli erteliyor; sorun bitmeyen hikâye gibi uzayıp gidiyor. Böyle bir durum, sınavdan öte ancak ‘Çin işkencesi’ olarak tabir edilebilir.

Şubat ayında atama bekleyen öğretmen adaylarının konumuyla ilgili olarak Başbakanla görüşen Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in, “Sayın Başbakan 652 sayılı KHK gereği Şubat ayında atamanın olmayacağını, en erken atamanın ise Ağustos ayından önce yapılacak yeni alan sınavı sonucuna göre yapılacağını ifade etmiştir” açıklaması, Şubat ayında atama bekleyen öğretmen adaylarının beklentilerini bir daha boşa çıkarmış, umutlarını bir daha umutsuzluğa dönüştürmüştür. Kamuoyu ve öğretmen adayları, Başbakanın bu açıklamayı yanlış bilgilendirme sonucu yaptığı kanaatini taşımaktadır. Çünkü 652 sayılı KHK’ya göre hazırlanan Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin 19. maddesinin 1. fıkrasında, “Öğretmenlik kadrolarına atamalar her yıl Ağustos ayında yapılır” ifadesi yer alsa da, yine aynı cümlenin devamında   “Bakanlıkça gerekli görüldüğü hallerde kadro imkânları ve ihtiyaç çerçevesinde Ağustos ayı dışında da atama yapılabilir” denilerek, öğretmenlik kadrolarına atamaların ihtiyaç çerçevesinde her zaman yapılabileceğinin yolu da açık tutulmuştur. O halde Şubat ayında atama yapılması yönetmeliğe aykırı bir durum olmayacaktır.

Gelinen noktada, hükümet ve Milli Eğitim Bakanlığı, zaman kaybetmeden hem atama bekleyen öğretmen adaylarının ve ailelerinin mağduriyetini sonlandırma hem de yapılan hatayı tamir etme adına 2013 yılı Şubat ayında en az ihtiyaç kadar öğretmen ataması yapmak suretiyle bu yöndeki beklentilere cevap vermelidir. Bundan sonra da öğretmen yetiştiren eğitim fakültelerinin kontenjanları mevcut yığılma dikkate alınarak MEB, YÖK ve üniversiteler arasında ihtiyaca göre belirlenmelidir.

Sonuç olarak, Milli Eğitim Bakanlığı, atanamayan öğretmenlerin varlığından ve bunlara öğretmen adayı denilmesinden rahatsız oluyor. İster adını koyalım, ister koymayalım, bu sorun gün ışığı gibi ortada olup, atanamayan öğretmen adaylarının ve ailelerinin olduğu kadar başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere ülkemizin kanayan bir yarasıdır. Bu yaraya acilen neşter vurulmalıdır. Öğretmen adaylarının ve ailelerinin yıllarca tabi tutuldukları psikolojik işkenceye bir an önce son verilmelidir.

Sendika olarak, atama bekleyen öğretmen adaylarımızın drama dönüşen mücadelelerinin istedikleri gibi sonuçlanmasını temenni ediyoruz, onların yanında olduğumuzun bilinmesini istiyorum. 

Önceki Yazılar
1- Öğretmen Mehmet Akif İnan / Hıdır YILDIRIM
2- Mehmet Akif İnan'ın şiir anlayışı ve 'vefa' beyti / Hıdır YILDIRIM
3- Toplu sözleşme sürecine dair / Şenol METİN
4- Yeni Türkiye tescillenmiştir / Talat YAVUZ
5- Vefa/t yahut Eğitim-Bir-Sen'in taşra tarihi / Hıdır YILDIRIM
6- Kâğıttan kaplan tüccarlarına cevap / Celal DEMİRCİ
7- Şair, mütefekkir, sendikacı Mehmet Akif İnan / Hıdır Yıldırım
8- Müdürler müfettiş olunca! / Talat YAVUZ
9- Eğitim-Bir-Sen sadece sendika değildir / Şenol METİN
10- Sendikal mücadelede algılar ve gerçekler / Celal Demirci
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14
Top