'İyi'nin Görünmezliği
79946 | | | 27-02-2015

Habibe ÖÇAL

“Toplumu şekillendiren kadındır. Dolayısıyla bir toplumda yapılmak istenen mühendislik-tasarım-yönlendirme 'kadın'ın inşası-değişimi ve dönüşümü ile yönetilebilir”

 

Bana göre kadınının toplumsal işlevini ortaya koyma bakımından yapılmış güzel tespitlerden bir tanesidir. Türkiye’de kadın olmanın serencamına bir göz atacak olursak Osmanlı döneminde kadınlar varlık gösterebildikleri her alanda, dönemin sosyo-kültürel şartlarına bağlı olarak üreten, yaşayan ve yaşatan rollerini yerine getiriyorlardı. Sanatla uğraşarak, şiir yazarak ve edebiyat meclislerinde bulunarak, fakir fukarayı gözeterek, yetimin başını okşayarak varlıklarını toplum içinde en güzel şekilde ortaya koydular.
 

Batılılaşma süreciyle birlikte yaşanan olumsuz siyasi ve toplumsal gelişmeler üzerine yetki sahipleri  “Nerede eksik kaldık?” sorusuna cevap aramaya başladı. Belki de bugün yaşanan kopuşun kırılma noktasını bu soruyu soran zihniyette aramak gerekir. Bu arayış farklı kültürlere bakmaya (ki o dönemde bu kültürün kaynağı Fransa idi)  yönlendirdi.  Bu bakış sosyo-kültürel hayata nüfuz etmekte gecikmedi. Kendi kültürümüze taban tabana zıt bir batı kültürü ülkemizi istila etti. Varlık sebeplerinin kaynaklarından yavaşça uzaklaşan kadınlar iki kültür arasında kaldılar. Bir ayakları inançları üzerindeyken diğer ayaklarıyla yenileşmeleri takip ediyorlardı. Yardım cemiyetleri oluşturarak, yazılar yazarak, edebiyatla uğraşarak varlıklarını gösterdiler.
 

Cumhuriyet dönemi ile birlikte bir ayağı inançlarında sabit duran kadınlar, bir anda perde arkasında kaldılar. Çünkü onlar ‘iyi’liği temsil ediyordu. İyiliğin doğası ise görünmez-gösterilmez olmaktır. İyilik görünür kılındığında saflığını kaybeder, bu da inançlı kadının değerlerine tersti.
 

Peki, bu dönemde görünen ve görünür kılınan kadın modeli ne oldu? Pozitivist ve materyalist değerlerle hayata bakan, maddi ve manevi her şey akıl süzgecinden geçirerek ispatlanabilirliği ölçüde inanan batılı kadın profili rol model oldu.  
 

Ve zaman beklemez…
 

Hayatı maddeci bakış açısıyla değerlendiren kadın profili rol model olarak topluma sunulurken,  kadın manevi olanla arasındaki bağı zayıflattı. Cumhuriyet dönemlerinde Türkiye’de etkisini gösteren modernizmin rüzgârıyla birlikte kadın; çevresine, kendisine ve vücuduna ruhsuz bir makine muamelesi göstermeye başladı. Göründüğü ve gösterdiği kadarıyla var olan kadın; görünen, gösterilen, bakılan ve hatta beğenilen bir meta olduğunda kendisini başarılı, güçlü, özel ve güzel hisseti. Zamanla bu hissin tutsağı haline dönüştü.
 

“İyilikleriyle” var olan kadınlar ise, “iyi”nin yapısı bozulmasın diye, takva diye yine arka planda, gölgede, görünmeyen alanda kaldılar.
 

Ta ki 28 Şubat süreci ile gelişen büyük kıyıma kadar… Bu kıyım eğitim alarak iyilikleri çoğaltma kaygısı ile yola çıkan insanlar üzerinde gerçekleşti. Bu kaygıyı taşıyan kadın-erkek fark etmeksizin yapılan kıyımda en çok başörtüleri, görünür olmaları sebebiyle kadınlar yara aldı.
 

Bu dönemde kadınlar manevi olanla bağlarını güçlendirip sağlamlaştırırken, Allah’ın ipini ise bir an bile bırakmadılar.
 

Gün geldi kıyım sona erdi. Bu davada haklı mücadelelerinde kazanan kadınlar yeni nesillere örnek olsun diye yapılan iyilikleri görünür kılmaya başladılar. Bugün bütün dünyayı etkisi altına almış “tüketim” fırtınasının içinde dik durabilme mücadelesi veren insanlar olarak yaşıyoruz.Tüketim kültürü gelişmeye devam ederken hızla toplumsal yapıya da nüfuz etti.. Ekonomik gücün toplumsal değerlerden daha fazla "görünür" olmakta etkili olduğu fark edildi.
 

Bugün, hem muhafazakâr hem de seküler alanda var olan kadınlar gören, görünen ve gösterilebilen bir bilinç kayması yaşıyorlar. Yazılı-görsel medyadan topluma yapılan yönlendirmeden istisnasız bütün kadınlarımız payına düşeni alıyor.
 

Tüm reklamlarda, filmlerde kadın bakılan, gösterilen, tüketen ve tüketilen malzeme olarak kullanılıyor ve itibarsızlaştırılıyor.
 

Muhafazakâr çevre içerisindeki kadında ise şekil değişse de bakış açısı değişmemiştir. İçlerindeki güzel elbiseleri gösteremedikleri için elbise şekli verilmiş pardösüleri tüketmeye başladılar. Makyaj yapılmadı ama cilt güzelleştirme yöntemlerine başvuruldu. Takılan eşarpların markası, şekli, kullanılan çanta, ayakkabı görünür olmanın var olmayla eşit kabul edildiği bir noktaya taşıdı kadınları.
 

Kadınlar, hangi düşünce ve inanca sahip olursa olsun, bir bütün olarak, gören, gösteren, görünür olan, dikkat çeken, farklı olmak adına özünde birbirinin aynı davranışları sergileyerek erkek egemen bir dünyanın tüketen ve tüketilen bir nesnesi konumunda olduğunu fark etmelidir. Kadın manevi olanla arasındaki bağı güçlendirmediği sürece bu nesne olma ve değersizleşme akımına dur diyemez.
 

Var olan hâkim sistem karşısında kadınlar değerler tabanlı duruş ve oluşum içinde olup her türlü itibarsızlaştırma ve gözden düşürme hamleleri karşısında dik durmalıdır. Kadınlarımız Kadın hakları savunuculuğu adı altında genel insan haklarının ayrıştırıcı özneleri olma tuzağına düşmemelidir. Kadınlarımız için kendi medeniyet değerlerinin ekseninde yeniden bir dirilişe ve kıyama durma mecburiyeti kaçınılmazdır.
 

 

Habibe Öçal

Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Kadınlar Komisyonu

 Başkan Vekili 

 

Önceki Yazılar
31- Toplu sözleşme başlarken / Talat YAVUZ
32- Arka bahçeli sendikacıların erime kaygıları, beyhude beklentileri / İdris ŞEKERCİ
33- Ölü getir sevelim yaralı getir övelim / Yunus ÖZDEMİR
34- 'İyi'nin Görünmezliği / Habibe ÖÇAL
35- Vefa budur / Hıdır YILDIRIM
36- Erdem Döngüsü / Hüseyin Caner AKKURT
37- Seçimin ardından / Talat YAVUZ / Diğer Yazarlar
38- Barkodlu besleme / Celal DEMİRCİ / Diğer Yazarlar
39- Okul Kantinleri / Talat Yavuz / Diğer Yazarlar
40- İslamofobiciler \ Cahit Suci / Diğer Yazarlar
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14
Top