Büyük buluşmanın coşkusuyla yürüyüşümüz devam edecek
76076 | | | 06-10-2015

Atilla OLÇUM

Millet olarak zor günlerden geçiyoruz. Sözün bittiği yerde acıyı sözle bileyleyip bal eylemek, meramı dile getirmenin ve çıkan yangını yürekten gelen gözyaşıyla bir nebze söndürmenin çabası olsa gerek.

Memur-Sen ve Eğitim Bir-Sen ailesi olarak, bu milletin bağrından umudun adı olarak filizlenip, birlik ve beraberlik içerisinde kardeşliğin teminatı olmanın haklı gururuyla bu teveccühe layık bir duruş sergileme cehdimiz devam ediyor.

3. Dönem Toplu Sözleşme’de 213 kazanım elde ederek, 11 hizmet kolunda da yetkili olmanın hakkını yerine getirip, kamu görevlilerinin ve emeklilerinin yüzünü güldürdüğümüz bugünlerde bu sevinci yaşamaya fırsat kalmadan maalesef kirli oyunlarla acı dolu günler yaşıyoruz.

Karşımızdaki yangını söndürmek öncelikli görevimiz ve sağduyu tarafında olmamız insani ve milli bir görev iken, sendika ve fikir farkı gözetmeksizin teröre karşı ortak bir refleks ve tavır sergilememiz gerekirken, bazı sendikaların yenilginin hazımsızlığı ile alışkanlık haline getirdikleri, basit kurnazlıkla bel altı vurma ve iftira girişimleri acı bir tebessüm bırakıyor vicdanlarda.

‘Yalancı Çoban’ın hikâyesi bu şahıslar tarafından bir daha okunsa yeridir. Ama ondan da ders çıkarmayacakları aşikârdır. Kendi söyledikleri yalan ve iftiralara kendilerini o kadar kaptırıyorlar ki, ‘bu yalan’ diyenlere çemkirip onları tehdit etmekten de geri durmuyorlar. Genel Başkanımız Ali Yalçın’ın tüm toplumun ve medyanın gözü önünde cereyan eden toplu sözleşme görüşmeleri esnasındaki duruşu ve tepkisi, ardından gelen başarıyı manipüle etmek için akıllara durgunluk veren söylemler üretiyorlar.

Çamur at izi kalsın ve karalamanın sloganik cümlelerini devşirip, acemilikle itham ettikleri Ali Yalçın’ın masadan kalkıp Hakkın hatırını âli tutması, “kal” gelmiş vaziyette oturdukları yere çakılı kalan “tecrübeli” sendikacıların ezberlerini bozmaya yetiyordu.

Başarıyı takdir etmekten uzak olanların en azından kendi iyilikleri ve başarıya ulaşmaları için taklit yeteneklerini geliştirmeleri kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Yaşadığı zamanın farkında olan insanların, her hâli ve duruşu da bu farkındalığı gösterir. Sendikacılığımız da bu çerçevededir. İçinde bulunduğumuz zamanın yükümlülüklerini üstlenerek, niçin yaşadığımızın bilincinde olarak, sürecin nesnesi olmak yerine öznesi oluruz. Bu duruşu sergileyemeyen ve bu idrakten uzak olanlar ise, yeryüzünün fesatçıları olup, fitne odaklarının hizmetine koşarak girenlerdir.

Dünya Müslümanlarının neredeyse tamamı uyutularak, uyuşturularak, darbe ile tepesine binilerek ya da açlık, yoksulluk, iç savaş gibi meşgalelerle tüketilerek etkisizleştiriliyor. İslam dünyası, yüzyıldır, ipleri Batı’nın elindeki kuklalar tarafından yönetiliyor. Batı için, kral, diktatör fark etmiyor. Yeter ki millet idareye hâkim olmasın, milli irade o ülkenin yönelişine ve yönetilişine etki etmesin…

Milli iradenin fırsat bulup ayağa kalktığı zamanlarda da hemen şer güçler devreye giriyor, millet devreden çıkarılıyor. Bu yaşadığımız günlerde buna şahit oluyoruz. Bu millete ağır bedeller ödetilerek bu uyanışın önüne geçenler, hepsi şer üstüne ittifak edip aynı dili kullanıyorlar. Çünkü kandan beslenenlerin, varlığını başkalarının yokluğu üstüne kuranların yapabilecekleri başka bir şey yoktur.

Ülkede yaşanan kardeşlik ve barış dolu bahar havası, kaos ve kavgadan beslenenleri rahatsız etmiş ve genç bedenlerin toprağa düşmesi onların iştahını kabartmıştır. Milletimizin uyanışı, yıllardır kendisine vurulan prangalardan kurtulup, zincirlerini kırması, kardeşçe ve birlikte yaşaması bunların uykularını kaçırmaya yetmiştir bile. Bağırtılarından ve can havliyle feryatlarından bu anlaşılmaktadır.

“Önce İnsan” diyerek, halka hizmeti Hakka hizmet bilip, bu milletin kökleriyle buluşmasını sağlayan, sendikacılığı kuruş talebinden kurtarıp, duruş sendikacılığına çeviren, Hakk’ın hatırını âli tutup hiçbir hakka feda etmeyip, 1400 yıl öncesiyle buluşmayı sağlayan, milletin özünden kopup gelerek yankı bulan Eğitim-Bir-Sen’in sendikacılık anlayışını karalayan, faşist, cuntacı, militarist, ırkçı, emperyalist, işbirlikçi, komprador, kalantor ve oligark özelliklerle sendikacılık yapan anlayıştan farklı bir tutum sergilemesini beklemek hayalcilik olur.

Adına sendika demekle sendika olduğunu sanan ve gücünü milletten almak yerine, milliyetçilik perdesi altında emir aldıkları yerlere selam çakıp kendilerine tevdi edilen göreve koşanlar, elbette sebep oldukları yangını söndürmeyeceklerdir. Ama bilmelidirler ki, ülkenin ve ümmetin yaşadığı coğrafyanın her köşesine ulaşan Memur-Sen ailesi, kardeşliğin, birlik ve beraberliğin somut hâli, inşa edicisi ve garantisidir, olmaya da devam edecektir.

Bu ülke geleceğe emin adımlarla, Türk, Kürt, Çerkez, Laz, Arap, Gürcü, millet olarak el ele yürüyor ve kardeşçe, birlik içerisinde, köklerine, değerlerine sahip çıkarak, tüm engellere, engellemelere rağmen büyük buluşmanın coşkusuyla yürüyüşüne devam edecektir. 

Önceki Yazılar
1- Aydınlıkta kaybedileni karanlıkta aramak
2- Vesayetin esaretinden milletin hakemliğine
3- İstiklâl ve istikbâl mücadelemiz
4- İLKSAN iflası seçti, üye de seçimleri pas geçti
5- Yeni anayasa, yeni müfredat
6- Eylem ve söylem estetik bir mahiyet kazanınca
7- Yarınların tohumunu yüreklere serpmek
8- Bir başarısızlık hikâyesi: İLKSAN
9- Bir Olmanın Sırrını Keşfetmek
1
Top