Yılkı sendikacıları
79283 | | | 26-11-2015

Celal Demirci

 

Eskiden çiftçiler yazın kullandıkları atları kışın besleyecek durumları olmadığından açık araziye bırakır, yazın at lazım olduğunda da hangi at denk gelirse tutar, kullanırlardı. Yani bu atlar bir nevi ihtiyaç duyulduğunda sahiplenilen sahipsiz atlardı. Kim yakalarsa onundular. Günümüzde bazı siyasetçi ve sendikacılar da tıpkı açık araziye bırakılan yılkı atları gibi seçim, toplu sözleşme, yeni kabinenin kurulma vb. kritik zamanlarında araziyi ısıtmak için tutulurlar. Bunlar içgüdüsel olarak seçim ve toplu sözleşmeye güdümlüdürler. Yakın geçmişin akımlarının, modalarının türetilmesi veya taklit edilmesine retro deniyor. İşte bu yılkı sendikacıları da yılkı atlarının günümüzdeki retrosu adeta… Günümüze uyarlanmış hali… Bir farkla ki, yılkı sendikacıları yapmaya değil, yıkıma geliyorlar. İyi, doğru, güzel adına ne varsa yıkmaya… Bunlar kış gelip bayıra salındıklarında kurda kuşa yem olmamak için karda ters yürüyüp iz kaybedenlerdir. Faili belli eylemlerin sözde gizli öznesi operasyon çocuklarıdır bunlar. Hep kritik zamanlarda, özellikle de kriz zamanlarında görürsünüz. Mevsimlik sendikacıdırlar. Efendilerinin kurgusu, vesayet savaşlarının sendikal alandaki temsilcileridirler. Mevsimliktir bunlar, gelir geçerler… Yılkı sendikacıları son birkaç yılda telkin, ajitasyon, propaganda, kafa avcılığı peşinde koşarak kendi mezar kazıcılarına davetiye çıkarırcasına yarattıkları kriz sarmalından doğan kaosta kendilerine abıhayat aradılar. Konsept hep aynı, ‘memuru sattılar’ konsepti... Hep aynı sloganlar, periyodik sıklıkla paralel kardeşlerle senkronize bir şekilde aynı frekansla dillendirilecek ki, algı yerli yerine otursun. Olgu… Kimin umurunda? Kurgu sağlamsa kim takar olguyu… Biraz da matematik doğradın mı tadından yenmez bu kurgu.

Riski yönetemeyenlerin kriz yönetmek zorunda kalacağını kestiremeyen siyasi vesayet savaşlarının sendikal alandaki temsilcisi mevsimlik sendikacıların toplu sözleşme dönemindeki, ‘evde kalmış kızın akraba düğünündeki son çırpınışları’nı andıran trajikomik hallerini hatırladığımızda; vasatın hakimiyetine mahkûm olmamanın şükrünü bir kez daha yaşıyoruz.

Bizi vasata mahkûm etmeyenlerden Allah razı olsun. Darbe günlüklerinde sendika diye yazılanların ırgat diye okunduğu bir Türkiye’de rengi sarı iken günlükler ortaya çıktığında moraranlar bilmelidir ki, Milli Eğitim’de 360 bin üyenin kaleminden sendika diye yazılır, Eğitim-Bir-Sen diye okunur. Paralelin nasıl yazılıp, nasıl okunduğunu da toplu sözleşme masasının kenarına paralel bir şekilde yapışıp kalanlar çok iyi bilir… 

Önceki Yazılar
1- Öğretmen Mehmet Akif İnan / Hıdır YILDIRIM
2- Mehmet Akif İnan'ın şiir anlayışı ve 'vefa' beyti / Hıdır YILDIRIM
3- Toplu sözleşme sürecine dair / Şenol METİN
4- Yeni Türkiye tescillenmiştir / Talat YAVUZ
5- Vefa/t yahut Eğitim-Bir-Sen'in taşra tarihi / Hıdır YILDIRIM
6- Kâğıttan kaplan tüccarlarına cevap / Celal DEMİRCİ
7- Şair, mütefekkir, sendikacı Mehmet Akif İnan / Hıdır Yıldırım
8- Müdürler müfettiş olunca! / Talat YAVUZ
9- Eğitim-Bir-Sen sadece sendika değildir / Şenol METİN
10- Sendikal mücadelede algılar ve gerçekler / Celal Demirci
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14
Top