Vatanını canından aziz bilen vatan şairi
8396 | | | 28-12-2015

Ahmet AYDINSOY

 

 

Vatanınızın her karış toprağı dört bir yandan kuşatılmış olsa, tüm dünya var gücüyle, açgözlü sırtlanlar gibi üzerinize üşüşse, o güzel ‘Anadolu’nuza, ağzından salyalar akan aç kurtlar gibi gözünü dikse ve sizin karşı koyacak gücünüz, silahınız, cephaneniz olmasa, ne yapardınız? Esareti, zilleti seçip, teslim bayrağını mı çekerdiniz. Yoksa “iman dolu göğsünüzü” siper edip, canınızı imanınıza şahit kılıp, insanlığın ulaşabileceği en yüce makam olan şehadet şerbetini mi içerdiniz? Cennet vatanınızı namerde çiğnetmeyip, cennete mi yürürdünüz?  Ahzap Suresi’nin 23. Ayetini sancak yapıp cepheye mi koşardınız?

“Mü’minler arasında öylesi vardır ki, verdiği sözü (her zaman) yerine getirir. Kimi ölüme gitmek suretiyle sözünü yerine getirmiştir, kimi de (kararlarından) vazgeçmeden (ahitlerini) yerine getirmeyi beklemektedir.”

Bizler, Akif’in eşsiz şahsiyetini, gönlünün derinliklerinden gelen coşkun eserlerini, çağımızın ve geleceğimiz olan gençlerimizin gönüllerine ince ince nakşetmeliyiz. Gönülden gelen, gönüllere inermiş. Akif’in gönlünden çıkan bu coşkun seli önce gönlümüze, oradan öğrencilerimizin gönüllerine dokumalı; gönüllere dokumak için, gönüllere dokunmanın yollarını bulmalıyız.

O tebliğci ve davetçidir. Safahat bir dava kitabıdır. Cumhuriyetin en zor, sıkıntılı günlerinde Müslümanların ilham kaynağı olmuştur. Hiç kimsenin rahatça konuşamadığı günlerde, onun eserleri, can simidi olmuştur. Özellikle İstiklal Marşı ve onun her satırı, bizim için bir hazine değerindedir. Sadece sözleri değil, yazılışı, yarışmanın yapılması, her konuda olduğu gibi bu konuda da ortaya koyduğu örnek şahsiyeti gençlerimize verilebilecek muhteşem örneklerdir.

Akif, gerçekten Kur’an ahlakının özüne sahip örnek ve önder bir şahsiyettir. Onun Kur’an’la terbiyesi küçük yaşta başlamıştır. Hatimle namaz kıldıran tam bir hafızdır.

Kurtuluş savaşının şahsına münhasır kahramanlarından Akif, şehir şehir, kasaba kasaba gezerek, milleti şahlandırıp cephelere koşturmuştur. Tüm dünyanın bir araya gelip üzerimize çullandığı bir dönemde, ümitsiz sinelere, Kur’ani imandan aldığı kuvvetle ümit aşılamış, iman ile ümitsizliğin asla bağdaşmayacağını gittiği her yerde haykırmıştır.

Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak... 

Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak. 

Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle. 

İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:  

Ey dipdiri meyyit, 'İki el bir baş içindir.' 

Davransana... Eller de senin, baş da senindir! 

His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin? 

Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin. 

Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz? 

Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz? 

Dünyaya dünyalık yönüyle hiçbir değer vermemiş, paraya, makama, şana, şöhrete asla boyun eğmemiştir. Soğuk kış günlerinde giyecek paltosu dahi yokken, İstiklal Marşı yarışmasından kazandığı ödülü, kuruşuna dahi dokunmadan, Dar’ül Mesai, yani kadın ve kız çocuklarına örme işini öğreten kuruma bağışlamıştır.

Hüseyin Cahit onun hakkında şöyle diyor: “Fikir ve kanaatleri bize uymadığı halde saygı duyarım. Çünkü yalan söylemedi, gösteriş yapmadı.”

Şukufe Nihal de: “Akif dönmedi, paraya mevkiye yaltaklanmadı. Vicdanına hıyanet etmedi. Gururunu çiğnemedi. İnsan kaldı.”

Kendisi de, İki Arkadaş Fatih yolunda manzumesinde şöyle diyor:

“Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim.

İnan ki her ne demişsem görüpte söylemişim.

Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek.

Sözüm odun gibi olsun; hakikat olsun tek !

O, yüzyılın yük akıydı. Adam gibi adamdı.

Nadi Sadullah diyor ki: “Mehmet Akif ideal bir sanatkârdır. Amacı için ölüm döşeğine girene kadar, dönmeden, yılmadan, bıkmadan, durmadan dövüştü. Davasını, saçları sakalları ağarıncaya kadar, kutsal bir yük gibi, diyar diyar taşıdı. Satmadı. Satılmadı.”

O vatanını canından aziz bilen ender insanlardandı. Hayatının hiçbir döneminde yapılan yanlışlıklara sessiz kalmamış, en yüksek perdeden mücadele ve muhalefet etmiştir. Bu yüzden İkinci Meclis’te milletvekili yapılmamış, dahası neredeyse göz hapsine alınmış, peşine hafiyeler takılmıştı.

Vatan şairi, istiklal şairi, Kur’an şairi, İstiklal marşını, o, milletimindir diyerek, safahatına almayan, ülkeme parayla istiklal marşı yazamam diyen Mehmet Akif Ersoy’un cenazesine İstanbul Valisi dahil, hiçbir devlet yetkilisi katılmamıştır. Katılmak şöyle dursun, hiç kimsenin konuşmasına dahi izin verilmemiştir.

 

Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş... 

Sesler de: 'Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş! ' 

Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından, 

Tek kol da yapışsam demiyor bir taraftan! 

Sâhipsiz olan memleketin batması haktır; 

Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır. 

Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar... 

Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var. 

Feryâd ile kurtulması me'mûl ise haykır! 

Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır! 

'İş bitti... Sebâtın sonu yoktur! ' deme, yılma. 

Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma. 

Önceki Yazılar
1- Öğretmen Mehmet Akif İnan / Hıdır YILDIRIM
2- Mehmet Akif İnan'ın şiir anlayışı ve 'vefa' beyti / Hıdır YILDIRIM
3- Toplu sözleşme sürecine dair / Şenol METİN
4- Yeni Türkiye tescillenmiştir / Talat YAVUZ
5- Vefa/t yahut Eğitim-Bir-Sen'in taşra tarihi / Hıdır YILDIRIM
6- Kâğıttan kaplan tüccarlarına cevap / Celal DEMİRCİ
7- Şair, mütefekkir, sendikacı Mehmet Akif İnan / Hıdır Yıldırım
8- Müdürler müfettiş olunca! / Talat YAVUZ
9- Eğitim-Bir-Sen sadece sendika değildir / Şenol METİN
10- Sendikal mücadelede algılar ve gerçekler / Celal Demirci
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14
Top