Muhaciri olduğumuz dünyanın Ensarı olmak
77896 | | | 20-04-2016

Ali YALÇIN

 

Yöneticilerin zalim uygulamalarla halklarına zulüm ettikleri ya da başka toplumlarla savaşlara tutuştukları dönemlerde insanlar, bulundukları toprakları terk ederek başka diyarlara göçmeyi en güvenilir yol olarak görmüştür. Son yıllarda, İslâm coğrafyasının dört bir yanında bu faktörün eş zamanlı olarak etkin olduğuna şahit oluyoruz. İslâm coğrafyasının bir kısmında, insanlar evlerini-barklarını ve yaşadıkları toprakları terk ederek daha güvenilir diyarlara göç etmeyi tek çıkar yol olarak görmektedir. Yaşı yarım asra yaklaşan her birimiz İran’dan, Afganistan’dan, Bulgaristan’dan, Bosna-Hersek’ten, Çeçenistan’dan, Irak’tan göç ederek ülkemize yerleşen kitlelerle karşılaştık, onlarla tanıştık, kaynaştık, hatıraları yâd eden sohbetler ettik. Köklü bir geçmişe ve en uzun sınıra sahip olduğumuz komşumuz Suriye’de yaşananlar, topraklarımıza doğru yaşanan göç, bunların hepsinden daha yoğun, daha baskın bir hâl almış durumdadır.

Zalim diktatörün zulmünden, baskısından ve acımasız savaştan kaçarak komşu ülkelere göç eden kayıtlı Suriyeli sayısı beş milyon sınırına dayanmıştır. Türkiye’ye göç edenlerin sayısı, diğer bütün ülkelere göç edenlerin sayısından daha fazladır. 17 Şubat 2016 tarihi itibarıyla bu rakam 2 milyon 620 bin 553’tür. Bu rakamlar, sadece kayıtlı olan Suriyelilere aittir. Gerçek rakamlar ise bundan daha yüksektir. Kayıt dışı olarak diğer ülkelere giden mülteci sayısını, kayıtlı olanlara eklediğimizde daha yüksek rakamlara ulaşılacaktır.

Suriye’den ülkemize doğru gerçekleşen zorunlu göç 2011 yılında başlamıştır. Bu göçmenler ilk zamanlarda misafir olarak kabul edilmekteydi. Göç edenlerin sayısındaki sürekli artışlarla birlikte, 2001 Avrupa Geçici Koruma Yönergesi’ndeki birtakım hükümlere başvurularak misafir sıfatı yerine Suriyelilere geçici koruma statüsü verilmeye başlandı. Burada dikkate değer bir nokta, ülkemize gelen Suriyeli misafirlerimizin mülteci konumunda olmamalarıdır. Taraf olduğumuz uluslararası antlaşmalar, Türkiye’ye sadece Avrupa ülkelerinden gelen zorunlu göçmenlere mülteci statüsünü vermektedir. Ülkemizde bulunan Suriyeliler, her türlü ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmakta olan geçici koruma statüsündedirler. Geçici koruma altında olmaları dolayısıyla da iltica etme veya üçüncü bir ülkeye sığınma ya da başvuru yapma hakları bulunmamaktadır. Bu statü, savaşın bitmesiyle Suriyelilerin evlerine döneceğini varsaymaktadır.

Ülkemizin taraf olduğu pek çok uluslararası sözleşme, sığınmacıların haklarını koruma altına almaktadır. Hükümet, bu sözleşmelerden doğan yükümlülükler gereği kurduğu kamplardaki geçici eğitim merkezlerinde zorunlu eğitim çağında olan çocukların ve gençlerin eğitime devam etmelerine imkân tanımıştır. Bununla birlikte kampların dışında yerleşik olan Suriyeli çocuk ve gençlerin eğitimlerine Türk okullarında devam etmelerine de imkân vardır. Ancak gerek kamplarda gerekse kamp dışında yerleşik olanların okullaşma oranının yüksek olduğunu söylemek mümkün değildir. Günümüzde yüzde 50’ler civarında olan bu oranın yüzde 100’lere çıkarılması hayati önem taşımaktadır.

Barınma, sağlık ve gıda yardımlarının yanı sıra kendi dil ve kültür farklılığı hususunda özen ve ihtimam göstererek sığınmacılara eğitim imkânı oluşturmak, hayati önem arz etmektedir. Bu amacın başarılması şu anda yaşanan sıkıntıların ileride daha da büyümesinin önünü alacak, daha sağlıklı, sorunsuz bir ilişki zemininin oluşmasına yol açacaktır. Ayrıca köklü bir medeniyetin değerlerini devralmış bir toplum olarak, ülkemize sığınanlara karşı tutumumuzun temel ölçüsü, öncelikle insanî duyarlılıktır. Kaldı ki, çok yakın tarihî ve kültürel bağlarımız olan Suriyeli muhacirlere, diğer ülkelerde görüldüğü şekliyle bir yük, bir sıkıntı olarak değil, dara düşmüş kardeşlerimize, kardeşleri olarak yardım etme duygu, inanç ve ahlâkıyla yaklaşmaktayız.

Ülkemize yerleşen Suriyelilerin kısa zamanda kendi topraklarına dönemeyecekleri yaygın bir kanaat olarak ortaya çıkmış durumdadır. Buna bağlı olarak, Milli Eğitim Bakanlığı bu yıldan sonra geçici eğitim merkezlerine öğrenci alınmaması yönünde karar almıştır. Böylece ivedilikle Suriyeli çocukların Türkiye’nin normal okullarına kayıt edilmesi planlanmaktadır. Geçici eğitim merkezlerinde verilen eğitimin kalitesinden kaynaklanan sorunlar bulunmaktadır. Bu merkezlerde sadece Türkçe dersleri Türk öğretmenler tarafından verilirken, diğer dersleri Suriyeli öğretmenler vermektedir. Geçici eğitim merkezlerinde Suriye’deki eğitim programı –bazı düzeltmelerle- uygulanmaktadır. Ancak Suriyeli öğretmenlerin gerek öğretimlerinin gerekse öğretmenlik deneyimlerinin yeterli olduğu söylenemez. Geçici eğitim merkezleri yerine normal okulların kapılarının Suriyelilere açılmış olması sevindirici bir durum olmuştur.

Milli Eğitim Bakanlığı, Yabancı Öğrenci Bilgi İşletim Sistemi’ni (YÖBİS)  hayata geçirerek, geçici koruma altında bulunan eğitim çağındaki Suriyeli çocukların okullara elektronik sistem üzerinden kayıt olmasını sağlamakta, okula devam ve sınav başarıları gibi verileri elektronik ortamda takip etmektedir. Normal okullara devamın sağlanması durumunda YÖBİS sistemi tıpkı e-okul gibi Suriyeli öğrencilere hizmet verebilecek durumdadır.

Devletin Suriyelilere karşı gösterdiği misafirperverliğin yanında halkımız da tüm şefkatiyle bu mazlum misafirlere kucak açmakta, maddi ve manevi olarak üzerine düşeni yapmaktadır. Suriye’den gelen sığınmacılar halkımız tarafından muhacir olarak kabul edilmektedir. Asr-ı Saadet’te yaşanan muhacir-ensar kaynaşmasının bir benzerinin bugün kendi topraklarımızda yeniden hayat bulduğuna şahit olmaktayız. Medeniyet pratiği Eyyüb el Ensarî’den bu yana kardeşlik ve merhamet duygularıyla gelişen bu topraklar, zorda kalan her insana kucak açıp bağrına basma yüceliğini göstermiştir, göstermektedir. Yaşanmış acılara bir nebze de olsa merhem olmak ümidiyle yüreğimizin merhamet havzasını daha da geniş tutmalıyız. Hele kapımız, kalbimiz bir kardeşimize korunak olacaksa, içimiz bir kıtaya yer açacak kadar genişler. Tarih boyunca da öyle olmuştur. Muhacir kardeşlerimiz Türkiye’nin dört bir yanına yerleşmiş bulunmaktadır. Özellikle Kilis ilimizin beş yıl önceki nüfusuna oranla bugün iki buçuk katı nüfus barındırdığına bakılırsa, ümmet bilinci, insanlık timsaliyle muhacir-ensar kaynaşmasının mahiyeti daha iyi anlaşılacaktır.

Avrupa ülkelerinde Suriyeli mültecilere karşı oluşturulan algı ve bu algıyla ortaya çıkan bireysel ve toplumsal davranışlar göz önüne alındığında, insanımızın Suriyelilere yönelik duruşu her türlü övgüyü hak edecek asilliktedir. Avrupa’da mültecilere karşı bir korku ve nefret ortamı oluşturulmak istenmektedir. Bu istekle açığa çıkan psikolojinin altında inanç, kültürel çatışma ve güvenlik problemlerinin yattığını görmek zor değildir. Neredeyse her gün, kitle iletişim araçlarında, hümanizma konusunda dünyaya verecek dersi olduğunu düşünen Avrupa ülkelerinde sergilenen pek çok olumsuz davranışa şahit olabilmekteyiz. Dayanılması imkânsız ölçüde ağır sıkıntılar yaşanmasına yol açan Suriye trajedisine karşı aldıkları tutum bile Avrupa’nın insan hakları, özgürlük temelli ilke ve söylemlerinin ne kadar ikiyüzlü, sahte ve yalan olduğunu ortaya koymuştur. Bencil, samimiyetsiz, acımasız tutumuyla medeniyet sınavını geçemeyen Avrupa, mültecilere zorluk çıkararak, onları yerlerinden yurtlarından ettiği gibi, kendi sınırlarında yüzüstü bırakmaktadır. Şimdi, müsebbibi oldukları savaşın kendi sınırlarına sıçramasından korkarak, savaşın yan etkilerine karşı insanlık dışı önlemler almakta, olmadık politikalar üretmektedirler. Aylan bebeği boğan, denizin dalgaları değil, ikiyüzlü medeniyet tellallarının doğuya ve İslam’a karşı ruhsuzluğudur.

Bu olumsuzluğu bütün Avrupa toplumlarına mal etmek elbette haksızlık olur. Ancak, diğer taraftan bütün Avrupa ülkeleri -bırakın Türkiye’yi- Ürdün kadar dahi mülteci almamışlardır. Suriye’ye komşu ülkelerden, özellikle Türkiye’den Avrupa’ya olan göçü engellemek için bütün Avrupa’nın sınırları dikenli tellerle çevrilmeye çalışılmaktadır. Hatta bunun da ötesinde Avrupa Birliği ülkeleri kendi sınırları arasında da teller çekerek Schengen sınırlarını fiilen ortadan kaldırmaktadır.

Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen olarak, Suriyeli muhacir kardeşlerimize karşı ensar olma sorumluluğuyla hareket ediyoruz. Ayrımcılığı ve ırkçılığı körüklemekten başka hiçbir amaca hizmet etmeyen ötekileştirici, dışlayıcı bir dil kullanan kimi odaklara inat, ensar-muhacir kardeşliği içinde insanî ve İslâmî sorumluluğumuzu yerine getiriyor, ait olmaktan onur duyduğumuz köklü medeniyetimizin bize yüklediği sorumlulukla yardım ellerimizi uzatmaya gayret ediyoruz. Bütün teşkilatımızla bu konuda öncü olduk. Gönlümüzden kopanları ve imkânlarımızı geniş bir coğrafyadaki mazlumlarla kardeşçe paylaştık. Bu anlayışla, Memur-Sen olarak, her birini medeniyet paydaşı olarak gördüğümüz, insanlık ve merhamet hareketi noktasında davadaşımız kabul ettiğimiz Hak-İş’le, İHH’yla, Kızılay’la birçok yardım kampanyası gerçekleştirdik. Arakanlı Müslümanların dertlerine ortak olduk. “Kış geldi, Suriye İçin Bir Ekmek, Bir Battaniye” kampanyasına destek verdik. Suriyeli kardeşlerimiz için,  Memur-Sen Kadınlar Komisyonumuz, “Bir Mama, Bir Bez; Sadece Bir SMS” kampanyası başlattı. Genç Memur-Sen 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde mültecilerin sorunlarını gündeme taşımak, onların yanında olduğunu göstermek için “Umut” temasıyla fotoğraf sergisi düzenledi. Kazakistanlı çocuklara Elif Ba kitabı gönderdik. “İnsanlık Ölmedi, Yardımlar Afrika’ya” kampanyasıyla Afrika’da açlıkla ve susuzlukla boğuşan çocukların yardımına koştuk. Filipinlerde gerçekleşen tayfun felaketinin yaralarını sarmak için “Filipinler İçin İnsanlık Vakti” adıyla yardım kampanyası başlattık. Suriye için başlatılan “Sana ihtiyacım Var” kampanyasına tam destek verdik. Somalili yetimlere sahip çıktık. Bosna-Hersek ve Orta Afrika için eş güdümlü yardım kampanyası başlattık. “Telafer’e El Uzat” sloganı ile kardeşlerimizin yardımına koştuk.  “Yetimler, anası babası ölünce değil, onlara bu ümmet sahip çıkmadığı zaman yetim kalır” düsturu ve “Yetim gülerse, dünya güler” anlayışıyla “Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var” projesine paydaş olduk, ümmetin yetimlerine kucak açtık. Habeşistan’da su kuyuları açtırdık. Kurban yardımlarımızı Kosova’nın Prizren ve Mamuşa bölgesindeki ihtiyaç sahiplerine ulaştırdık. Ayn el-Arap’tan (Kobani) gelerek ülkemize misafir olan kardeşlerimize 7 bin battaniye, üç bin yatak ulaştırdık, gıda yardımları yaptık. Üsküp’te yetimleriyle buluştuk. Mardin-Midyat’taki çadır kentte çocuklarla kucaklaştık. Aynı zamanda bir iyilik hareketi olarak, savaş mağduru Suriyeli kardeşlerimizin sıkıntılarını hafifletmek için ‘Hendekler Aşılacak, Merhamet TIR’ları Bayırbucak’a Ulaşacak’ sloganıyla düzenlediğimiz yardım kampanyası çerçevesinde, yükü gıda, ilaç ve ihtiyaç malzemeleri olan 150’den fazla yardım TIR’ını onlara ulaştırdık. Her bölgeden, neredeyse her ilden katılımın olması, kampanyanın sahiplenilmesi, ülke insanı olarak, teşkilat olarak insaniliğimizi ve İslamiliğimizi bir kez daha ortaya koymuştur. Suriyeli kardeşlerimizin eğitimi için Midyat’ta sendika olarak açtığımız okul, kemiyet olarak belki ilkti ama soruna en zor şartlarda bile eğitimi ihmal etmeyen çok boyutlu kavrayışla yaklaşmanın gerekliliği açısından son derece önemliydi. Sığınmacılara eğitim veren okullar bizim örneğimizden başlayarak yayılmış, bütün dünyayı imrendirecek bir model olma vasfıyla başarılı, ileri bir noktaya gelmiştir. Bu başarıda, elbette meseleye duyarlı yaklaşan Milli Eğitim Bakanlığımızın yanı sıra eğitim gönüllülerinin katkısı büyüktür. Kısa zamanda sendikal birlik oluşturarak, sorumluluklarının bilinciyle işe koyulan Suriyeli eğitimci kardeşlerimizin bizzat ifa ettikleri, etmekte oldukları görev son derece önemli olmuştur. Bizlere pek de uzak olmayan ruh ve kültür dünyalarına uygun, sağlıklı eğitim faaliyetleri için Suriyeli öğretmen kardeşlerimizle irtibat halinde olduk, olmaya da devam ediyoruz.

Aklı adalet, yüreği merhametle dolu olan herkesle birlikte olduk, oluruz. İyiliği amaçlayan bir insan, bir kurum, muhatabının diline, dinine, ideolojisine bakamaz. Böyle suni ayrımlar yapmaksızın, en samimi, en sıcak duygularla tüm evreni kucaklıyor, kucaklamak istiyoruz. Ülke ve bölge olarak içinden geçtiğimiz çetin süreçte, bizi birbirimize yaklaştıran kardeşliği en temel duygu olarak yaşatmaya fazlasıyla ihtiyacımız var. İnsanımızın tüm bu yardım çırpınışlarının asıl anlamını hayatı derleyip toparlayıcı gücüyle, olguya mana, ilgiye deha katan etkisiyle en iyi eğitim çalışanları takdir edecektir.

Kardeşlik ve dayanışma duygularımızın birliğimize harç olmasını, yardımlarımızın insanlığımızı bereketlendirmesini ve kurtuluşumuza vesile olmasını diliyorum. 

Önceki Yazılar
61- Fişleyen Rektörü ve Dışlanan Doçenti Anlayabilmek…
62- Kurban Olarak Daha Kaç Okul Müdürü Lazım?
63- Şeflere “Ötanazi” Uygulanıyor
64- BT Öğretmenlerinin Sorunları Çözülebilir mi?
65- Sözleşmeli Yolluğunda Yanlışlar Zinciri!
1 2 3 4 5 6 7
Top