Bugün için umut gelecek için müjdeyiz
15064 | | | 06-11-2017

Ali YALÇIN

Emperyalist güçlerin çıkar çatışması alanına dönüşen dünyamızda, sadece insana değil, bütün doğal değer ve zenginliklere yönelik dayanılmaz tehdit devam etmektedir. Yıkıcı emperyal çekişmeler, mazlum halklar ve özellikle Müslüman coğrafyalar üzerinden sürdürülmektedir. Savaş, darbe ve terörle gelen yıkım, kentleri, tarihi ve insanlığı paramparça etmektedir. Çaresiz insanların tek kurtuluş ümidi olan kaçış, korkunç boyutta mülteci hareketlerine, dayanılmaz trajedilere, açlık, hastalık ve ölümlere yol açmaktadır. Suriye’de, Irak’ta, Arakan’da görüldüğü gibi, ahlaki ve vicdani değerlerden yoksun materyalist egemenlik, insanlığa acı ve ızdıraptan başka bir şey vermemektedir. Türkiye, çoğu hemen yanı başında olan sıcak gelişmelerden doğrudan etkilenmektedir. Bu olumsuz etkileri temelden yok etmek, oynanan oyunları bozmak, yeni bir dünyayı kurmakla mümkündür. Derin aidiyet bağlarımız, varlığımızı yok etmeyi amaçlayan hadiselere karşı bizlere tarihi sorumluluklar yüklemektedir.

Küresel emperyalizmin ateşe attığı insanların kara bahtlarına güneş olup doğmak için başından beri sorumlu bir duruş benimsedik. Erdem yokluğuna karşı ruh ve beden tokluğunun, emeğin ve ekmeğin onurlu kavgasını veren Eğitim-Bir-Sen, zillete karşı duran milletimizle birlikte izzetli mücadelesine devam etmektedir. Davamız, insanlığın, ümmetin ve milletin özlem ve amaçlarından ayrı düşünülemeyecek beynelmilel bir ufka sahiptir. Bizi var ve vazgeçilmez kılan sebep, medeniyet tarihimizden tevarüs eden bir sorumluluk olarak sürdüregeldiğimiz hak ve özgürlük mücadelemizdir. Mücadelemiz, şahsi çıkarlarımızın çok üstünde bir varoluş davasıdır. Mevzii kazanımlar, varoluşsal mücadeleye katkı sağladığı oranda anlamlı ve değerlidir.

Israrla, sabır ve süreklilikle vardığımız her bir menzille birlikte, yorgunluğumuz huzurlu bir kıvanca dönüşmektedir. Sayısal değer bakımından ülkemizin en büyük sendikası olmamızdan önce, esasen inancımızla güçlü ve haklıyız. İnanç etrafında saf saf bütünleşerek verdiğimiz mücadele, başta darbeler olmak üzere, emperyalizmin ve onların yerli işbirlikçilerinin ufkumuza örmeye çalıştıkları karanlık duvarları yerle bir etmiştir. Test edilmiş samimiyetimizin kararlılığı ile hiç durmadık, durmayacağız. Bugün için umut, gelecek için müjdeyiz.

Çeyrek yüzyıllık geçmişimizdeki bütün engellemelere ve en son bize yönelik son derece bayağı algı operasyonlarına rağmen, yaptığımız iki büyük Türkiye Buluşması’nda tuğlaları birbirine kenetlenmiş duvar gibi olan bütün teşkilatlarımızı diri ve dinamik heyecanlarından dolayı kutluyorum. Heyecanla ve bilinçle yapılan katkı ve katılımla bölgemizin, Türkiye’nin, eğitimin ve elbette sendikamızın meselelerini konuştuk; bilgi ve tecrübe paylaşımında bulunduk. 15 Temmuz ile çökertilmek istenen Türkiye’nin yeni bir ruhla başladığı yeniden yapılanma sürecine örnek kişilikleriyle öncü olacak, eğri gideni düzeltecek, doğru gideni ilerletecek bütün dava arkadaşlarımı yürekten selamlıyorum.

Suriye’den Arakan’a kadar mazlum ve Müslüman coğrafyalara yönelik emperyalist saldırıların bunaltıcı etkisini, 4. Dönem Toplu Sözleşme’nin yapıldığı, ortaöğretime ve yükseköğretime geçiş sınavlarının tartışıldığı süreçte iliklerimize kadar hissettik. Hassas dengelerin, denklemlerin, tavır alışların gerektirdiği bu ortamda, varlık sebebimizi anlamlı kılan ilkeli duruşumuzu sürdürdük. Emeğin, alın terinin eksiksiz karşılığını en temel insan hakkı kapsamında gözeterek, kamu görevlilerinin hayat standartlarını yükseltme çabası içinde olmak, sendikacılığın en temel işlevidir. Bu amaçla, kamu görevlileri ve emeklileriyle birlikte beş milyon yüz bin vatandaşımızın sosyal haklarla birlikte mali kazançlarını yükseltmek için toplu sözleşmeyi imzaladık. Süreç ve sonuçları itibarıyla 4. Dönem Toplu Sözleşme, sadece maaş artışıyla sınırlanamayacak boyutta, ülkemizin içinden geçtiği zor zamanlarda kritik bir aşamayı ifade etmesi bakımından da önemlidir. Tarihî önemi ilerleyen zamanlarda çok daha iyi anlaşılacak toplu sözleşme ile kazanımlarımıza kazanım ekledik. Çetin müzakerelerle geçen süreç sonrasında 2018 ve 2019 yılları için, maaş ve ücretlerde kümülatif olarak yüzde 17,54 oranında zam aldık. Bunun yanı sıra 258 kazanım elde ettik.

Milletin özlem ve beklentileriyle örtüşen kazanımlarımızı ideolojik hesaplarla gözden düşürmek isteyenler, yalan yanlış saptırmalarla boş çuvallarını dik tutmaya çalışıyorlar. Bu samimiyetsiz mutat zevatın etkili ve yetkili oldukları uzak ve yakın dönemlerde anarşi ve kaosu cesaretlendirmeye kadar varan cürümleri unutulmamıştır. Bu kesimlerin, millete ne ağır ekonomik ve sosyal maliyetler yüklediğini en son 28 Şubat sürecinde gördük. ‘Beşli Çete’ içinde yer alan malum zevatın, taleplerin üzerinde maaş artışı veren seçilmiş hükümete karşı darbecilerin safında yer alarak temsil ettikleri kitleleri kaosa alet ettiklerine şahitlik ettik. Bu süreçte faiz, döviz, enflasyon, devalüasyon sarmalında ekonomi çökertilmiş, Türkiye iflasın eşiğine getirilmişti. Çalışana ve emekliye varlık yerine yokluk, hak yerine sefalet armağan ettiler. Bu ihanetleri yüzünden milletin gözünden ve gönlünden düşen bu oluşumların erime ve tükenişleri devam etmektedir.

İdeolojik hesaplarla ülkeye ve millete kaybettirmek onlar için kazanç olabilir, ancak bizler samimi ve sorumlu davranarak kimi odakları memnun etmek için millete sırtımızı dönmedik, dönmeyeceğiz. Kaldı ki, mevcut pozisyonların korunmasının, bazı ülkelerde kabul edilebilir seviyede bir ücret azalmasının bile başarı sayıldığı bir dünyada Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen olarak, fevkalade kazanımlara imza attık. Nesnel kıstaslarla değerlendirilse bile bu sözleşmeyle olabilecek en iyi sonuçları elde ettik. Kaybetmeden kazandık, yıkmadan yaptık, yitirmeden bulduk. Şimdi, her zaman aklıselimle davranmayı bilen üyelerimizin gerçeğe gözünü kapamayan tüm çalışanlarımıza bu realiteyi anlatma zamanıdır.

Bu süreçle neredeyse eş zamanlı olarak TEOG ve üniversite sınav sistemlerinin tekrar değiştirilmesi gündeme yerleşti. TEOG ve yükseköğrenime giriş konusunda sorun alanlarının var olduğunu gözlemliyor ve bunu dile getiriyorduk. Nitekim her iki husus da Eğitime Bakış 2016 ve Yükseköğretime Bakış 2017 raporlarımızda yer almıştı. TEOG konusunda en büyük sıkıntının sınav boyutunda değil, aksine sınav puanına dayalı merkezi yerleştirme olduğunu, bu konuda bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğunu ifade etmiştik. Yükseköğretime girişte ise ortaöğretim öğrencilerinin standart testlerde düşük başarı düzeyleri, öğrenci başarısını etkileyecek düzeyde sınav kaygısı, boş kalan kontenjanlar, sınavların lise eğitiminin bütününü kapsamaması gibi sorun alanlarının varlığını göz önüne sermiştik.

YÖK, Yükseköğretime Geçiş Sınavı’nı (YGS) değiştirdi. Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) ismiyle getirilen yeni sistemin esasları ilan edildi. Yeni sınav, öğrenci ve ailelerin stresini azaltmak için bir günde iki oturum halinde olacak. Yeni sistemle kaldırılan iki aşamalı sınavın lise eğitim düzenini de etkilediği doğru olabilir. Ancak gelen sistemde ilk kademe sınavında Matematik ve Türkçe’nin belirleyici ağırlıkla öne çıkarılması gibi uygulamalar da, diğer derslere gereken önemi vermemeyi getireceğinden lise eğitimini olumlu etkilemeyecektir. Öğrenci, sonuçta kendisinden istenmeyecek bir şeyi kendine yük yapmayacaktır.

ÜSYS, ÜSS, ÖSS, ÖYS, LYS, YGS, şimdi de YKS derken, merkezi sınav ile üniversiteye geçiş sistemi en az 50 yıllık bir geçmişe sahiptir. Sık değişikliklerle yeni sistem arayışlarının devam etmesi, ayrılan kontenjan ve aranan yeterliliğin kıldığı zorunlulukla denediğimiz merkezi sistem değişikliklerinin beklenen sonucu vermemiş olmasındandır. Denenen değişiklikler, ne bulacağını bilememenin şaşkın arayışı sonucudur.

Günümüz Türkiye’sinde sosyal adalet ve fırsat eşitliği bakımından sınavı zorunlu kılan bir toplum düzeni vardır. Arzuladığımız verimi elde edeceğimiz tarzda sınav sistemini bir türlü düzene sokamadık. Tez canlı bir heyecanla bir süre uyguladıktan sonra sistemi değiştirmemiz, esasen temelde millî eğitim düzenini bir türlü yerine oturtamayışımızla ilgilidir. O da, başta eğitim olmak üzere, izlenen temel ülke ve toplum politikalarıyla bağlantılıdır. Her bir unsurun diğerinin işleyiş ve verimliliğini olumlu veya olumsuz etkilemesi sebebiyle bu bir sistem sorunudur. Yanlış istikamete yönelerek doğuya varılmaz. En az yüzyıldır sürdürülen yanlış politikalar sonucu yaşanan ideolojik ayrışma, gelir dağılımındaki dengesizlik ve buna bağlı toplumsal bölümler ve bölünmeler, yaşam ortamlarına göre artan veya azalan imkânlar, değişen amaçlar, anlayışlar, cazibe unsurları, kültürel dönüşüm ve değişen sosyal talepler, üniversite ve kademeler arası geçiş sınav sistemini hem zorunlu kılmış hem de zaman içinde değişen mahiyetleri ile soruna dönüştürmüştür. Sorun bir tek unsurla hallolamayacak boyutta bağlantılı, çok faktörlü ve karmaşıktır. Hangi kademe için olursa olsun, sınav sistemlerimizi sıklıkla değiştirmemiz, eğitim sistemimizde bir türlü giderilemeyen kararsızlık ve kafa karışıklığına işaret etmektedir. Geçici çözümler kafa karışıklığını gidermeye yetmemiştir. Aslında bulduğumuz modeller, anlık ve geçici çözümler olması sebebiyle sistem olmaktan da uzaktır. Çünkü sistem, usul ve işleyişte kalıcı ve sürekli olmayı gerekli kılar.

Derinlemesine düşünülmeden, paydaşlarla tartışıp istişare edilmeden getirilen sınav sistemlerinin, kısa sürede, öncelikle öğrencilerimiz sonra veliler ve bütün bir eğitim düzenine olumsuz etkileri görülmekte, enine boyuna analiz edilmeden, acele bir kararla yanlıştan dönülmeye çalışılmaktadır. Yanlışı terk ederken gösterdiğimiz acelecilik en azından iyi niyet olarak ne kadar doğruysa, doğruyu bulmak için paydaşlarla birlikte istişare etmeyişimiz de yöntem olarak o kadar yanlıştır. Durum böyle olunca, eğitimle ilgili paydaşları karar süreçlerine katmadan, gerekli istişari süreçleri gerçekleştirmeden üretilen modeller yeni sorunlara dönüşmektedir. Bu aksamalar temelde öncelikle ruhu ve felsefesiyle eğitim davamızdan ne beklediğimiz, nasıl bir insan ve toplum arzuladığımız konusunda netleşmemiş olmaktan ve bunlarla bağlantılı olarak kendi kültür, hayat ve varlık tasavvurumuzu yeterince denkleme katmamaktan kaynaklanmıştır, kaynaklanmaktadır.

Milletin varlığı, tasavvuru, idealleri, hayalleri, istiklali ve istikbali ile doğrudan ilgili olan eğitimin sorunları, anlık etki ve tepkilerle düzenlenemez. Hele nesnesi, öznesi, amacı, aracı insan olan eğitim meselelerini en insanî gerekçelerle bile olsa tartışmadan çözmeye çalışmak, nesillerin yitirilmesine sebebiyet verecek vahim bir hatadır. Maalesef neredeyse 100 yıldır bu hatayı yaptık ve nesillerimizi heba ettik! Adeta ruhumuzu körleştiren saplantılarla, bu hataları hayat biçimine dönüştürdük.

Eğitim-Bir-Sen olarak, kurulduğumuz günden bu yana insanı ve medeniyet değerlerimizi öne çıkaran özgürlükçü bir perspektifle eğitimin tüm meselelerini araştırdık, problemleri ortaya koyduk, çözümler önerdik. Eğitimimizin genel durumunu değerlendirdiğimiz Eğitime Bakış 2016: İzleme ve Değerlendirme Raporu’nda bu konuya özellikle dikkat çekip çözüme dönük hangi hassasiyet ve anlayıştan hareket edilmesi gerektiğine dair görüşlerimizi kamuoyuyla paylaştık. Şayet sorunların çözümü konusunda bu raporlarımız ve eğitimin paydaşlarının görüş ve önerileri dikkate alınsaydı daha sağlıklı ve sorunsuz bir yapılanmaya gidilebilirdi.

Her şeye rağmen, ülke ve millet olarak, ruh, varlık ve dünya realitemize uygun daha sağlıklı ve daha sorunsuz bir eğitim düzeni kuracağımıza inanıyoruz. Tarihten aldığımız ilhamla gelecek adına da umuduz, umutluyuz. 

Önceki Yazılar
1- Sıralama ve yerleştirme baskısı altındaki ortaöğretime yerleştirme serüvenimiz
2- Niceliğimizin büyüklüğünü niteliğimizin gücüyle besliyoruz
3- Yabancı dil öğretimi için önce öğretmen
4- Cefayla açılan yolu vefayla yürüyoruz
5- Özel öğretimin hâli ve sorunlarının halli
6- Tarihin öznesi olmak için paradigmayı değiştirmeliyiz
7- Millî Eğitim millî eğilime uymalıdır
8- Hikmet sırrına erebilen üstün zekâlı çocukları tanıma ve yetiştirme davamız
9- Büyük Türkiye hedefine inanmış 402 bin üyeyle yeni anayasa yolculuğu başlatıyoruz
10- Muhaciri olduğumuz dünyanın Ensarı olmak
1 2 3 4 5 6
Top