Kadim zamandan yeni döneme öğretmenliğin mutasyonu
5806 | | | 12-02-2018

Şükrü KOLUKISA

Hz. Âdem’e öğretilen isimlerle başladı insanoğlunun öğrenme serüveni. Hz. Âdem’den sonra, insan, bilmenin gücüyle doğaya hâkim olmuş, bu sayede hayata karşı pozisyon almayı öğrenmiş, öğrendikleri ona yeni öğrenme kapıları açmış, hayat ağacı acziyete karşı bilme kabiliyetini kullanarak bugünlere gelmiştir.

Her mesleğin tarihi kadim zamanlara uzanmaz, çünkü meslekler zamanla değişen ihtiyaçlara cevap, toplumsal taleplere arz olarak doğar. Bazı meslekler insanın varlığı veya doğasıyla doğrudan ilgili olduğu için, tarihleri insanlık kadar eskidir. Öğretmenlik mesleği her toplumun geçmişinde köklü bir yere sahiptir. Meslekler, değişen toplumsal hayata bağlı olarak, algı, itibar, rol, etki, misyon açısından gelişir, değişir veya başkalaşır.

Kültür tarihimiz ve ilim geleneğimiz içinde öğretmenlerimiz, üstün bilgiye sahip olan kimse anlamında üstad; terbiye eden kişi manasında mürebbi; bilen ve öğreten kişi olarak muallim; şehzadelerin eğitim ve öğretiminden mesul kişi olarak lala veya atabey; ders veren kişi olarak müderris; akıl öğreten, öğüt veren kişi manasında hoca; bilgili, iyi ahlaklı, olgun ve örnek kimse olarak bilge gibi farklı teveccüh, tarif ve mertebelerle itibar görmüştür.

İnsana dokunduğu veçhesiyle mümeyyiz, içinde incelik ve yücelik barındıran bu isimleri geride bırakan, belki terk eden bir yaklaşım, maalesef mesleğin mutasyonu oldu. Eskiyi defederek yerine yenisini türetme sayrılığı, mesleği tarihi saygınlığından soyutladı. Öğretmenlik, pedagojinin önüne konan pozitivist ideolojiyi zihinlere kodlamaya ‘memur’ bir meslek olarak ihdas edildi. Öğretmen, zamanla toplum içindeki etkili rolüyle ‘bir bilen’ hüviyetinden uzak düşerek görevini ifa eden bir personele indirgendi.

Kurulan yeni devlet yapısıyla, özellikle yüksek memuriyetler en büyük itibara denk geliyordu. Yeni devletin merkezi havzasında milletin taşradaki üryanlığına tek sütre devletin kapısıydı. Anadolu’da bir çocuğun kurtulması denilen şey, devlet kapısında iş bulmasıydı. Bu anlayışı özendiren sistemde, öğrenme sonucu elde edilen bilginin değerinden çok, netice itibarıyla elde edilen diplomanın işlevi daha önemli oldu. Diplomanın sağladığı unvan, toplumsal katmanlar arasındaki geçişi sağlayan tek kuvvetti. Bu sapma, yıllar içinde mesleki ehliyetimiz ve karakter yapımız itibarıyla ne kadar olgun ve gelişmiş olduğumuzun değil, öğrenme sonucu hangi makama erişeceğimizin, hangi konuma yükseldiğimizin önemli olduğu anlayışını doğurdu. Bu anlayışa göre yetenekli olduğumuz alana değil, bize itibar sağlayacak olana; severek yapacağımız mesleğe değil, ataması daha kolay olan işe yönelmemizi sağlayarak idealizmden uzaklaşmış, pragmatizme sarılmış bir toplumsal yapı oluştu.

Dünden bugüne sınava yönelik ‘öğrenme’ faaliyetinin merkeze yerleştiği, kişilik olarak olgunlaşmaya, davranışsal olarak gelişmeye yönelik ‘eğitimin’ çepere düştüğü, öğretmenin aktörden figüre dönüştüğü, öğrencinin ‘ast’tan ‘üst’e çıktığı, sınav sonucunun eğitim sürecinin önüne geçtiği, müfredatın ihtiyaçtan doğan ihtiyari bir mesele olmaktan çıkıp ideolojik tabuya dönüştüğü bu eşikte, tüm yanlışları doğuran ana sapmalar gözden kaçırılıyor, eğitim sisteminin tüm kamburu maalesef öğretmenin sırtına yükleniyor.

Yaşadığınız çağ değişecek, müfredat değişmeyecek; eğitimden beklentiler değişecek, gerekli refleksler verilmeyecek; bir gencin öğretmen olması politikalara değil, tesadüflere dayanacak, mesleğe en elverişli kişiyi bulmak için baştan gayret verilmeyecek; bu mesleği seçmiş kişiler bir sürü eşiği geçmiş olsa da önüne son kertede mülakat duvarları örülecek. Bu ve benzeri politikalar, öğretmenlik mesleğinin toplumun gözünden düşmesine neden olmuş, mesleğin itibarını zedelemiş, başarılı gençlerin de hayallerini süsleyen ilk tercihlerinde yer alan bir meslek olmaktan çıkarmıştır. Nitekim Stratejik Araştırmalar Merkezimizin (EBSAM) Kasım 2016’da yaptığı “Öğretmenlik Mesleği ve Mesleğin Statüsü” araştırmasına göre, öğretmenlerin en az yarısı kendi çocuğunun öğretmen olmasını istemeyecek derecede mesleğinden soğumuş durumdadır.

Neticede güncel bir öğretmen yetiştirme programı yapılmadan, meslek topyekûn ele alınıp eski zengin kültür üzere, ideal meslek hüviyetiyle yeniden yapılandırılmadan, öğretmen yetiştirenlerle atayanlar arasında bir koordinasyon kurulmadan ne bekleniyor olabilir ki?

Eğitimin yeniden tartışma odağı olduğu bugünlerde, ‘Her eğitim sistemi ancak öğretmeni kadardır’ sözü unutulmadan, öğretmenlik mesleğine yatırım yapacak, öğretmenliği realitenin elinde tutsak kalmış bir meslek olmaktan çıkarıp idealizmle hareket eden bir çehreye büründürecek, eğitim politikalarında söz söyleyecek ve mesleği mesaiyle yapılan değil, ömür vakfedilen bir yörüngeye oturtacak bakış açısına; dünden bugüne öğretmenlik mesleğinin tarihine uzanacak bir şuura, bugüne kadar geçirdiği değişim zamanlarını yorumlayacak bir akla, bugünkü mesleki algıyı onaracak bir bakışa, statüyü güçlendirecek bir değişime, geleceğimizi kurtaracak topyekûn bir aksiyona ihtiyaç var.

Öğretmenlik mesleğinin kayıplarının telafisi geleceğimizin garantisidir. 

Önceki Yazılar
1- Uzun yolun sırrını ancak yürüyenler bilebilir
2- Eğitimde yanlış hareket harakiri demek
3- TEOG'dan sonra geleceğin kodu: Adres mi not mu?
4- Bugün için verilen emek geleceğe yönelik basirettir
5- Bireysel vefa, kurumsal bekadır
6- Hızlı ve organize kötülük, müzmin ve örgütlü iyilik
7- Tarihe hamasetle değil verasetle talip olmak
8- Davamızdaki samimiyet yetkimizdeki mahiyettir
9- Medya temaşasından tefekkür sinemasına
10- İdeoloji, teoloji ve pedagoji sarmalında imam hatip okulları
1 2
Top