Performans taslağı ve eğitimin geleceği
4842 | | | 25-04-2018

Latif SELVİ

Eğitim, toplumun üstün meziyetlerle donanmış çağ nüfusu ile bilgi ve beceri seviyesinde yarışabilecek bir katkıyı sunabilmektedir. Bu çerçevede emsalleri ile uluslararası mukayeseler yapılarak bireyin eğitimde hedeflenen erişime ulaşması esastır. Hatta bu evrensel bir haktır.

Şüphesiz her ülkenin yurttaşlarına sunabildiği imkân, sahip olduğu kaynaklarıyla sınırlı kalmaktadır. Bunun aşılabilmesi, uluslararası dayanışmanın eşit kaynak desteği sağlamasına bağlıdır.

Türkiye, Osmanlı ile başlayarak, özellikle Sultan II. Abdülhamid döneminden itibaren uluslararası ortak sisteme entegre olmaya çalıştı. Son yıllarda ise OECD seviyesinin yakalanması için kaynak ayrılması ve başarı çıtasının yükseltilmesi konusunda önemli mesafeler alındı. Ancak yıllar içinde ihmal edilen alanlar, eğitim ve öğretim sistemimizde sorunları gidermeye yönelik adımların yeterince atılamaması, eğitim politikalarının toplumsal altyapısının oluşturulamaması, eş güdüm eksikliği, güven bunalımı, kendi gerçekliliğimiz görmezden gelinerek ya transfer adımlar ya da yanlış teşhisler adeta yapılanları da gölgeleyerek eğitim sistemimizi sorunlar yumağı haline getirdi.

Hâlbuki iyi niyet, toplumsal konsensüs, paydaşların eş güdümü ile mevcut yetişmiş kadrolar ve mali yapıyla bugün gelinen noktaya göre çok daha iyisi başarılabilirdi. İhtiyaç analizleri yapılarak gerçekçi adımlar atılabilse, tedirginlik değil güvenle meselelere yaklaşılabilinse, planlı programlı çalışmalar ve politikalar geliştirilebilse çok daha verimli sonuçlara ulaşabilirdik.

Konuyu daha somut bir örnekle; maddi ve manevi maliyeti yüksek, adeta bir dayatmaya dönüşen yanlış ve keyfi uygulama misallerinden birini oluşturma potansiyeline sahip performans değerlendirme taslağı üzerinden değerlendirelim.

Kamuoyuna yansıyan taslak metin, enine boyuna düşünülerek planlanmadığı her hâliyle belli olan bir çalışma olarak karşımıza çıktı. Doğal olarak eğitim camiasının tüm paydaşları, hatta MEB yetkilileri de dâhil, bu taslak metnin kaos üretmekten başka bir etki yapmayacağını gördü.

Kamuoyunda bu metni savunanlar üç yaklaşım sergilediler:

Metnin içeriğine vakıf olmayıp kavramsal olarak performans kavramının prestiji ile kapasite geliştirme çalışması olan performans artırılması niçin engellenmek isteniyor?

‘Tüm kamu sisteminde verimliliği artırma çalışması var, olmalı’ prensibi üzerinde düşünülürken, teoride planlanan,  pratikte eğitim öğretim sınıfında bir deneyelim düşüncesi. Buna itiraza karşı ‘siz verimliliğin artırılmasına karşı mısınız’ yaklaşımı ortaya konuyor.

‘Yukarıdan isteniyor. Biz de itirazlarımız ve tespit ettiğimiz problemlerle de olsa hayata geçirelim, sorunlar görüldükçe revize ederiz’ anlayışı ile hareket ediliyor.

Bu üç itirazda yapılmak istenenle ilgisi olmayan zorlama, yanıltıcı, sosyal maliyet üreten, öngörüsü zayıf, hedeflenenle bu hedefi gerçekleştirebilecek bir düzenleme olduğuna çalışmayı yapanların bile ikna olmadığı bir durum söz konusu.

Birinci tez, kavram suistimali üzerinden polemik kokan bir yaklaşım içeriyor. Elbette her fert başarı çıtasını en üst noktaya taşımak, herkesin takdirini ve taltifini arzular. Ancak uygulama ana ekseni olarak ortaya konanlar tartışmada iddia edilen sonucu üretmiyor. Burada itiraz edilen şey, terazide tartılanın elde edilecek ürünle ilgisinin olmadığıdır.

İkincisi, bizler verimliliğin artırılmasını, insanımızın başarı çıtasının yükseltilmesini, ilave desteklerle kapasitemizin geliştirilmesini istiyoruz. Nitekim bilgisayar henüz kurumlarımızda kullanılır hâlde değilken, el yazısıyla yaptığımız çalışmalar ve arşivi çok ciddi yük getiriyordu. Verimliliğimiz bilek gücümüzle sınırlı kalıyordu. Bilgisayar kurumlara kazandırılınca iş kapasitemiz, verimliliğimiz katbekat arttı. Bu düzenleme böyle bir durum getirmiyor. Demirperde ülkeleri olan otoriter yönetimlerin uygulamalarına benzer bir durum oluşturuyor.

Hizmetimize kalite getirmediği gibi eğitim-öğretimin önüne geçecek ve yalnızca güvensizlik, tedirginlik oluşturacak bir uygulamadır. Mevcut durumu geliştirecek hiçbir katkı sunmuyor. Yalnızca gözlem ve değerlendirme içeriyor.

Üçüncüsü ise, yanlışın, hatanın, facianın kılıfıdır. Zira Sayın Cumhurbaşkanı başta olmak üzere üst merciler, sahte güzellemelerle pembe bir tablo sunulursa ve bu inandırıcı bir üslupla takdim edilirse, eğitim-öğretimi sıçratacaksa yapılsın diyebilir. Ancak hiçbir yetkili, handikaplarıyla ortaya konulduğunda, faydasız, kaos üreten bu uygulamaya asla ‘evet’ demeyecektir. Eğitime sınıf atlatmayı hedefleyen Sayın Cumhurbaşkanının ‘evet’ demesi mümkün değildir. Çünkü bunca emek ve masraftan, hayal kırıklığı oluşturacak sosyal maliyetten sonra sonlandırılacak uygulamayı denemenin sonu hüsrandır.

‘Performans uygulaması olarak sunulan taslakta gerçekte neler var, niçin bir kaos projesi olarak görüyorsunuz’ diye sorulabilir. Ancak, taslak metni analiz ettiğimizde başka şeylerle karşı karşıya kalıyoruz.

Değerlendirmelerin bir kısmı gözleme dayanıyor. Ancak değerlendiricilerin bu gözlemi yapması mümkün değil veya tüm değerlendiriciler sürekli sınıfa alınıp (öğrenci, veli, diğer öğretmenler, yöneticiler) izlenme temin edilmelidir.

Tüm değerlendirme yapacakların yüzde 100 objektif olduğunu ön şart olarak kabul etmeliyiz.

İlkeleri fantezi, pratiğe dönüştüğünde sorunlu, ya kirli ittifak veya hasımlık üretecek bir düzenleme getiriyor.

Amacı problemli. Çünkü en cazibi olan ödüllendirmeyi ele alırsak; eğitim yöneticiliği öğretmenlik kriterleriyle değil, yöneticilik kriterleri ile tespit edilmelidir. Ayrıca bu bir ödüllendirme değil, bir görev olarak değerlendirilmelidir. Kaldı ki MEB hiçbir zaman böyle bir garip uygulama yapmamış, tespit ettiğimiz kadarıyla dünyada da böyle bir uygulama mevcut değildir.

Değerlendirme yapacak olanlar, bir uzman gözüyle değerlendirmeden yoksun, ön yeterliliği bilinmiyor.

MEB de bu uygulamayı pilot olarak yapmış, eğitimcilerin yüzde 98 oranında başarılı olduğunu tespit etmiştir. Bu durum da gösteriyor ki, şu ana kadar sürdürülen sistem başarılı.

Haksızlığa uğradığını düşünen eğitimcinin itiraz edebileceği ve inceleme yapacak bir mekanizma yok.

Süreci yönetmekle ilgili tüm yöneticiler görevli olacak ve sorumlu tutulacak.

Puanlama yapanlar günah keçisi ilan edilecektir.

Sınav kişiye bağlı, isteyen giriyor, istemeyen girmiyor. Girenler, girmeyenler arasında sonuç itibarıyla bir fark yok.

Sorular, belge içermiyor. Bu çerçevede mağdur olduğunu düşünenler binlerce dava açacaktır.

Şimdiye kadar ki örneklerden daha temelsiz bir uygulamadır. Puanlamalar kesinlikle subjektif bulunup yargıdan dönecektir.

Uygulama esnasında veli-öğretmen, öğrenci-öğretmen, öğretmen-öğretmen, yönetici-öğretmen arasında çalışma barışı ve kardeşlik ortamı bozulacaktır.

Özetle, şimdiye kadar sonuçları itibarıyla pek çok sorun yaşadık. Bu tür tüm paydaşlarca kabul görmeyen uygulamalar kadük oldu ve geriye pişmanlık kaldı. Bu çok daha farklıdır. Yalnızca başarısız bir uygulama olarak tarihe geçmeyecek; tamir edemeyeceğimiz kaos, düşmanlık ve bunalım getirecektir. Kimse bu vebali taşımamalıdır.

Bakanlığın tüm eğitim sendikalarının, özellikle Eğitim-Bir-Sen olarak bizlerin tepkisini, uyarılarını, eylemlerini dikkate alarak, ‘sizlerle mutabakata varmadığımız hiçbir şey uygulamaya konulmayacaktır’ açıklamasını doğru ve yerinde buluyorum. Fakat satır arasına, temelsiz ve kaos üreten bu uygulamanın gerekliliğine atıfta bulunmasını tehlikeli ve hatalı buluyorum. ‘Yanlıştan dönmek de bir erdemdir’ düsturu önemlidir.

Kanaatimce her köklü düzenleme, çaprazlar görülerek, fanteziyle değil, paydaşlarla müzakere edilerek ve mutabakatla hayata geçmelidir. Eğitim politikalarının ve eğitim süreçlerinin yaşadığı en önemli sorun, birbirinden kopuk, eş güdümsüz yaklaşımlardır. Sorunu çözüp doğru adımları atabilirsek, başarılı çalışmalarla hedeflediğimiz uluslararası standartlara ulaşabiliriz.

Önceki Yazılar
1- Kudüs zorbaların işgaline teslim edilemez
2- Sisler içinde sınav sistemi aranmaz
3- Helal kazançtan ne anlamalıyız
4- Küresel dünya düzenine niçin katlanmamalıyız
5- 16 Nisan'dan ne bekliyoruz?
6- Müzakere kültürü
7- Balkan tecrübesi ve gelecek paydaşlarımız
8- Duvarları aşmak
9- Malezya izlenimleri ve düşündürdükleri
10- 1 milyon sevdadır bizimkisi
1 2
Top