Nev'i şahsına münhasır bir sendika önderi: Erol Battal
1007 | | | 09-01-2019

Hıdır YILDIRIM

Çeşitli siyasal oluşumların, kurum ve kuruluşların, ticari müesseselerin, sosyal ve sportif kulüplerin, meslek gruplarının kendileriyle özdeşleşmiş, sembol hâline gelmiş isimleri vardır. Öncüllük, yol açıcılık, öğreticilik, fedakârlık, cefakârlık, samimiyet, diğerkâmlık ve vefakârlık gibi hasletler bir ismi öne çıkarıp sembolleştirerek zamanının ötesine taşır, yapı hangi boyuta ulaşırsa ulaşsın sembol kişi, sembolü olduğu yapının bütününü kuşatır. Öyle ki, sembol isim anıldığında ait olduğu yapı, ait olduğu yapı anıldığında sembol olmuş isim akla gelir.

Bugün Türkiye’nin en büyük sendikası ve aydınlık Türkiye’nin teminatı olan Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen’in başta gelen sembol ismi, kurucusu Mehmet Akif İnan’dır (1940-2000). Mehmet Akif İnan, Eğitim-Bir-Sen’in kurulduğu 1992 yılından vefat ettiği 2000 yılına kadar, bütün sosyal sermayesini, maddi ve manevi varlığını âtîsinin aydınlık olduğuna ilişkin bir garantinin bulunmadığı memur sendikacılığına, husûsen Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen’e hasretmiştir. Ortaya koyduğu samimi çaba, ihlaslı çalışma, maddi ve manevi fedakârlıkları onun Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen’in kurucu genel başkanı olarak bugünkü büyük Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen’in sembol ismi olmasını sağlamıştır. Mehmet Akif İnan’ın zor zamanlardaki öncüllüğü ve ortaya koyduğu ilkeli sendikal çerçeve onu sendikal zeminde “Bilge Sendikacı Mehmet Akif İnan” unvanıyla sembolleştirmiştir.

Eğitim-Bir-Sen’in sembol isimlerinden birisi de Erol Battal’dır (1964-2012). Çocukluk döneminden itibaren teşekkül eden ve ömrünün sonuna kadar onu farklı kılan mücadeleciliği, Bayburt‘ta başlayan ve Erzurum’da nihayetlenen öğrenim hayatı sırasında Anadolu’nun çatısında yerli ve millî kültürle şekillenen kişiliği, doğduğu, yetiştiği ve çalıştığı şehirler olan Bayburt, Erzurum, Muğla, İstanbul ve Ankara’da bütün İslami cemaat, tarikat ve hareketlerle kurduğu temaslarla oluşturduğu İslami harekete olan vukûfiyeti, köy odasında Siret-i Nebi ve Battal Gazi Destanı dinleyerek oluşan, Bayburt’ta halk kütüphanesinde kütüphane kapanıncaya kadar okuyarak harlanan ve ömrünün sonuna kadar büyük bir açlık ve iştahla sürdürdüğü okuma eylemiyle meydana getirdiği geniş birikimi, çelik gibi iradesi, tok sözlülüğü, korkusuzluğu, alicenaplığı, muhannete müdanasının olmaması ile Erol Battal farklı, eskilerin “nev’i şahsına münhasır” dedikleri türden bir kişiydi.

Erol Battal, 1996-2011 yılları arasında 15 yıl Eğitim-Bir-Sen’de çeşitli görevler üstlenmiş; farklı, nitelikli ve özgün donanımıyla ortaya koyduğu sendikal vizyon ve gayretli çalışma; geliştirdiği samimi ve hesapsız ilişkileriyle Eğitim-Bir-Sen teşkilatları üzerinde derin izler bırakarak sembolleşmiştir.

 

“Bir Duruş Adamı”

2015 yılında, Erol Battal’ın vefatının 3. yıl dönümünde hazırladığımız, aile üyelerinin ve Erol Battal’ı çeşitli cephelerden tanıyan, onunla çeşitli vesilelerle birliktelikleri olan dostlarının onu anlattıkları yazılardan müteşekkil bir anma kitabı olan “Bir Duruş Adamı Erol Battal Kitabı” ile Erol Battal’ın sendika yazılarını, Özgün Duruş yazılarını, Edebiyat yazılarını, söyleşilerini bir araya getiren “Bir Duruş Adamı Erol Battal - Yazılar” kitabı, Eğitim-Bir-Sen tarafından Eğitim-Bir-Sen’e önemli hizmetleri olan değerli bir sendika önderine, Erol Battal’a vefa nişanesi olmak üzere yayımlanmıştır. “Bir Duruş Adamı Erol Battal Kitabı” ve “Bir Duruş Adamı Erol Battal - Yazılar” kitaplarında üst başlık olarak kullandığımız “Bir Duruş Adamı” ibaresi Erol Battal’ı en net biçimde ifade etmektedir; çünkü o 48 yıllık ömrünün bütün safahatında “Bir Duruş Adamı” olarak yaşamıştır.

Erol Battal, en kısa ve en bariz ifadesiyle bir ‘dava adamı’, inancı ve ideali doğrultusunda kararlı, tutarlı ve net bir duruş ortaya koymuş olmasıyla da ‘Bir Duruş Adamı’ydı. Erol Battal, evde, okulda, sokakta, sivil toplum inşası alanlarında; çocukluğunda, gençliğinde, olgun yaşında; baba olarak,  öğretmen olarak, sendikacı olarak; dost, arkadaş, kardeş olarak; bulunduğu bütün mekânlarda, hayatının bütün aşamalarında ve üstlendiği bütün rollerde dava adamı kimliğini, hayatının ve ilişkilerinin bütününe hâkim kılmış bir kişiydi. Hayatının hiçbir döneminde yön problemi yaşamamış, inandığı davanın gösterdiği istikamette yürümüş, dava kaygısı çerçevesinde mücadeleyle örülü bir hayat sürmüştür. Erol Battal, Muammer Yıldız’ın ifadesiyle, çok sevdiği Mustafa Kutlu’nun çok sevilen hikâyesi “Ya Tahammül Ya Sefer”in “Dava Delisi Kerim”i idi.

Erol Battal, bu çağda bu vasatta örneğine çok az rastlanan bir kişilikti. O, dünya menfaati için eğilmemiş, bükülmemiş, inandığı doğrular doğrultusunda gerektiğinde rüzgâra karşı dik durmasını bilmiş, dünya malına tamah göstermemiş, mal biriktirmemiş, dost biriktirmiş, dünyaya müdanası olmayınca da daima dava adamı kimliğiyle zalimin karşısında mazlumun yanında pozisyon almış, dostluklarını ve dostlarını öncelemiş, nev’i şahsına münhasır hasletleriyle gönüllere girmeyi başarmış, adeta bir eski zaman şahsiyetiydi.  

Oğlu Talha Battal, Erol Battal’ın “Bir Duruş Adamı” oluşunu ortaya koyan şu değerlendirmede bulunmaktadır: “‘Gemilerin arkasında insanların atacağı simiti bekleyen martıları bir türlü sevemedim. Bata çıka rızkını arayan karabataklar bana hep daha sevimli ve onurlu gelmiştir’, demişti bir keresinde babam Erol Battal. Aslında bu cümle O’nu, dünya görüşünü ve hayata birçok insandan daha farklı baktığını anlatmaya yetiyor.

Cahit Zarifoğlu ‘Asıl marifet buluttaydı ama herkes yağmura şiir yazdı’ diyor. Babamın, hayatını bu mısranın bir istisnası olarak yaşadığına inanıyorum. O hep buluta şiir yazdı çünkü. Babam için sonuç aslında çok da önemli değildi. Onu ilgilendiren nasıl mücadele verildiğiydi. Yürünen yolun nereye çıktığıyla çok ilgilenmezdi, nasıl yüründüğüne bakardı hep.”[1]

Eşi Hatice Battal, “Geleceğe dair çok plan yapmazdı. ‘Görelim Mevla’m neyler, neylerse güzel eyler’ derdi. Bize Kur’an-ı Kerim okur, sonra dua ederdi. Dualarında sıkça ‘Allah’ım, rızkıma merdi de namerdi de kefil kılma’ derdi.”[2] demektedir.

Erol Battal, omurgasızlığın egemen olduğu, her yöne yelken açmanın kazandırdığı, kuruşun duruşu şekillendirdiği bir zamanda dik durdu. O yüzden Erol Battal “Bir Duruş Adamı”ydı ve o yüzden sembolleşti.

 

“Öğretmen Sendikacı Erol Battal”

Erol Battal, farklı bir çocukluk, farklı bir öğrencilik, farklı bir öğretmenlik, farklı bir babalık, farklı bir sendikacılık ortaya koymuştur. Alışılmışın, bilindik kalıpların dışında bir profil sergilemiştir. Erol Battal, kalıpların kendisini biçimlendirmesine, kuralların kendisini kısıtlamasına hiçbir zaman izin vermemiştir. Bu, öğrenciliğinde de böyledir, öğretmenliğinde de böyledir, sendikacılığında da böyledir.

Erol Battal, sıra dışı bir öğretmendi. O öğrencilerini klasik öğretim metotlarının dışında, kendi geliştirdiği metotlarla kavramak, sarmak isterdi. Onun karşısında sınıf değil, tek tek bireyler vardı, her biri ayrı bir dünya olan ve her birine karşı özel metotlarla yaklaşılması gereken bireyler. Erol Battal’ın üniversiteden ev arkadaşı Prof. Dr. Gürbüz Deniz, öğretmen Erol Battal’ın öğretim metotlarına ilişkin, “Üniversiteyi bitirince doğuda bir yerde öğretmenlik yapmaya çok heveslendi. Ancak kader onu batının en batısına Ege’ye gönderdi. Ve Erol orada bir batılı gibi, gençlerle iletişim kurdu, onları sevdi ve onlara kitap okumayı, şiir yazmayı sevdirip öğretti. Bir defteri vardı. Her öğrencisini kendisine anlattığı bir defter.”[3]  demektedir.

Erol Battal’la birlikte öğretmenlik yapan Aziz Erdoğan ise, “Onun için öğrenciler Akif’in Asım’ı; Karakoç’un Diriliş Nesliydi.  Gençliğe sevdalı, hür ve mert edalıydı. Dobra dobra konuşur, fincancı katırlarını hesaba katmazdı. Bu duruş bazen başını sıkıntıya soksa da, ‘bir derdim var bin dermana değişmem’  ifadesi onda hayat bulurdu.”[4] sözleriyle Erol Battal’ın öğrencilerine verdiği değeri anlatmaktadır.

Erol Battal’ın çalıştığı dönemde Barbaros Lisesi Müdürü olan Halis İşler, “Erol Battal 1996 yılında Barbaros Lisesine atanan ilk edebiyat öğretmeniydi. Erol Bey klasik not defteri tutmaz, öğrencilerini elinde taşıdığı bir ajandaya her sayfası bir öğrenciye düşecek şekilde yazardı. Her şey o defterindeydi. Artılar, eksiler, okunan kitaplar, okunmayan kitaplar, yazılı notları, her şey o defterdeydi.”[5] diyerek Erol Battal’ın farklı bir öğretmen profiline sahip olduğuna işaret etmektedir.

Erol Battal’ın benimsediği hayat felsefesi, ortaya koyduğu yaşam biçimi onun kalıplara itiraz eden, kuralları değiştirmeyi hedefleyen bir uğraşıya, yani sendikacılığa yönelmesine vesile olmuştur.

Küçük yaşlardan itibaren okuyan, bu okumalarla entelektüel bir derinlik sağlayan Erol Battal, dava adamı kimliğini, entelektüel donanımını, mücadele azmini hep birden harekete geçirebileceği bir alan olarak sendikacılığı görmüş ve Eğitim-Bir-Sen’in kuruluşundan az bir zaman sonra 1996 yılında Eğitim-Bir-Sen İstanbul 1 No’lu Şube’de görev almış, sendikal hiyerarşi çerçevesinde Eğitim-Bir-Sen bünyesinde, şube yönetim kurulu üyeliği, şube başkanlığı, genel teşkilatlanma sekreterliği görevlerini bihakkın yerine getirmiştir.

Sendikacılığını temellendirmek isteyen ve Eğitim-Bir-Sen’in temellerine ulaşarak sendikacılığını bilinçle bina etmek isteyen Erol Battal, bu yöndeki okuma ve araştırmalarını “Sendikal Örgütlenme ve Eğitim-Bir-Sen” adlı Eğitim-Bir-Sen’in tarihini ele alan bir kitapla sonuçlandırmıştır. Henüz daha memur sendikacılığı üzerine bir tarih çalışması diğer sendikalar tarafından da yapılmamışken, bu alanda ilk örnek olmak üzere Eğitim-Bir-Sen tarihini yazan Erol Battal, 2005-2011 yılları arasında yürüttüğü Genel Teşkilatlanma Sekreterliği sırasında da teşkilatın sendikal reflekslerinin oturmasına konuşma ve yazılarıyla katkı sağlamıştır.

Erol Battal, hem öğretmenliği hem de sendikacılığı severek yapmıştır. 1989 yılından 2005 yılına kadar 15 yıl fiilen öğretmenlik yapmış, 1996 yılından 2011 yılına kadar 6 yılı profesyonel olmak üzere 15 yıl sendikacılık yapmıştır. Vefatından 6 ay önce kendisiyle yapılan bir röportajda, “Erol Battal kimdir? Öğretmen olarak mı yoksa sendikacı olarak mı anılmak isterdiniz?” şeklindeki soruya, “Erol Battal,1964 Bayburt doğumlu, edebiyat öğretmeni. Uzun yıllar öğretmen sendikacılığı yaptım. Şimdi öğretmenlikten de sendikacılıktan da ayrıldım. İkisi de hayatıma anlam katan uğraşlardı. İkisini de çok zevk alarak yaptım. Tek biriyle değil, ikisiyle birden anılmak isterim: Öğretmen Sendikacı Erol Battal.”[6] şeklinde cevap vermiştir.

 

“Kitabın Vefalı Dostu Erol Battal”

Erol Battal, çok geniş bir alanda külliyatlı bir birikime sahipti. Okumak ve öğrenmek, bıkıp usanmadan sürdürdüğü ve yaşama sevincini artıran eylemlerdi. “Bir Duruş Adamı Erol Battal - Yazılar” kitabında yer alan yazılarında Erol Battal hem bir teşkilatçı kimliğiyle karşımıza çıkarken hem de aynı zamanda Türkiye’nin, eğitim sisteminin ve Müslümanların meselelerine ilişkin derinlikli tahliller yapmaktadır. Bu müktesebat ortaokul yıllarından itibaren kitapla iç içe geçirilen bir ömrün de muhassalasıdır.

Erol Battal’ın kitaplara olan büyük aşkı küçük yaşlarda başlamıştır. Erol Battal, kitaplarla olan ilişkisinin başlamasını ve okuma serüveninin ilk yıllarını şöyle anlatmaktadır: “Elektriğin, buna bağlı olarak TV’nin, bilgisayarın olmadığı bir dönem… Çocukluğumuzda köyümüzde kahvehane yoktu. Köy odaları vardı. Bu odalar, bir tür okuma salonlarıydı. Her odada 15-20 kişi oturur ve bu odalarda bir kişi tarafından özellikle İslam tarihinden kahramanlık hikâyelerini anlatan kitaplar okunurdu. Siret-i Nebi, Battal Gazi vs. Bu okuma odalarının dışında rahmetli babam evde de uzun kış gecelerinde yatsıdan sonra bu tür kitapları okur, ayrıca şerh ederdi. Köydeki bu yoğun okuma benim de okumaya ve kitaba karşı merakımı artırmıştı. Bu sırada ortaokulu Bayburt’ta okumaya başlamıştım. Bayburt’ta lisede okuyan köyümüzden Halil diye bir ağabey vardı, onu köylüler ‘iyi okuyor’ diye methediyorlardı. Ondan şehrin halk kütüphanesinin yerini öğrenmiştim. Her gün okuldan sonra, kütüphaneye gidiyor, günlük ödevlerimi yapıyor, ödevim bittikten sonra da masal, hikâye, destan, artık ne bulursam onları alıp kütüphane kapanana kadar okuyordum. Hatta bu kitaplardan bazılarını büyük defterlere yazmaya başlamıştım. Çünkü o günlere kadar, kitapçının varlığından, kitabın satıldığından haberim yoktu. Bir gün, kitapçıların varlığını keşfettim. Artık biriktirebildiğim her parayla kitap alıyordum, ilk aldığım kitap ‘Türk Destanları’ isimli kitaptı. Bir solukta okuyuverdim. Bu durum böyle devam etti. Ortaokul birinci sınıftan sonra, okula Erzurum’da devam ettim. Orası benim için bir kitap cennetiydi. Ucuz kitap da bulabiliyordum. Ortaokul biterken 150 kitabım vardı.”[7]

Kitaplığında 10 binden fazla kitap bulunan Erol Battal, okumanın bir boş zaman işi olmadığı, bilinçli ve tutarlı bir meşguliyet olarak kabul edilmesi düşüncesindedir. “Kitap okumak bir boş zaman meşguliyeti olarak görülmekte, bu nedenle de okumak bilinçli bir eylem olmaktan uzak kalmaktadır.”[8] diyerek kitap okumayı bir boş zaman işi olarak görenleri eleştirir.

Eşi Hatice Battal, Erol Battal’ın kitaplarla ilişkisine ve kitap okuma serüvenine ilişkin şu bilgileri vermektedir: “Kitaplıkta hangi kitap hangi rafta bilirdi. Birisi bir kitap isteyince, ‘ilk kitaplığın üçüncü rafının ortalarında’ gibi ifadeler kullanırdı ve aranan kitap, kolaylıkla bulunurdu. Kitap onun için olmazsa olmazlardandı. ‘Boş vakitlerimde kitap okuyorum.’ cümlesi Erol için komikti. Kitap, zamanını güzelleştiren unsurdu. Kitaplara sanki sevdalıydı. Akrabalarımızın, öğrencilerinin, bizim hangi kitapları okuduğumuzu bilirdi. Birkaç yıl önce okuyup da hatırlayamadığımız kitapları o hatırlardı. Öğrencilerinin okuduğu kitapları, ezberlediği şiirleri kaydettiği bir defteri vardı.”[9]

Erol Battal’ın oğlu Burak Battal, onun çocuklarının kitap okumasını yakından takip ettiğini belirtmektedir: “Tam anlamıyla bir kitapseverdi. Bizim şu kitabı bitirdim dememiz onun için büyük sevinç demekti. Özet çıkarmamız da istenebilirdi. Evimizde bulunan on bin civarı kitabın her birinin ayrı bir alınış hikâyesi, her birinde parmak izleri vardır. Hatta ‘Muhammediye’ kitabının iç sayfasında şu not yazılıdır: “Bu kitabı, bazı küçük kitaplardan satarak ve ağabeyimin bana gönderdiği paralardan katarak aldım. / Derya Kitabevi, Erzincankapı-Erzurum, Erol Battal, 3 Mayıs 1978 Çarşamba, İmam-Hatip Lisesi...”[10]

Erol Battal, her fırsatta, her şartta, her mekânda okurdu. Ankara’da Eğitim-Bir-Sen Genel Yönetim Kurulu’nda birlikte görev yaptığımız dönemde, Keçiören Aktepe’deki evinden Demirtepe’deki sendika genel merkezine belediye otobüsüyle gelip giderdi ve yolculuk esnasında otobüste, çoğu zaman ayakta, kitap okuduğunu söylerdi. Erol Battal’ın otobüs yolculuklarındaki okumalarıyla ilgili olarak eşi Hatice Battal şu tespitte bulunmaktadır: “Araba almadan önce belediye otobüsleriyle sendikaya gidiyordu. Böylece evde okuduklarının dışında iki saat daha kitap okuyabiliyordu. ‘Arabanın en kötü tarafı, okuma zamanımın bir kısmını elimden aldı.’ demişti”[11]

Erol Battal ve kitap, birbirinden ayrılmaz bir ikilidir. Erol Battal’la arkadaşlık yapan herkes onun kitapla ilişkisine mutlaka şahitlik etmiştir. Sürekli kitap alır, yeni yayınları takip eder, etkilendiği kitaplardan dost ve arkadaşlarına da satın alır, hediye ederdi.

Erol Battal bir röportajında, kitaba ve kültür-sanata olan ilgisine yönelik “Sizin edebiyata ve sanata yakınlığınızla başka sendikacılardan ayrıldığınızı biliyoruz. Bu ilginiz ne boyuttadır?” şeklindeki bir soruya, “Öncelikle edebiyat öğretmeniyim ama Cahit Zarifoğlu okuru olduğumu söylesem biraz anlaşılır belki. Mesleğin bir katkısı var mı bilmem. Ancak çocukluğumdan beri iyi bir kitap, edebiyat dergisi takipçisiyim; gençliğimden beri de şiir okuruyum. Yandığım bir şey var, şiiri günü birlik takip ederim ama bugüne kadar bir mısra yazabilmiş değilim. Kitap dünyasını takip etmeye çalışıyorum. Diğer sanat dallarına ilgim olsa da takip edebilme imkânını pek bulamıyorum. Sinema, tiyatro yılda 2-3’ü geçmez. Ama yayın dünyasını takip ederim.” şeklinde cevap vermiştir.[12]

 

Mustafa Kutlu ve Son Söz

Erol Battal, gençlik çağlarından itibaren, nitelikli bir okur olarak, hikâyeci Mustafa Kutlu’ya özel bir ilgi göstermiştir. Erol Battal, dostlarına, arkadaşlarına, öğrencilerine Mustafa Kutlu’nun hikâye kitaplarını tavsiye etmiş, Mustafa Kutlu’nun her yıl yaz aylarında çıkan deneme ve hikâye kitaplarını büyük bir heyecanla çıkar çıkmaz almış ve okumuştur. Erol Battal’ın üniversiteden mezuniyet tezi de ‘Mustafa Kutlu’nun Hikâyeciliği’ üzerinedir.

Erol Battal’a ilişkin son anılarımızda da kitap ve Mustafa Kutlu yer almaktadır.  Erol Battal’ın hastalığının teşhis edildiği ve tedavisinin başladığı günlerde, Ağustos 2011’de İstanbul’daki evinde gerçekleştirdiğimiz ziyarette, kültürden, sanattan, siyasetten, sendikacılıktan konuştuktan sonra Erol Bey, Mustafa Kutlu’nun o yaz çıkan ve hemen aldırıp okumaya başladığı yeni kitabından söz açmış; kitabın adından menhus hastalığına gönderme yaparak, “Adı da manalı değil mi?” demiş ve ardından kitabın adını telaffuz etmişti: “Hayat Güzeldir.” Mustafa Kutlu’nun o yaz çıkan kitabının adı “Hayat Güzeldir” idi. Erol Bey, bilinçli bir insan olarak yakalandığı amansız hastalığın farkındaydı, o yüzden kitabın adı ile durumu arasında ilgi kurmuştu.

Kitaba, çaya, sigaraya, eşine, çocuklarına ve dostlarına düşkün olan Erol Battal, 28 Eylül 2012 tarihinde Hakk’ın rahmetine kavuşmuş, ardında dava kaygısıyla verilmiş bir mücadele, bu mücadele sırasında edinilmiş binlerce dost bırakmıştır.

Mustafa Kutlu’nun Erol Battal’ın vefatının 4. yılında Ekim 2016’da yayımladığı 27. öykü kitabının adı da, vefatının ardından sevenlerinden ve çok sevdiği Mustafa Kutlu’dan Erol Battal’a bir gönderme gibiydi: “İyiler Ölmez.”

Mustafa Kutlu dilince biz de diyelim:

“Böyledir.

Bizde iyiler ölmez.”[13]

Rahmetle anıyorum.

 


[1] Buluta Şiir Yazan Adam, Talha Battal, Bir Duruş Adamı Erol Battal (kitabı içinde) Hazırlayan Hıdır Yıldırım, Eğitim-Bir-Sen Yayınları, Ankara 2015, s. 19

[2] Eşim Erol Battal, Hatice Battal, a.g.e, s. 17-18

[3] Rüzgârın Önünde Koşan Adam, Doç. Dr. Gürbüz Deniz, a.g.e, s. 79

[4] Hakkı Haykıran Adam Erol Battal, Aziz Erdoğan, a.g.e, s. 108

[5] Erol Battal, Halis İşler, a.g.e, s. 114

[6] Kitabın Vefalı Dostu Erol Battal ile Kitap Okuma Üzerine, Abdurrahman Topuz, Tahsin Yıldırım, İstanbul Eğitim ve Kültür Dergisi, Nisan 2012, Bir Duruş Adamı Erol Battal - Yazılar, s. 647

[7] Kitabın Vefalı Dostu Erol Battal ile Kitap Okuma Üzerine, Abdurrahman Topuz, Tahsin Yıldırım, a.g.e (Yazılar), s. 644

[8] Kitabın Vefalı Dostu Erol Battal ile Kitap Okuma Üzerine, Abdurrahman Topuz, Tahsin Yıldırım, a.g.e (Yazılar), s. 646

[9] Eşim Erol Battal, Hatice Battal, a.g.e, s. 17

[10] Babam’a Dair, Burak Battal, a.g.e, s. 24

[11] Eşim Erol Battal, Hatice Battal, a.g.e, s. 17

[12] Kitabın Vefalı Dostu Erol Battal ile Kitap Okuma Üzerine, Abdurrahman Topuz, Tahsin Yıldırım, a.g.e (Yazılar), s. 640

[13] İyiler Ölmez, Mustafa Kutlu, Dergâh Yayınları, İstanbul 2016, s.151

Önceki Yazılar
71- Sendikal Kazanımlar ve Bürokratik Sabotaj / Murat Çelik / Diğer Yazarlar
72- Yancının Sefaleti, Dış Kapının Mandalı/ Emrullah Aydın / Diğer Yazarlar
73- Masanın Yancısı/Emrullah Aydın / Diğer Yazarlar
74- Masanın Yancısı/Emrullah Aydın / Diğer Yazarlar
75- Ek Ödeme, Emek ve Özgürlük Mücadelemiz Sürecek/Gaffari İzci / Diğer Yazarlar
76- Bakanın Parmağı! /Talat YAVUZ / Diğer Yazarlar
77- Tablet İn Öğretmen Out!/Emrullah Aydın / Diğer Yazarlar
78- İş Bırakmak da Bir Derstir / İdris Şekerci / Diğer Yazarlar
79- Kesintili Eğitimi Manipüle Etmek İsteyenler Eğitimci Olamaz!!! Emrullah Aydın / Diğer Yazarlar
80- Akif İnan’ı Anma ve Vefa Programı / Cahit Suci / Diğer Yazarlar
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14
Top