Eğitimde Şiddet - Abdurrahman KARDAŞ / Batman
78787 | | | 11-06-2008

Diğer Yazarlar

Şiddet, sözlüklerde “sertlik, katılık, sözle yola getirme yerine kaba kuvvet kullanma; azarlamada ve cezalandırmada aşırı gitme” şeklinde tanımlanmaktadır. Şiddet, saldırganlıkla bağlantılı bir davranış biçimidir. Bu anlamda şiddet canlılara ya da varlıklara yapılmış, kişinin istemediği ve o kişiyi tahrik eden bir eylemi, bazen eylemden kaçınmayı veya eylemsizliği içerir. Her türlü fiziksel saldırı şiddet içinde yer alırken, sözlü davranışlar da bu tanım kapsamına girer.

Şiddetin hayatımızdaki yeri, şiddeti meydana getiren sebepler, şiddetle oluşan olumsuzluklar ve bu olumsuzlukların topluma etkisi özenle incelenmelidir. Bunların tümü incelenirken, şiddetin evrendeki ve doğadaki durumuna göz atmamız gerekmektedir. Doğada şiddetin çeşitlerini görebilmekteyiz. Şiddetli depremler, şiddetli seller, yağmurlar ve ormanların yanması ile binlerce canlı yok olmaktadır. Yanardağların patlaması ve benzeri durumlar evrende var olan gizli şiddet olgusunun ortaya çıkmasıdır. Doğal şiddet yanında, hoşgörüsüzlük, saldırganlık, öfke, hınç gibi davranışların oluşması insanlara özgü bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamdaki şiddet, bir amaç içeren, önceden düşünülerek planlanmış bir şiddet değildir. Doğal olarak şiddeti mağmaya benzetirsek; magma yeryüzüne zayıf bölgelerden ulaşmaktadır. Kimi insanlar, bu şekilde zayıf bölgeler taşıyorlarsa içlerindeki şiddet enerjisini ortaya çıkarırlar. İçimizdeki enerjiyi tanımak, kendimizi tanıyabilmekten geçiyor. Bedenimizi, bedenimizin gereksinimlerini, duygularımızı, sevinç ve üzüntülerimizi, bunların olası nedenlerini; düşüncelerimizi, düşüncelerimizin dayandığı inançları, çevremizi, ilişkilerimizi, toplumumuzu, geçmişimizi tanıyabilmeye çalışma, bunda istekli olma, bize acı veren, bizi rahatsız eden olgu ve olayların farkına varmaya çabalamamız, içimizdeki doğal şiddetin hışmına uğramayı bir ölçüde azaltabilir. Şiddet püskürten biriysek çevremizi, çevremizdekileri, duygusal, düşünsel açıdan yıprattığımız gibi, onlara fiziksel olarak da zarar verebiliriz. İçimizdeki şiddete direnebilmek, onu görmezden gelmekle, körü körüne bastırmaya çalışmakla başarılamaz. Şiddeti, dostluğa, sevgiye, beden eğitimine, müziğe, sanata, edebiyata, bilime çevirebilirsek, şiddet enerjisinden yararlanmış olabiliriz.

Şiddetin insanları eğitmek ve sindirmek için gerçekleşen şekli son günlerde medyamızda sıklıkla ifade edilen halidir. Bu gerçeğin eğitim camiasında olması biz eğitimcileri üzmekte ve eğitimin tanımlarında yer alan topluma yararlı bireyler yetiştirme ilkesine ters bir durumun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Eğitimdeki bu hal, öğrencileri kamplara bölen bir durum ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Şiddeti uygulayanlar, şiddete maruz kalanlar ve şiddeti izleyenleri bir bütün olarak incelediğimizde, bunların tümü zarar görmektedir.

Hayatımızda, çocukluk yıllarımızda yaşadığımız olaylar zihnimizden kolay kolay silinmez, bu dönemde toplum, çocuğu yetiştirirken şiddete başvurmaktadır. Aileden gelen bu uygulama şiddete maruz kalan birey için büyük bir eziyet olmasına rağmen, “Ben çocuklarıma bunu yapmayacağım” diyen birey, 25 – 30 yaşlarına geldiğinde çocuklarına aynı şiddeti uygulamaktadır. Temel sorun aileden kaynaklanmaktadır. Burada şiddetin nedeni “alışkanlıktır” diyemeyiz. Bağırıp çağırmak ve dayak atmak, insanın sinirlilik durumundan kurtarır ve rahatlatır. Fakat bu şiddeti kendinden zayıf olan bireylere karşı uygulamaktadır. Ebeveynlerle yapılan görüşmelerde, çocuklarını dövme hususunda, çoğu vazgeçmek istememektedir. “Bunu da yapmazsak çocukları bazı zararlı alışkanlıklardan vazgeçiremeyiz.” de demektedirler.

Toplumun içinde şiddetin gizli bir şekilde, aileden başlayarak, okulda, sokakta ve işyerlerinde artmasının birçok nedeni vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

  • Ekonomik ve sosyal nedenler

  • Aile içi iletişim eksikliği

  • Boşanma, ölüm, geçimsizlik ve aile içi şiddet

  • Yanlış arkadaşlık ve özenti

  • Köyden şehre göç

  • Şiddet içeren programların medyada artış göstermesi

  • Eğitim düzeyinin düşüklüğü, kültürel anlamda değerlerin yok edilmesi

  • Organize suç gruplarının etkisi ve aileleri suça yönlendirmesi

Bunlara daha birçok madde eklemek mümkündür. Bizler için önemli olan bu sıraladığımız nedenlerin etkilerini en aza indirmek olacaktır.

Eğitim kurumlarımızda son dönemlerde artan şiddet incelendiğinde, karşımıza birden fazla hal ortaya çıkmaktadır. Toplumun yansıması olan eğitim kurumları, toplumda meydana gelen en küçük olaydan etkilenmektedir. Yıllardır uygulanan yanlış eğitim politikaları ve toplumun değerlerinin yeni kuşaklara aktarılamaması, bireyi toplumda başıboş bırakıp, şiddet ortamına sürüklemektedir. Son yüzyıl içerisinde uygulanan eğitim politikaları değiştirilerek, bu tablonun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Eğitim, erdemli bireyler yetiştirme amacı taşıması gerekirken, bizim anlayışımızda; sınavlarda başarılı olabilecek ezbere dayalı, doğru ve yanlışı ayırt edemeyen, ahlaki değerlerden yoksun bireyler yetiştirmek olmuştur. Geçmişte eğitimini en iyi şekilde tamamlayan bürokratlar, kurumlarının içini boşaltırken almış oldukları eğitim ülkenin en iyi eğitimi idi. Fakat değer anlayışından kaynaklanan eksiklik onların bu davranışları yapmaya itmiştir. Eğitim anlayışımızın, uygulamada değer anlayışımızla tam olarak örtüşmemesi, okulların vermiş olduğu eğitimi sorgular hale gelmiştir. Bu gerçeğin yanında, okullar toplumun ekonomik ve sosyal sorunlarını artarak yaşamaktadırlar. Kalabalık sınıflar, ailelerin ilgisizliği ve şiddet giderek artmaktadır. Şiddet olgusu incelendiğinde, karşımıza birden fazla şiddet çıkmaktadır. Bunları sıralayacak olursak;

  1. Öğrencinin öğrenciye şiddet uygulaması

  2. Öğrencilerin idareciye ve öğretmene şiddet uygulaması

  3. Öğrenci olmayan bireylerin öğrenci, öğretmen ve idarecilere şiddet uygulaması

  4. Öğretmenin ve idarecinin öğrenciye şiddet uygulaması  

1.ÖĞRENCİNİN ÖĞRENCİYE ŞİDDET UYGULAMASI

            Aile ve toplumda görülen şiddet olgusunun benzeri okul ortamında görülmektedir. Hatta bu durum ilköğretim okullarında da görülür hale gelmiştir. Ailesinden iyi bir ahlaki değer almamış bireyler kalabalık sınıflarda, kendini topluma gösterme yoluna giderek çevresinde zayıf gördüğü öğrencilere şiddet uygulamaktadır. Son yıllarda eğitimin plansız ve programsız olarak 8 yıla çıkarılması şiddeti arttırmıştır. Çünkü aynı ortamda 7 ve 15 yaş grubu öğrencilerinin eğitim görmesi, eğitim açısından sakınca doğurmaktadır. Bunun yanında şiddetin dozajının artması, kavgaların ölüm ve yaralanmalarla sonuçlanmasına neden olmaktadır. Öğrencinin daha önce birilerinde şiddet görmesi, umutsuz olması ve sosyal yönden zayıflıklar göstermesi şiddeti arttırıcı bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Birden fazla öğrencinin bir araya gelerek çeteleşmesi birbirlerinden cesaret almalarını sağlamaktadır.

 

Şiddetin sebepleri olarak karşımıza şunlar çıkmaktadır:

  • Sınıfların kalabalık olması ve öğretmenlerin öğrencilerle yeteri kadar ilgilenememesi.

  • Medyada şiddet içerikli dizilerin artması. Medyanın silah ve kesici aletleri özendirici yapımlara yer vermesi

  • Kız arkadaş tartışmaları

  • Ekonomik sorunlar

  • Gelecek kaygısı.

  • Sigara alkol ve uyuşturucu kullanımın artması.

  • Disiplin yönetmeliğinin etkisiz olması.

  • Şehirlerin nüfusunun artması ve kalabalık ailelerin çocuklarına hakim olamaması.

  • Değer anlayışının yok olması.

  • Okulda ve ailede şiddet örnekleri.

  • Rehberlik hizmetlerinin yetersizliği.

  • Okullarda görevli öğretmen ve idarecilere yeteri mesleki ve pedagojik eğitimin verilememesi.

  • İnternet cafe ve oyun salonlarının öğrencileri şiddete sürüklemesi.

  • Öğrenciler arasında okula hâkim olma mantığı.

 

Okulların mevcut durumları göz önüne alındığında kalabalık okullarda şiddet olayları zaman zaman öğrencilerin birbirlerinden çekinmeleri nedeniyle ifade edilememektedir. Eğitimin bu duruma gelmesi yürütülen mevcut eğitim politikaların yanlışlığını gün yüzüne çıkarmıştır. Toplumu ve değerlerini öğrenemeyen bireyler, çözümü şiddete başvurarak çözmesi vahim bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü bu öğrenciler öğrenimleri dışında bu toplumun birer ferdidirler.

2.ÖĞRENCİLERİN ÖĞRETMEN VE İDARECİLERE ŞİDDET UYGULAMASI

            Son dönemlerde öğrencilerin okul içinde gruplaşarak çeşitli sebepler ortaya atarak haklı veya haksız olduklarına bakmadan öğretmenleriyle kavga edebilmektedirler. Kavgalarında delici ve kesici aletlerle yapmaları öğretmen ve idarecileri çaresiz bırakmaktadır. Gelişmiş toplumlardaki öğrencilere özenme ve medyada yayınlanmakta olan dizilerin etkisiyle, öğrenciler öğretmenlerine kafa tutmakta ve bu olayı çevrelerine övünerek anlatmaktadırlar. Bu tür olaylar karşısında topluluk içerisinde öğretmeni ve idareciyi tahrik eden öğrenci fiziksel müdahale etmektedir. Öğrencinin şiddet uygulama durumuna geçtiği bir olaydan sonra eğitim kurumunda görev yapan öğretmen ve idarecilerin fonksiyonel olmaları düşünülememektedir.

            Geçmiş yıllarda bazı okullarımızda öğretmen ve idarecilerimiz öğrencilerden şiddet görmüşlerdir. Çeteleşen öğrenciler bazı okullarda öğretmenleri tehdit etmekte ve üzerlerindeki delici ve kesici aletleri göstererek okul içinde hâkimiyet kurmaya çalışmaktadırlar. Bu tür davranışların artması eğitimin önümüzdeki yıllarda içinden çıkılamaz bir durumla karşı karşıya bırakacaktır. Bu tür şiddet olaylarına okul dışından destek verilmesi uygulanacak olan yöntemleri ve hukuki anlamdaki müeyyidelerin uygulanabilirliğini azaltmaktadır. Okul dışına çıkarılacak öğrenci bunun sebebini idareden ve öğretmeninden bilmesi ve özellikle bunu ifade etmesi okullardaki şiddet ortamının artmasına sebep olmaktadır.

3.ÖĞRENCİ OLMAYAN BİREYLERİN ÖĞRENCİ, ÖĞRETMEN VE İDARECİLERE ŞİDDET UYGULAMASI

            Okulların son dönemde şiddetle anılması eğitimi aksatacak bir hale getirmiştir. Batı toplumlarında izlediğimiz okulların çeteleşmesi ve okullarda ölüm vakaları maalesef ülkemizdeki okullarda görülmeye başlamıştır. Zararlı alışkanlıklarla başlayan süreçte öğrenci okul dışında çetelere bulaşmaktadır. Uyuşturucu ve benzeri zararlı alışkanlıklarla yüz yüze kalan birey, toplumu rahatsız edecek seviyeye ulaşmaktadır. Okulda görevli öğretmen ve idareciler dışarıdan okul içine sızan çetelerle uğraşırken şiddete maruz kalmaktadır. Bazı durumlarda öğretmen ve idareciler yaralanmakta ve ölebilmektedir. Okullara hakim olma çabası idare ve öğretmen tarafından engellenmektedir. 2004 Mayıs ayında Batman Fatih Lisesi, öğrenciler tarafından yakılmıştır. Eğitim dışında kalmış olan öğrencilerin okul önlerinde öğrencilere bulaşması ve öğrenciyi tehdit etmesi o öğrenciyi okuldan soğutabilmektedir. Bu durum incelendiğinde, eğitim dışı kalmış bireyler okul içinde bazı öğrencilerle irtibata geçerek okul içine hakim olmaya çalışmaktadırlar. Okul içine müdahale edemedikleri durumlarda okul dışında müdahale etmektedir. Şiddete maruz kalan birey bunu okul idaresi ve öğretmenine anlattığında olay tam olarak çözüldüğünde sorun ortadan kalkmaktadır. Fakat maalesef durum her zaman böyle olmamaktadır. Okul içinde şiddet uygulayanlar idare tarafından cezalandırıldığında dışarıdaki arkadaşları veya çeteleşen gruplar okul idarelerini tehdit etmekte ve şiddet uygulamaktadır. 2005 yılı içerisinde Batman Atatürk Lisesi öğrencileri okul içinde yaptıkları kavgayı okul dışında sürdürmüş ve sonuçta bir öğrenci olay sonucu ölmüş, diğer öğrenci cezaevine girmiştir. Büyükşehirlerimizde okul dışında mafyalaşan ve öğrencilere uyuşturucu haplar satan grupları, bir şekilde eğitimi engelleyenlerin haberlerini televizyon ve gazetelerden takip etmekteyiz. Emniyet mensupları okul çevrelerinde uyuşturucu operasyonu yapması biz eğitimcileri derinden yaralamaktadır.

Şehirlerin planlamaları yapılırken eğitim göz önünde alınmadığından bu tür sorunlar artarak devam edecektir. En basit bir örnek verecek olursak internet cafe açmak bu kadar kolay olmamalıydı. Açılırken okul çevrelerinde kurulmaması veya çok sıkı denetimden geçirilmesi gerekmektedir. Eğitim dışı kalmış öğrenciler bu mekânlarda çeteleşmekte ve okullarda öğrenci, öğretmen ve idarecileri rahatsız etmektedir. Okul çevrelerinde marketlerin tek sigara satmaları denetimden uzak kalmaları öğrencileri her türlü bağımlılık yaratan zararlı alışkanlıklara zemin oluşturmaktadır. Hukuki anlamda yaşı küçük olanlara karşı herhangi bir yaptırımın olmaması şiddeti uygulayanları cesaretlendirmektedir.

 

4.ÖĞRETMENİN VE İDARECİNİN ÖĞRENCİYE ŞİDDET UYGULAMASI

            Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocuğun bir birey olarak hakları olduğunu anlatan, dünya çocuklarının yaşam kalitesini hak ettikleri düzeye çıkarmayı amaçlayan bir sözleşmedir. Birleşmiş Milletler tarafından 1989 yılında kabul edilmiş ve 1990’da üye devletlerin imza ve onayına açılmıştır. Hemen hemen dünyanın her ülkesince kabul edilmiş olan bu sözleşme ülkemiz tarafından da 1990’da imzalanmış, 1995 yılında ise Bakanlar Kurulu’nca onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Toplam 54 maddesi bulunan Çocuk Hakları Sözleşmesinin 19. maddesi çocuğun şiddetten korunma hakkı ile ilgilidir.

Madde 19: Bu sözleşmeye taraf devletler, çocuğun ana babasının ya da onlardan yalnızca birinin, yasal vasi veya vasilerinin ya da bakımını üstlenen herhangi bir kişinin yanındayken bedensel ya da zihinsel saldırı, şiddet veya suiistimale, ihmal ya da ihmalkâr muameleye, ırza geçme dahil her türlü istismar ve kötü muameleye karşı korunması için; yasal, idarî, toplumsal, eğitsel bütün önlemleri alırlar.

Bu tür koruyucu önlemler; burada tanımlanmış olan çocuklara kötü muamele olaylarının önlenmesi, belirlenmesi, bildirilmesi yetkili makama havale edilmesi, soruşturulması, tedavisi ve izlenmesi için gerekli başkaca yöntemleri ve uygun olduğu takdirde adlî makamların işe el koyması olduğu kadar durumun gereklerine göre çocuğa ve onun bakımını üstlenen kişilere gereken desteği sağlama amacıyla sosyal programların düzenlenmesi için etkin usulleri de içermelidir.

            Şiddet, eğitim sistemimizde teoride olmasa da ne yazık ki pratikte her zaman var olan bir olgudur. Öğretmen ve idarecilerimizin bir kısmı bazı durumlarda en kolay yolu seçmekte ve sonuçlarını düşünmeden şiddete dayalı cezalar uygulamaktadırlar. Tokat atma veya kulak çekmeyi dayaktan bile saymıyorlar. Öğrencilerin büyük bir kısmı şiddete maruz kaldığında ailelerine haber vermiyorlar. “Öğretmenim beni dövdü” diye ailesine gittiğinde onlardan da dayak yeme olasılığı bulunduğunu düşünerek olayı gizli tutuyorlar.

            Yapılan araştırmalarda dayağa yönelim nedenleri olarak şu maddeler sıralanmaktadır.

  • Öğrencinin dersi dinlememesi
  • Derste arkadaşlarını rahatsız etmesi
  • Sınıfın dikkatini dağıtacak davranışlar sergilemesi
  • Okul eşyalarını kırması
  • Giyim kuşamının öğrenciye yakışmaması
  • Saçları uzaması ve jöle kullanımı
  • Sigara içme
  • Dışarıda kavga etmesi
  • Verilen ödevin yapılmaması
  • Arkadaşlarına hakaret etmesi
  • Öğrencinin saygısız tavır ve tutumları
  • Kız meselesi

 

Bu tür davranışlar sonucu öğretmenler dayağa ek olarak, sarsma, tek ayak üzerinde durma, iğne batırma ve ceza olarak egzersiz yaptırma gibi şiddet içeren uygulamalara girmektedir. Fiziksel şiddete en çok erkek öğrenciler maruz kalmaktadır. Fiziksel şiddet öğrencinin okuldan soğumasına, özgüveninin kaybolmasına neden olurken davranışı daha kötüleştirmekte, sınıf ve okulun düzenini bozma, öğretmenlere karşılık verme, yalan söyleme, okul eşyalarını kırma gibi olumsuz davranışları arttırmaktadır. Şiddetin istenmeyen davranışı değiştirmede konusunda etkisi geçicidir. Aynı olayın tekrarında olumsuz davranışta sonuç alabilmek için şiddetin arttırılması gerekmektedir. Şiddete maruz kalan öğrencilerde yalan, hastalık taklidi ve okuldan kaçma gibi davranışlar ortaya çıkmaktadır. Şiddeti içselleştiren çocuk büyüdüğünde aynı şiddeti öğrencilerine ve çocuklarına uygulama yoluna gitmektedir.

 

SONUÇ VE ÖNERİLER**

      Toplumu şiddetten uzak tutmanın ilk aşaması şiddetin varlığını kabul etmektir. Çünkü liselerde, hatta ilköğretim okullarımızda masum sayılabilecek okul kavgalarının yerini bıçaklı, sopalı ve silahlı kavgalar almıştır. Bu tür vakaların önlenmesi günümüz koşullarında çok zor bir durumdur; fakat şiddeti oluşturan nedenler en aza indirilebilir. Herkesin bir şekilde sorumluluk alması kaçınılmazdır. Çünkü eğitim içerisinde uygulanan şiddet toplumun en önemli sorunu haline gelmiştir. Bu durumda başta aileler olmak üzere, toplumun tüm unsurları üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir.

·        Velilerin yapması gerekenler.

1.      Hiçbir şekilde ev içinde şiddet başvurulan bir metot olmamalıdır. Anne ve babanın davranışları tutarlı olmalıdır. Çocuk aile içinde kendini ifade edecek ortam bulmalıdır. Veliler çocuklarına zaman ayırmalıdır.

2.      Çocuklarının evde televizyon izlemelerini sınırlandırmaları gerekmektedir. İzleyebileceği programlar belirlenmeli, en fazla 2 saat izlemeleri sağlanmalıdır.

3.      Kitap okuma davranışı çocuklara kazandırılmalıdır.

4.      Gece çocukları yatarken cepleri kontrol edilmeli, delici ve kesici alet, sigara, keyif verici içecekler ve uyuşturucu haplar bulunduğunda psikolojik destek alınmalıdır.

Önceki Yazılar
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14
Top