Bir Okul Yaratmak / R
78209 | | | 11-06-2008

Diğer Yazarlar

Öğrenim- eğitim görülen yer, kişi veya kurumdur okul. Bir okulun inşası ve devamlı olabilmesi, misyonuna uygun davranabilmesi bir sürecin ürünüdür. Okulu var eden donanımı, personel sayısı, öğrencileri vardır. Okul aynı amaç etrafında toplanan insanların verdiği ruha göre şekil kazanır.

Okullar hayat boyu kimliğimiz olurlar. “Hangi okulu okuduğunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” diyecek kadar bir etkiye sahiptir okullar. Çünkü her okulun insana kazandırdığı bir düşünüş, anlayış, yaşayış ve davranış modeli vardır. Bu etki her okulda aynı derecede yaşanmasa da yön veren temel etkenlerden biridir.

Okul sadece çalışanları, teknik donanımı, alt yapısı ve binasıyla mı “Okul” kimliği kazanmaz. Okul sadece bu değildir. İnsan yaşamına yön verebilmesi için bir ruh- mantık gereklidir. Okul önce yüreklerde kurulur. Yetiştirilmek istenen insan modeli, var edilmeye çalışılan toplum, bilgi ve düşünce metodları kalpte ve akılda yapılandırılmış ve gerçekleştirilmesine inanç tamdır. Okul bir dünyayı sunmak değil midir? Yaşanmak istenen dünyaya hazırlık yapmak, onun bir nevi talimgahı gibi değil midir? Okul dünya insanlarının yüreklerinde kurdukları ortama çağrı değil midir? Okullar kurucu kimliklerine bakar. Kurucular belli bir hedef doğrultusunda kadrosunu, imkanlarını, fikirlerini oluşturur. Bu kurucular çoğunlukla devlet, kişiler ve özel kurumlar olabiliyor. Bu kurumların kurucuları kim olursa olsun esas etkili olanlar öncelikle çalışanlardır. Çalışanların kurumun ilke ve hedeflerine bağlılığı esas etkendir.

Özel kurumlarda daha çok ekip anlayışı varken, devlet kurumlarında öncülüğe dayalı bir akış vardır. Özel okullarda aslında ekip anlayışı dediğimiz şey tek tiplileştirmeyi de kapsamaktadır. Öğrencilerinden, öğretmenine hademesine kadar tek biçim hedeflenir. Öncülük de ise örneklik eşliğinde bir sürükleniş vardır.  Bu anlamda devlet okullarında özgür düşünme ortamı daha fazladır. Bireysel yetenek ve taleplerin ifadelendirilmesi daha kolaydır. Bu hem avantaj hem de dezavantaj olarak yansıyabilmektedir. İlişki biçimi daha doğaldır. İmkanları mazeret etmeden bir okul yaratmak mümkün mü? Bunun için öncelikle gereken özveri, sabır, hedefe sabitlenme, sorunları abartmama tavrı olmalıdır. Her yerde yokluklarla var edilen okulların hikayesini dinleriz. Çoğu imkansızlıklar içinde iken fedakarlıkla, gayretle, heyecanla oluşturulmuştur. Kendi çevresinde, bölgesinde öğrenci ve öğretmenler bu okulda olmaktan gurur duyarlar. Ama bazı okullar vardır, övünç vesilesi olmak bir yana gür sesle seslendirmekten kaçınırız. Öğrenci, veli, öğretmen ve idarecilerin ait olmaktan haz duydukları okul oluştuğu zaman bir okul yaratılmış demektir.

Her imkanı olan okul yaratabilmiş midir? Öğrenci başarı seviyesi, velinin okula ilgisinin yüksek olduğu, her türlü imkanların hazır olduğu okulların yöneticilerinin ve bir çok öğretmeninin bu gibi okulları gereği gibi yönlendiremedikleri görülür. Bu okulların sınava dayalı başarı yüzdeleri insanları yanılsamaya götürmektedir. Bu okullarda seçkin öğrenciler olduğu halde idareci ve öğretmenlerin bu ağırlığı kaldırmada zorluk çekmelerine ve bir nevi akış hızının gerisinde kalmalarına neden olmaktadır. Öğrenciler 90 km hızla gidecek potansiyele sahipken idareci ve öğretmenler onları 60 km hızla gitmeye zorlamaktadırlar. Çok yönlü somut başarılara dayanan çalışmaların yapılmadığı okullarda kurumun devamlılığının sağlanmasından başka bir anlam ifade etmeyen çabaların sonucu yoktur.

Okul yaratmak bu çabaların üst hedefidir. Örneğin milli eğitim bünyesindeki bir okulun genel bir devamlılığı zaten zorunludur ve devam edecektir. Önemli olan var olandan bir üst model yaratmak ve sürekliliğini sağlamaktır, geleneğini oluşturmaktır. Modern tanımlamayla marka oluşturmak. Benzer bir çok alan arasından farklı olanı bularak öne çıkmak, kendi nev-i şahsına münhasır bir oluşum geliştirmek. Ve bu okul ortamında ya bir öğretmenin ya da müdürün öncülüğünde gelişir. Aynı zamanda her okulda bir öğretmen bir çok şeyi değiştirebilecek, yönlendirebilecek, geliştirebilecek güce sahiptir. Eğitim- öğretimle birinci elden muhatap olan ve etkilemeye en yakın olan öğretmendir. Çalışan, bulunduğu yere bir şeyler katmak isteyen öğretmenlerin bazıları çevrelerinde çoğu kez engellendi. ‘Sen neden bu kadar koşturuyorsun ki bak başka öğretmenler rahat’ denildi. İdareciler çalışmaya istekli öğretmenlerin önünü açmak ve daha da geliştirmek dururken önlerine basit endişelerle engeller var edildi. Çalışma şevkleri kırılmaya çalışıldı. Alaya alındılar. Veya basit eleştirilerle önleri kesilmeye çalışıldı. Bu tür öğretmenlerin sayıları doğal olarak azdır. İçten dönüştürmeye talip olan bu çabalarda ne yazık ki yeteri kadar desteklenmemektedir.

Resmi anlamda toplam kalite uygulamalarıyla oluşturulmaya çalışılan okul kurum kültürü süreci pratikte uygulamaya geçememektedir. Yapı ve imkân olarak ihtiyaç olmamasına rağmen okul-laşma sağlanamamaktadır. Türkiye’de son yıllarda yoğun bir şekilde okul bina- sınıf sayısı artarken ne yazık ki kalite yakalanamamaktadır.

Okul ruhu farklı yerdedir. Bu ruh oluşturulup öğrenci ve öğretmenler tarafından hissedilmezse imkânları boyutları ne olursa olsun başarılı olunabilmesi ve okulun gerçek anlamda teşekkül etmesi zordur. Okulları insanlığın o muazzam genişliğinden, derinliğinden mahrum etmemeliyiz. Oysa okulları hayatın çok uzağına götürüyoruz. Sadece bina, personel, sınıf, araç-gereç, öğrenci ile okul olunamaz. Okul kimliğinin oluşması bambaşka bir süreçtir. Halbuki her okulun farklı ismi olması gibi kendine has bir okul kimliği inşa edebilir. Her isim kendi başına özel alan demektir. Bu ismi yüceltmek zorundadır sorumluluk sahipleri. Atılacak temeller okulun geleceğini yönlendirecek, kendisinden sonra kuruma gelecek olanlar bu sisteme adapte olmakta zorlanmayacaklardır.

İnsan yetiştiren, şahsiyet- kişilik oluşturan ve hayata hazırlayan Okul-lar giderek azalıyor. Daha önce en azından şehrin bir veya birkaç okulu bu görevi yerine getirirken artık bunların misyonlarını ders noktasındaki ihtiyaçlarını dershanelere, şahsiyet oluşumu için gerekli olanları ile sokağa ihale etmesiyle bu süreç durmuş gözükmektedir. Çoğalan özel okulların ise bu misyona talip olmaktan uzak oldukları görülmektedir. Hedeflerinden soyunmuş Okul-larımız ne olduğu bilinmeyen bir ucube gibi ortada durmaktadır.

Okul-ların çoğalması eğitimin dolayısıyla ülkenin gelişmesi için zaruridir. Bu okulları korumak ve yeni okullar kurmak yolunda çabalarımızı yoğunlaştırmadan başka çıkış yolu yoktur. Hepimizin yaş gözetmeksizin bunlara ihtiyacımız vardır.  Bu okulların gah öğrencisi gah öğretmeni olarak görevimizi ifa etmeliyiz. Bir okul yaratan öğretmen veya müdür yada okullaşan bir şahsiyet olmak yolunda çabalara kesintisiz devam etmeliyiz. Bir Okul yaratmak mümkün ve bizim elimizde…

Önceki Yazılar
1- Öğretmen Mehmet Akif İnan / Hıdır YILDIRIM
2- Mehmet Akif İnan'ın şiir anlayışı ve 'vefa' beyti / Hıdır YILDIRIM
3- Toplu sözleşme sürecine dair / Şenol METİN
4- Yeni Türkiye tescillenmiştir / Talat YAVUZ
5- Vefa/t yahut Eğitim-Bir-Sen'in taşra tarihi / Hıdır YILDIRIM
6- Kâğıttan kaplan tüccarlarına cevap / Celal DEMİRCİ
7- Şair, mütefekkir, sendikacı Mehmet Akif İnan / Hıdır Yıldırım
8- Müdürler müfettiş olunca! / Talat YAVUZ
9- Eğitim-Bir-Sen sadece sendika değildir / Şenol METİN
10- Sendikal mücadelede algılar ve gerçekler / Celal Demirci
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14
Top