Türk Milli Eğitim Sistemi’nde Medeniyet Algısı - Rüstem Budak
78756 | | | 11-06-2008

Diğer Yazarlar
Her milletin ait olduğu bir medeniyet vardır. Milletler kendi medeniyet anlayışlarını oluşturdukları gibi başka medeniyetlere eklemlenme şeklinde de  olmuştur. Tarih boyunca birçok medeniyet oluşurken ; bunlardan bazıları ömürlerini tamamlamış , bazıları da hayatiyetlerini devam ettirmektedir. “ Mısır , Ant , Minoa , Sümer, Maya, Hint , Hitit , Suriye , Helen , Babil , Meksika , Arap , Yukatan , Sparta , ve Osmanlı medeniyetlerini kapsayan 16 sının ölmüş ve tarihin derinliklerine gömülmüş olduğunu görüyoruz. Etkileri onların yerine alan medeniyetlerle devam etmektedir. Bugün varlığını idame ettirmeye çalışan Hristiyan yakın doğu , İslam , Hristiyan , Hindu , Uzak doğu Çin , Japon medeniyetleri Japon ve batı medeniyeti vardır. Bunlarda batı medeniyeti tarafından imha ve asimile tehdidi altında can çekişmektedir.”1

            Biz Türkler bulunduğumuz coğrafyalarda Göktürk – Uygur gibi tamamlanmamış medeniyet süreçlerinden çıkıp göçlerle gittiğimiz yerlerdeki mevcut medeniyetlere eklemlenmişiz. Bunun sonucunda özellikle İlk çağlarda Avrupa’ya göç edenlerde olduğu gibi  kendi kimliklerini yitirmişlerdir. Türklerin İslam diniyle olan tanışması kendi özgün anlayışlarını oluşturmuşlardır. Selçuklular ile başlayan arayış Osmanlı İmparatorluğu ile zirveye çıkmıştır. İslam Türk Bizans, Moğol medeniyet unsurlarını harmanlamış bu gün artık hiç kimsenin yadsıyamadığı Osmanlı medeniyeti ortaya çıkmıştır. Türklerin Dünya medeniyet kültürüne katkıları bu vesileyle olmuştur. Türkler bu süreçte hem Dünya hem de İslam medeniyetine sayısız katkılarda bulunmuşlardır. Batı medeniyetinin yükselişli ile dengeler bozulmuştur. Osmanlı imparatorluğunun gerilemesi ardından yıkılması , kendi medeniyetimize bakış  açımızı da  değiştirmiştir. Yenilgiden kurtulmanın tek yolu İbn-i Haldun’un meşhur tarihsel tespitinde olduğu gibi mağlup olanın galip olana benzemesi taklit etmesi olarak görülmüştür. Osmanlının mirası üzerine kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti siyasi kurum olarak bu düşüncenin savunuculuğunu ve uygulamasını yapmaya çalışmaktadır.

            Osmanlı İmparatorluğunun son döneminde eğitim öğretim alanında hem sivil hem de resmi alanda  değişim çabası başladı. Askeri ve mesleki okullar yaygınlaştı. Okullarda okuyanlar ekseriye batı düşüncesinin savunucuları oldular. Ailelerde yabancı özentisi yaşam tarzına yerleşmeye başlamıştı. Kılık – kıyafetten , çocuk eğitimine , eğlence biçimlerinden kültür edebiyat hayatına kadar dönüşüm yaşanmaya başlamıştı. Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte batılılaşma ideolojiye dönüştü. Bu ideoloji baskıcı karakteriyle geleneksel değerleri her şeyi ile  reddine gerekirse yok etmeye kendini inkara başladı. “Kendini zamanın merkezine hem de geleceği belirleme hakkına sahip konumda gören batı medeniyetine karşı Çin-Hint  ve İslam medeniyet havzalarının bireyleri de  Batı – Ben idrakinin zaman ve tarih anlayışı çerçevesinde yetiştirilmektedir. Gençlik ve toplum kendi medeniyetlerinin insanlık tarihine katkıda bulunmadığı şartlanması ile yeni bir zaman ve tarih bilincini mevcut eğitim sistemiyle yönlendirilmektedir.  Özellikle ilk dönemde ki devrimlerin karakteri bu merkezdeydi. Daha sonraları kurucu kadrolar yanlışlarının farkına vardılarsa da  batıcı elitler bu çabalarının yoğunlaştırarak devam ettirdiler. Alfabenin değiştirilmesi eğitim programlarının batıdan alınması ile bu değişim hızlandı. Tekke ve zaviyelerin kapatılması adına geleneksel  kurumları dönüştürmek değil yok etmek  temelinde yaklaşım sergilendi. Her öğretmen batılılaşmanın misyoneri gibi algılanarak Anadolu’yu yeni baştan kurma çabası oluşturuldu. Köy enstütileri gibi kurumlar vasıtasıyla Anadolu gençliği batılılaştırılmaya çalışıldı. “Üstüne üstlük “ memlekette yapılan muazzam inkılaplara karşı  bi taraf  bir müşahid gibi davrandığı” gerekçesiyle kapatıldıktan sonra , Resmi Türkiye , önce Köy Enstitüleri’yle, sonra da İmam Hatip Okullarıyla, Öteki Türkiye’yi kurt kapanına getirmeye çalışıyor. Öteki Türkiye ise bu ikili hamleyi savuşturmakla yetinmiyor, İmam Hatip Okullarını kullanarak , Resmi Türkiye’nin arkasına dolanıyor ve iki puan alıyor.”2

            Üniversitelerde İslam medeniyeti algısı yok edilmeye çalışıldı. Derslerde gerilemenin tek nedeni din ve geleneksel değerler olarak gösterilmeye çalışıldı. Ezanın Türkçe okutulmasına kadar varan çabalarla toplum muhayyilesi değiştirilmeye başlandı. Üniversitelerde batı felsefesi tüm boyutlarıyla ve yoğunlukla okutulduğu halde 1970’li  yıllara kadar İslam felsefesine yer verilmemiştir. İlk defa  İstanbul Üniversitesi  Edebiyat Fakültesinde 1970 tarihinde Türk İslam tarihi kürsüsü kurulmasına karar verilmiştir ki bu, Cumhuriyetin kuruluşundan 47 yıl sonra hatırlanmıştır. 1940’lı yıllardan Devlet eliyle tüm batı klasiklerinin çevirisi yapılıp okutulduğu halde aynı çabanın % de 1’i bile kendi öz kültürüne reva görülmemiştir. Öyle ki dini, milli aidiyet kaynakları bile değiştirilmeye çalışıldı. Dini aidiyet eski şaman kültürüne, mili aidiyet Hititlere dayandırılmaya çalışıldı. Okullardan her platformdan İslam medeniyeti değerleri küçük gösterilmeye yetmiyormuş gibi her an geri dönecek tehlikesi gösterilmeye çalışılarak sahte korkularla bilinçler saptırıldı. Okullarda okutulması tavsiye edilen kitaplarda irtica paranoyasıyla birçok yasaklar getirildi. Yasaklı yayınlar listesi tavsiye listesinden daha fazladır. Bu öğrenci ve öğretmenin sağlıklı bilgiye ulaşmalarını engellemiştir. Başörtüsü sorunu medeniyet algısının nasıl değiştiğini ve değiştirilmeye çalışıldığının en güzel göstergesidir. Milli Eğitim sisteminde müfredattan öğretmenine, öğrencisinden idarecisine kadar Türk İslam medeniyeti algısı silinmeye çalışılmıştır.

            Milli Eğitim sisteminde bir medeniyet teklifi yoktur. Geçmiş tecrübe ve birikimler içinde Cumhuriyet dönemi dışında yarına taşınacak değer yoktur anlayışıyla yaklaşılmıştır. Çocukların ve gençlerin gelecek tasarrufunda bir medeniyet kurgusuna yer yoktur. Tek gerçek vardır, o da batı medeniyetidir. O da var olduğuna göre onun varlığı her şeye yeterdir. İçe kapanma siyasetinin ürünü olan anlayışla Dünya kurgusu yoktur. Ait olunan dünya için bir teklifi içinde barındırmaz. Batı dışında herkes düşmandır. Kendi kültürel değerleri yaşam tarzı ve aklı küçümsendiği için her alanda kendi dışındakini önemser. Derin bir özenti ve kabullenilmişlik duygusuyla hareket eder. Yabancı yazar, yabancı marka, yabancı müzik yabancı giyim tarzı, yabancı eğlenme biçimi her alanda kendi kendine yabancılaşmayı getirmiştir. “Biz periferi insanları, faklı bilgi blokları arasındaki çelişkilerin zamanında yaşıyoruz. Birbirini iten ve karşılıklı olarak biçimsizleştiren bağdaşmaz dünyalar arasındaki çatlağa düşmüşüz… Zihin açıklığıyla ve hınç duymadan üstlenildiğinde bu iki yanlılık bizi zenginleştirebilir, bilgi sicillerini geliştirebilir; oysa bilginin eleştirel alanından dışlandığında , aynı iki yanlılık duraklamalara neden olmakta, bakışı sakatlamakta ve tıpkı kırık aynada olduğu gibi, dünya gerçekliğini ve tinsel imgeleri biçimsizleştirmektedir.” 3

 Sahip olunan değerler ticarileştirilmekte, vahşi kapitalizmin Pazar alanı olarak değerlendirilmektedir. “onlar artık birer aksesuardır. Sonuçta ortada kalan milyonlarca yaralı – mutsuz bilinçlerdir.”

            Türk-İslam batı medeniyetlerine ait tecrübelerle cesurca yüzleşebilen, eleştirebilen ve bundan bir sentez üretmeyi başarabilen gençlik yetiştirilmesi hedeflenmelidir. Türkler tarih boyunca göçebe karakteriyle değişebilen, yeni kültürlerle kaynaşabilen bir yapıdadır. Aynı değişim karakterini alçaklık kompleksine girmeden şimdide kendi mirasına dayanarak dünya için bir teklif getirebilir. Teklif getirmek zorundadır çünkü buna hem dünyanın hem de  Türkiye’nin  ihtiyacı vardır. Bunu oluşturmanın yolu eğitimden geçmektedir. Eğitim öğretim anlayışı bu düşünce üzerine bina edilmektedir. Yoksa bir yok oluş süreciyle yüz yüze kalacağız.

 Yeni bir medeniyet ben-idrak ancak daha kapsamlı varlık bilinci, bilgi temelinin ve davranış normları bütünüyle oluşabilir. Türlü engellemelere rağmen Türk İslam siyasi ekonomi-kültür-sanat düşüncesi toplumun davranışlarında, türkülerinde heyecanlarında çevreye bakışında ortaya çıkmaktadır. Bu medeniyet vardır. Yeter ki topyekûn sahiplenilen bu toprağın ürünü olan ortak medeniyet projesi gerçekleştirilmek için mücadeleye girişilsin. Ancak Türkiye realitesi karşımıza zihni parçalanmış pusulasını kaybetmiş hedeflerini yitirmiş olarak karşımıza çıkmaktadır. Her kesimin kendine göre bir medeniyet algısı oluşmuş durumdadır. Devlet batı dışında bir alternatife sıcak bakmıyor İslamcılar doğu ve batı arasında sıkışmış. Milliyetçilerin turan öyküsü heyecanını yitirmiş Avrasyacılık gibi gerçekçi verisi olmayan palyatif projeler arasında karmaşa yaşanmaktadır. Hiç birisi pratik teorik uyumu sağlayamamakta herkesi etrafında toplayarak harekete geçirememektedir. Halbuki bunların hepsi vazgeçilmez etki odaklarıdır ve orta yol bulunmalıdır.

            Çocuklarımızı, gençlerimizi ait olduğu medeniyetin tüm doneleri doğrultusunda yönlendirilerek kendi medeniyetini seven güvenen ve bunu geliştirmeye çalışan bilinç aşılanarak işe başlanmalıdır.

 

Kaynakça:

1- Divan Dergisi- Ahmet Davutoğlu

2- Ekonomide, Siyasette ve Toplumda Özal Dönemi ve Geleceğe Bakış- Nabi Avcı

3- Yaralı Bilinç- Daryush Shayegan

Önceki Yazılar
1- Öğretmen Mehmet Akif İnan / Hıdır YILDIRIM
2- Mehmet Akif İnan'ın şiir anlayışı ve 'vefa' beyti / Hıdır YILDIRIM
3- Toplu sözleşme sürecine dair / Şenol METİN
4- Yeni Türkiye tescillenmiştir / Talat YAVUZ
5- Vefa/t yahut Eğitim-Bir-Sen'in taşra tarihi / Hıdır YILDIRIM
6- Kâğıttan kaplan tüccarlarına cevap / Celal DEMİRCİ
7- Şair, mütefekkir, sendikacı Mehmet Akif İnan / Hıdır Yıldırım
8- Müdürler müfettiş olunca! / Talat YAVUZ
9- Eğitim-Bir-Sen sadece sendika değildir / Şenol METİN
10- Sendikal mücadelede algılar ve gerçekler / Celal Demirci
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14
Top