Eğitim, küreselleşme ve D-8 - Ali Yalçın
77730 | | | 12-06-2008

Diğer Yazarlar

Küreselleşme yeni bir hayata geçişin adıdır. Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçerken yaşanan geçiş sendromları, sanayi toplumundan küresel yapıya ve bilgi çağına geçerken de yaşanmaktadır.

Tarım toplumundan sanayi topluma geçerken ulus yapısına dönüşen feodal yapı; ulus yapıya geçerken bazı köklü değişiklikleri beraberinde getirmiştir. İmparatorluk ulus-devlete, cemaatsel yapı cemiyet yapısına, tarım ekonomisi sanayi ekonomisine dönüşürken, isteğe bağlı eğitim ise zorunlu ulusal eğitime dönüşmüştür.

Küreselleşme, ulus devletin pabucunu dama atan karşı konulmaz bir olgudur. Küreselleşme para politikalarını değiştirir ve devletin para üzerindeki tekelini yıkar. Nasıl ki para tekeli yıkılıyorsa, aynı zamanda bilginin üzerindeki tekel de kırılır ve bilgi serbest dolaşıma açılmış olur. Ekonomide yeni trend artık küresel pazardır. Bilgi iletişim teknolojilerinin gelişmesi sonucu kol kırılıp yen içinde kalmaz ve en ufak şeyi sağır sultan bile duyar. “Bizim bakkal” kaybolurken, çok uluslu şirketlerin piyasada yeni bir tekelleşme yarışı başlar. “Büyük balığın küçük balığı yutması” hayatın yeni kuralıdır. Hayat acımasızdır. Düşkün ve zayıfın hayatta kalmasının yolu, güçlü olmaktan geçmektedir. Hayatın merkezinde “hak” değil, “güç” vardır artık. Bölgesel ve küresel bütünleşmeler kaçınılmazdır. Yeni güç birliği oluşumlarının ekseriyeti ekonomik merkezlidir. Ulusun egemenliği yerine ulusların birbirine bağımlılığı her işte duvar gibi karşımıza çıkar. Liberal politikalar siyasetin ana eksenine otururken, söylemlerdeki farklılıklar seçim öncesi söylenmesi gereken fakat iş başa düşünce adı bile anılmayan pembe yalanlardır.

Söylemlerde katılımcı demokrasinin gereği olarak hukukun üstünlüğü, bireyin özgürlüğü, demokratik haklar ve beynelminel yaklaşımlar hâkim obje olur. Kutsal devlet taraftarları marjinal bir gruba dönüşür. Sınır ötesi politikalar ve emperyalist yaklaşımlar marjinal duruş sergileyenlerin palazlanması ve etnik kimliğe vurgu yapanların trendinin yükselmesi demektir. Yerel zenginliklerin kendini gösterme fırsatı bulduğu bu yenidünya düzeninde kültür emperyalizmi hükmetme ve güçlü olmanın yeni bir ayağıdır. Kültürler arası kaynaşma ve homojenleşme kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması sonucu fark edilmeden yavaş yavaş hayatı kuşatır. Milli kültürü ve milli eğitimi güçlü olanların dominant olması eğitim sistemindeki niteliğe bağlıdır. Öz değerlerine sımsıkı bağlı toplumlar küresel piyasada damga vurma ve adından söz ettirmeyi başarma avantajını beraberinde taşır. Kendi değerlerine yabancı ve komplekse girmiş bir eğitim politikası ile yutulmaya hazır hale gelmek kaçınılmazlaşır. Beyin göçü ve bilginin pazar haline geldiği gerçeğin adıdır küreselleşme.

Üniversitelerimizin durumu

Küreselleşen çağda en önemli silah, bilgi olduğuna göre yeni güç bilgidir. Eğitim ortamları ise bilginin anavatanıdır. Eğitimde sertifikasyon yaklaşımlar ve beynelminel eğitim politikaları eğitimde çağı okumanın bir ifadesidir. Bilimsel kuruluşlar politik gündeme angaje olmadan ülkenin önünü açmak ve saygın lisans eğitimi veren kurumları oluşturmak zorundadır. Lisans eğitimi veren kurumlarda ara sınıftan ayrılan bir öğrenci için sınır ötesinde, kaldığı noktadan devam edebilecek bilgi ve bilimsel uyumluluğu esas alması gerekir. Bu ise dünya liginde ilk 500’e girememiş bilinç tutulması yaşayan bir Yüksek Öğretim Kurumu yapısı ile maalesef mümkün değildir. Kışlanın dışına taşmış yeniçeri nasıl Osmanlı Devleti’nde temsil makamının kontrolde zorlanmasını ortaya çıkardı ise politik gündeme alet olan bilimsel çevrelerde bugün aynı kaderi devlete yaşatmaktadır. Ulus devletlerde eğitim; resmi ideolojinin bireyi kurşun asker yapma aygıtıdır. Hâkim ideolojiye emir eri yetiştirmek ve otoriteye başkaldırmayacak ve sorgulamayacak bireyler oluşturmak varılmak istenen noktanın adıdır. Standart vatandaş ve kalıp kişilik yapısı farklılıkları aynileştiren bir saplantıdır. Küreselleşmeye karşı gardını alamayan ulus toplumlarında sanayi toplumu olma belirtisi aşılamamıştır ve eğitimde sanayi toplumunun beklentilerine göre şekillenmiştir. Disiplinli toplum oluşturmak için eğitimdeki devlet tekelinin kırılmaması gerekir ve devletten izinsiz eğitim söz konusu olamaz. Sınır ötesi amaçlar olması gerekirken içe kapanık ve depresif yaklaşımlar küreselleşen dünyayı okuyamamaktır. Ulusların birbirlerine karşı alt etme politikaları tarihin her devresinde olmuştur. Devletlerin tekil veya çoğul diplomatik demeçleri arasına serpiştirilmiş soslu cümleleri hatıratlardan takip edilmeyecek kadar alenileşmiştir. Kitle iletişim araçları sayesinde devletler canlı yayında mindere çıkmaktan kaçamamaktadır. Minderde dominant olmak için; alınan eğitim, küresel dünyayı okuma ve öz değerleri ile barışık olma bilinci birbirleri ile yapışık olmazsa olmazlardır. Yani küreselleşme eğitimde tekil kültür yerine çoğul bir kültürü gerekli kılmakta ve tercihi de değiştirmektedir. Bilgi, devletin kontrolünden çıkmıştır artık. Siyasette başarıyı TRT’de liderlerin 10’ar dakika konuşmasına endeksleyen dönem, özel televizyonların hayatı kuşatması ile nasıl geride kaldı ise internet haberciliği ile satın alınmış özel televizyonların da pabucunu dama atmak kaderdir ve hayatın gerçeğidir. Bilgiyi dozajına göre kontrollü vermek mümkün olamamaktadır artık.

Ulus devletlerde eğitim üzerindeki devlet tekeli küreselleşme ile birlikte karşı konulmaz bir şekilde kontrol dışına çıkmaktadır artık. Kitabi eğitim yerine bilgi teknolojisi ile gündemimize giren; internet üzerinden uluslararası dolaşıma açık bir gerçeklik kabul edilmeyi beklemektedir. Kamusal talepler mi yoksa ulusal talepler mi? Sorusu kaçamayacağımız bir alanda biz köşeye sıkıştırmaya başlamıştır. Eğitim alanında ulusal normlar artık yerini küresel normlara terk etmek zorunda kalacaktır ve bugün bu gerçek her ulus-devletin yüzleştiği bir olgudur.

Türkiye’de 2007-2008 yılı için eğitim öğretim müfredatına seçmeli şekilde konan “medya okur yazarlığı” dersi bunun en bariz örneğidir. Eğitim yuvalarını BT (Bilgi -Teknoloji) sınıfları ile donattık ve internetsiz okul kalmadı demeçleri çağın gerisinde kalmamanın gayretidir. Asıl olan bu gerçeği önceden yakalamak ve değişim kapıya dayanmadan değişim yaşanacağı öngörüsünü yakalamaktır. Eğer devletler bu öngörüyü yakalayamaz ve kendi pazarında bu tedariki gideremezse, çağı geriden takip etmekten kendini alamayacağı gibi, başka ülkelerin teknoloji çöplüğü olması alın yazısı haline gelecektir.

Küreselleşmenin yan etkileri

Küreselleşme ile birlikte eğitimin ve eğitim ortamlarının da değişimi yaşaması kaçınılmaz hale gelir. Demokratik eğitim anlayışı totaliter eğitim anlayışının yerini alır. Eğitime sivil toplumun etkisi ve katkısı kendiliğinden ortaya çıkar. Yeni dönemde eğitim sendikaları ile birlikte düşünme ve çözümü ortak bulma anlayışı eğitim meselesinin olmazsa olmazı olur. STK’ların son çeyrek asırda eğitime ilişkin müdahil olma talepleri küreselleşmenin kapımıza getirdiği gerçekliktir. Mevcut hükümet zamanında çıkarılan yönetmelik ve düzenlemelerin ertesi gün Danıştay’a verilmesi eğitiminin yalnız düşünülemeyecek ve planlanılmayacak kadar herkesin ilgi alanına girdiğinin göstergesidir. Öyleyse demokratik yönetimin gereğini yerine getirmek ve planlama öncesi eğitim sendikalarından görüş almak ve son aşamada tekrar ortak akıla havale etmek kaçınılmazdır.

Türk Milli Eğitimi yeni müfredat değişikliğini yaparken okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin rolünü de değiştirmiştir. Öğretmenin rolü konusunda ideolojik temelden rehberliğe doğru işlev farklılaşması yaşanması küreselleşmenin bir parçasıdır. Eğitim artık hayat boyu öğrenme esaslıdır.

Bilgi artık herkesin ulaşacağı bir zenginlik olduğuna göre önemli olan bilgiye ulaşma yollarını ve yöntemlerini vermektir ki eğitimci artık bunun için vardır. Okulun tekeli kırılırken yerini internet cafeler, etüt eğitim merkezleri, ev ofis eğitim ortamları gündemde yerini almıştır.

Eğitimde içinde bulunduğumuz çağın gereği olarak yapılan değişikliklere rağmen inadına direndiğimiz anlamsızlıklar ve ideolojik saplantıların yansımaları insanı inkâr niteliğindedir. İnancı gereği kıyafet farklılığı zarureti olan bir bireyin dayatılan kıyafet yüzünden eğitim ortamından uzaklaştırılması kadar karikatür görüntüsü var mıdır? Vücudunu açmak hürriyetini herkes kullanabilirken, kapamak hürriyetini açık gibi görünerek (peruk takarak) kullanmaya zorlanmak şüphesiz insana hakarettir. İnsan onurunu hiçe sayan bilim adamlığından nasipsizlik örneği YÖK uygulamaları maalesef defolarımızdır.

Zorunlu eğitim konusunda yapılan sekiz yıllık kesintisiz dayatmasının geçen süreçte sanayide çırak sıkıntısını ortaya çıkarmasına ve mesleki eğitime yönelme yaşını ortadan kaldırmasına inat on yıl, on iki yıl “kesintisiz” eğitim diyenleri anlamak mümkün değildir. Tek partili demokrasimiz ne kadar sırıttı ise eğitimde tek tipçilik de, tek tip kıyafet dayatması da bir o kadar sırıtmaktadır. Nasıl ki eğitimi planlamada öğrenci tercihlerini dikkate almak gerekiyorsa, adem-i merkeziyetçi bir anlayışla insan onurunu hiçe sayan inanç değerleri ile çatışan aykırılıkları da geride bırakmak zorundayız. Çünkü eğitim bir ödev değil artık bir “hak”tır. Kendi jargonlarınızı dayattığınız anda hak ihlali yaptığınızı bilmeniz gerekir.

Batı değerlerinin hâkim olduğu küresel dünyada karşı konulmaz değişimlere inat, karşı konulmaması gereken bir “yeni dünya tasavvuruna” ihtiyaç vardır. Güç merkezli yeni dünya düzeni hak merkezli yeni bir dünya anlayışına evrilmek zorundadır. Tek kutuplu dünya düzenin emperyalist emelleri gereği enerji havzalarını ele geçirmek için her şeyi mubah görmesi neticesinde çoğunluğu İslam coğrafyasında olmak üzere, kan gözyaşı ve kardeş kavgasının durdurulması ancak karşı bir oluşumla mümkündür. Bu yeni güç merkezinin nüvesi “hak” olmak zorundadır.

Aksi takdirde mevcut zulmün katmerleşmesi sonucu emperyalist yaklaşımların arasında mazlum ve masumların yok oluş süreci hızlanacaktır. Belki güçlerin rekabeti ve çıkar çatışması belirli bir süre nefes almayı mümkün kılacaktır. Ama acı son eninde sonunda kaçınılmaz olacaktır. 54. Cumhuriyet Hükümetinin yeni bir dünya tasavvuru ile yola koyulup “hak” merkezli D-8 girişimi bu manada ümitvar olmayı telkin etse de, ABD merkezli küresel güçlerin şimşeğini çekmiş ve yerli işbirlikçilerin su taşıması sonucu baltalanmıştır.

Siyonist planlar

Türkiye için Avrupa Birliği bir küreselleşme, başka uluslarla bütünleşme ve bir medeniyet havzasında yer alma projesi ise de; bu medeniyet havzası Chirac’ın; “Hepimiz Bizans’ın çocuklarıyız” tespiti ile Bizans gibi “güç” merkezlidir. Bizim medeniyetimizin kodları ile uzaktan yakından alakası da yoktur.

Eleştirilmeyi ve karşı konulmayı sindiremeyecek kadar azgınlaşan “Yeni Dünya Düzeni” patronu ABD’nin ulusal bir kenara bireysel tepkilere bile tahammül göstermemesi, diktatörü ABD olan tek kutuplu bir dünyanın acı fotoğrafıdır. ABD Büyükelçisi “ABD mallarını boykot edenlerin başı ezilmeli” derken Tanrı’nın kendini ilahi bir misyon ile görevlendirdiğini söyleyen ABD Başkanı Bush: Yapılan Haçlı seferinde “ya benimlesiniz ya da karşımdasınız” diyecek kadar da fütursuzlaşmaktadır. Kuyruk acısını hep bilinçaltında tutan Haçlı medeniyet(!) hilal ile sinsi bir şekilde hesaplaşmaktadır aslında. Adım adım uygulanan Siyonist planlar ve BOP Haçlı medeniyetin farkında olunamayan yol haritasıdır.

Emperyalist oluşumların müttefiki olarak etrafımızdaki imparatorluk miraslarımızın tek tek yutulmasına karşı koyamadığımız gibi yalnızlaşan bir imparatorluk bakiyesinin de acı son ile karşılaşmasına adım adım yaklaştığımızı bilmek zorundayız. Küresel pazarı ifade eden okyanusta Bizans’ın çocukları köpek balığıdır ve bütün küçük balıkları aynı son beklemektedir. Öyleyse okyanusta yeni güçlü bir dalgaya ihtiyaç vardır ve bütün köpek balıklarını sürükleyip karaya oturacak bu dalganın kodları bizim medeniyetimizde saklıdır. Eğitim sistemimiz bu kodları okuyacak ve küresel bazda ben varım diyebilecek öz değerleri ile barışık güçlü bir nesli yetiştirmek mecburiyetindedir. Bu nesil, teknoloji transferi için yurt dışına gönderilen ve fötr şapka ile dönen cumhuriyet öncesi aydınlar(!) gibi olmamak zorundadır. Ve bu nesil; “Batı medeniyeti İslam medeniyetini alt etmiştir” diyen Berlusconi’ye; “halt etmişsin” diyecek kadar kendi medeniyetinin bilgesi ve delisi olmak zorundadır.

Yeni bir dünya ancak medeniyetinin delisi olanların kültürde, siyasette, ticarette ve eğitimde söz sahibi olması ile olacaktır.

Ali Yalçın
İstanbul 4 nolu Şube Başkanı

Önceki Yazılar
1- Öğretmen Mehmet Akif İnan / Hıdır YILDIRIM
2- Mehmet Akif İnan'ın şiir anlayışı ve 'vefa' beyti / Hıdır YILDIRIM
3- Toplu sözleşme sürecine dair / Şenol METİN
4- Yeni Türkiye tescillenmiştir / Talat YAVUZ
5- Vefa/t yahut Eğitim-Bir-Sen'in taşra tarihi / Hıdır YILDIRIM
6- Kâğıttan kaplan tüccarlarına cevap / Celal DEMİRCİ
7- Şair, mütefekkir, sendikacı Mehmet Akif İnan / Hıdır Yıldırım
8- Müdürler müfettiş olunca! / Talat YAVUZ
9- Eğitim-Bir-Sen sadece sendika değildir / Şenol METİN
10- Sendikal mücadelede algılar ve gerçekler / Celal Demirci
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14
Top