Milli Eğitimde “V. Dönemi” Bitermi? - Ali Yalçın
78456 | | | 12-06-2008

Diğer Yazarlar

Tarihe geçmiş bazı olaylar vardır ki bulunduğu döneme de adını vermişlerdir. Ortalama 1,5 yıla bir hükümet düşen cumhuriyet tarihimiz aslında istikrarı yakalayamamış bir ülkenin tarihidir. Bu gün ülkeyi yöneten hükümet aslında ortalamanın üstüne çıkmış ve sıradanlığı bozmuştur. Yani bir başka deyişle sıra dışı bir hükümet olmuştur. Ama tarihe bu özelliği ile değil “V. Dönemi” adıyla geçecektir.

          Başlığı görenler acaba bu V. Dönemi, 5. dönemi anlamına mı geliyor diye düşünecektir fakat yanılacaktır. Çünkü V. Dönemi “Vekil Dönemi” demektir. Nedir bu vekil dönemi tabiî ki milletvekili değil.

          Kamu kurum ve kuruluşlarını vekillerle yönetme dönemi. Yani asaleten atama yap(a)mayıp, vekâleten atama yaparak durumu idare etme dönemi.

          Özellikle Milli Eğitim Bakanlığında bir türlü eğitim kurumlarına asaleten atama yapılamamıştır. Ne zaman bir yönetmelik çıksa Milli Eğitim Bakanlığında Cumhuriyet Halk Partisi muhalefeti gibi istemezükçü sendikalar her şeye muhalefet etmekte ve yargıyı boş bırakmamaktadır. Millet “kadıya gidenin akıbeti belli olmaz” der. Yani ne zaman sonuçlanacağı belli olmaz diyerek aslında yargının çok yavaş işlediğini anlatmaya çalışır. Hatta basında çoğunlukla çıkan haberlerin klişe manşeti “Geciken Adalet” falandır.

          Buradan artık devir değişti yargı çok hızlı işlemektedir diyorum. Kimse yargıda işlerin yavaş işlediğini falan söylemeye kalkmasın. İspatı; Milli Eğitim Bakanlığı aleyhine açılan davalardır.

          Her yönetmelik yargıdan döndüğü için bütün işler sarpa sarmış ve okullar vekâleten yönetilmektedir. 1995 yılından önce bütün okullara yönetici atamaları iktidarların ve üst yöneticilerin inisiyatifi ile yapılıyordu. 1995 yılında çıkarılan yönetmelikle okul müdürlüğü için sınav şartı getirildi. 2000 yılında da bu sınava göre atamalar yapıldı. Müdürlük sınavı 5 yıl öğretmenlik yapanların girdiği bir sınavdı. Sınavı kazananlar kısa süreli bir eğitime alınıp seminer bitince bir sınav daha yapılıyordu. Kazanan adaylar puanlara göre kademelendirilen okullara atanıyordu. Atama komisyonunun takdir yetkisi çoğunlukla belirleyici oluyordu. Müdür Yardımcılığını sormaya gerek yok sanırım. Çünkü onlar okul müdürü ve ilçe milli eğitim müdürünün istedikleri oluyordu. Dolaysıyla para parayı çeker misali müdürler hangi düşünceden ise müdür yardımcılarını da ona göre seçiyorlardı. Müdür Yardımcıları sınav ile gelmediğinden çoğunlukla minnet borcundan olsa gerek yanlış yapanlara ses çıkaramıyordu. Okullarda yani eğitim yöneticiliklerinde kirlenmenin en önemli nedeni beklide buydu. Yanlış yapanlar tasfiye edilemiyor, bu ise zamanla eğitimciye olan güveni zedeliyordu.

          Milli Eğitim Bakanlığı statükocuların dışındakilere emanet edilmemesi gereken bir bakanlık olarak hep rezervli tutulduğundan atamalarda hep bakanın baktığı tarafa bakanlar tarafına oluyordu. Bir Milli Eğitim Bakanı tarafından kaşının üzerinde gözün var denilerek çoğunlukla mütedeyyin insanlar zamanında ottan çöpten bahanelerle görevden alınmış ve vekaleten atamalar yapılmıştı. 2002 ‘de sadece İstanbul’da yanılmıyorsam 600 vekil müdür vardı.

          2002’den buyana ne kadar yönetmelik çıkarıldıysa sınav, komisyon, mülakat, puan üstünlüğü gibi kriterlerin hepsi yargıya takıldı ve o günden bu güne doğru dürüst atama yapılamadı. Bakanlık bürokratları çıkarılan bütün yönetmeliklerin yargıdan dönmesi dolaysıyla yeteri kadar tecrübe sahibi oldular diye düşünülürken öyle bir yönetmelik çıktı ki evlere şenlik.

          Danıştay’ın en son iptal kararında gerekçeler olarak saydığı birçok konu es geçilmiş ve yargıdan dönecek şekilde bir yönetmelik hazırlanmıştır. Bu yönetmeliği uygulamak eğitimde kargaşaya davet demektir. Çünkü iki eğitim sendikası yeniden yargıya taşımıştır. Eğer Danıştay bir önceki iptal kararındaki gerekçelerin ne olduğunu unuturda iptal etmezse (ki böyle bir şey mümkün değil) bu yönetmeliğe göre işlem yapacak olan iller isabet etmiş olacak. Yok eğer iptal ederse ki gerekçeler onu gerektiriyor o zaman atama yapılan illerde tam bir kaos olacak ve işler curcunaya dönecek. Benim buradan İl Milli Eğitim Müdürlüklerine tavsiyem sakın bu yönetmeliğe göre işlem yapmayın. Yargı geriye dönük karar vererek atananların hak sahibi olması geleneğini de bozdu. Öyleyse sar baştan olacak. Yargı kararını bekleyip sonucuna göre atama yapmak veya yapamamak tek çözüm olarak görünüyor.

          Bakanlık bürokratlarına tavsiyem ise (%50 Sınav-%50 Ek-2 Değerlendirme Formunun) etkili olacağı bir formül üzerinde çalışmaları. Sendikalara düşen görev ise üyelerine sınava hazırlık kursları açmaktır.

          Eğer böyle yapılmaz ise bu sinir harbi devam edecek ve Milli Eğitim Bakanlığında atama yapılamayan 6 yıldan sonra bu hükümetin adı tarihe V. Dönemi (Vekiller Dönemi) olarak geçecektir.

Ali YALÇIN
EĞİTİM-BİR-SEN

 İstanbul 4 No’lu Şube Başkanı
Önceki Yazılar
1- Öğretmen Mehmet Akif İnan / Hıdır YILDIRIM
2- Mehmet Akif İnan'ın şiir anlayışı ve 'vefa' beyti / Hıdır YILDIRIM
3- Toplu sözleşme sürecine dair / Şenol METİN
4- Yeni Türkiye tescillenmiştir / Talat YAVUZ
5- Vefa/t yahut Eğitim-Bir-Sen'in taşra tarihi / Hıdır YILDIRIM
6- Kâğıttan kaplan tüccarlarına cevap / Celal DEMİRCİ
7- Şair, mütefekkir, sendikacı Mehmet Akif İnan / Hıdır Yıldırım
8- Müdürler müfettiş olunca! / Talat YAVUZ
9- Eğitim-Bir-Sen sadece sendika değildir / Şenol METİN
10- Sendikal mücadelede algılar ve gerçekler / Celal Demirci
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14
Top