Keyfi uygulamalarıyla üniversite personelini bezdiren yönetimler devri sona erdirilmelidir


6977 | 05.03.2018
| |

 

Eğitim-Bir-Sen Genel Başkan Yardımcısı Şükrü Kolukısa, üniversitelerin üretilen bilgiye değer atfetmekle yetinmeyerek bilgi üretmesi gerektiğini belirterek, “Akademisyenler, daha fazla üretim yapabileceği imkânlara kavuşturulmalı, idari personel her anlamda hak ettiği değeri görmelidir” dedi.

Bazı üniversite yönetimlerinin keyfi tutumlarıyla, hukuku ayaklar altına alan uygulamalarıyla, mağduriyete neden olan icraatıyla üniversite personelini huzursuz ettiğine işaret eden Kolukısa, 28 Şubat’tan kalma uygulamaları andıran keyfiliklerin sona erdirilmesi gerektiğini söyledi.



 

Erzurum 1 No’lu Şube’nin Rize’de düzenlediği ‘Genişletilmiş Eğitim ve İstişare Toplantısı’nda konuşan Şükrü Kolukısa, teşkilat içi eğitime önem, istişareye öncelik veren bir sendika olduklarını ifade ederek, “Eğitime önem veriyoruz; çünkü hedeflerimizi sağlamanın yolu, tecrübe ve bilgi birikimi kadar sürekli eğitime de ihtiyaç duyulduğundan hareketle, yönetim sorumluluğu üstlenen üyelerimizin nitelikli ve sürekli eğitim olarak yönetsel becerilerini geliştirmesini hedefleyen eğitimler almalarından geçmektedir. İstişareyi önemsiyoruz, çünkü ortak aklın ürünü olmayan her şey geçici, günübirlik ve yeni sorunlara gebedir. Sorunlarımızın çözümü, içinde bulunduğumuz sıkıntılı durum, geleceğimiz ancak iyi bir eğitimle, istişareye dayanan kararlar, uzun vadeli politikalarla kurtulabilir. Bunun bilincinde olarak, sık sık eğitim ve istişare toplantılarında bir araya geliyoruz” şeklinde konuştu.



 

Üniversiteler üretilen bilgiye değer atfetmekle yetinmemeli, bilgi üretmeye devam etmelidir

Üniversitelerin üretilen bilgiye değer atfetmekle yetinmeyerek bilgi üretmeye devam etmesi gerektiğini kaydeden Kolukısa, şöyle devam etti: “Akademisyenler, önlerinde duran engellerden, sorunlardan kurtarılmalı, daha fazla üretim yapabileceği imkânlara kavuşturulmalıdır. İdari personel de her anlamda hak ettiği değeri görmelidir. Üniversitelerimiz, teknolojinin öğretimiyle sınırlı akademik bakıştan kurtulup teknoloji üretip geliştiren bir akademik forma kavuşmalıdır. Sadece kendi dışındakileri değil, kendisini de eleştirip sorgulayan bir üniversite modelini kurmak ve sürdürülebilir hale getirmek zorundayız. Toplumun düşünce özgürlüğüne kavuşması ve bu özgürlük ekseninde düşünsel tartışmalar yapması, öncelikle akademik kitlenin özgürce düşünebilmesi ve özgürce tartışabilmesine bağlıdır. Özgürleşmek, özgürce düşünmek ve kırmadan dökmeden tartışarak doğruyu bulmak ve doğrunun sahibi olmak istiyorsak akademisyenlerin zihinlerine kota uygulamasından ve onları aykırı düşünceleri nedeniyle yargısız infaza tabi tutmaktan vazgeçmeliyiz. Rektörlerin ve dekanların yasaklamayı değil, yasak savmayı esas aldığı, kimin rektör seçildiğini ya da rektörü kimlerin seçtiğini ana gündem maddesi olmaktan çıkarıp rektörlerin bilimsel çalışmayı destekleyip, özgür düşünceye yeni kanallar ürettiği girişimleri ana gündem maddesi yapmak zorundayız. Akademik ve idari personelin, daha iyi üniversite, daha bilinçli gençlik, daha donanımlı toplum ve daha güçlü Türkiye için el ele verdiği, birinin diğerinden daha az ya da daha fazla değerli görülmediği, idari personelin söz ve seçim hakkını en çok akademik personelin savunduğu, idari personelin akademisyenlere daha iyi eğitim ve daha fazla üretim için destek vermeyi görev saydığı bir üniversite profili oluşturmak durumundayız.”



 

İdari personelin tayin ve terfi işlemleri merkezi sisteme bağlanmalıdır

Üniversite idari personelinin 657 sayılı Kanun’un hükümlerine tâbi kamu personeli olarak çalıştığını ancak üniversite yönetimlerinin keyfi uygulamaları nedeniyle 657 sayılı Kanun hükümlerine göre kendileriyle eş değer memurların yararlandığı haklardan faydalanamadığını ifade eden Kolukısa, Önümüzde duran ve çözüm bekleyen en büyük problem, idari personelin yer değiştirme, tayin ve nakil işlemleridir. Üniversitelerin sadece bulundukları illerde bağlı birimlerinin bulunması sebebi ile 657 sayılı Kanun’a tâbi olarak çalışan hiçbir memurun özür durumu veya eş durumundan yer değiştirme ve tayin işlemleri yapılmamaktadır. Bir idari personel, nakil işlemlerinde öncelikle kendisini talep edecek kurum aramak zorunda kalmakta, kurum bulduğu takdirde ise kendi üniversitesinden muvafakat almak mecburiyetindedir. Ancak bu muvafakat üniversite yönetimlerinin keyfilikleri sebebiyle neredeyse hiçbir zaman verilmemektedir. Üniversitelerdeki idari personelin özür durumu, sağlık durumu, eş durumu gibi nedenlerle yer değiştirme yapamamaları aile bütünlüğünün parçalanmasına, var olan sağlık sorunlarının düzenli tedavi imkânına kavuşmamasına neden olmaktadır. Yer değiştirme talebi olan ve muvafakat için kurumu ile sorun yaşayan personel keyfi uygulamalar ile psikolojik baskı altına alınmaktadır. Bunun önüne geçilebilmesi için idari personelin tayin ve terfi işlemleri merkezi sisteme bağlanmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.



 

Kazanımlar hayata geçirilirken ayrımcılık yapılmasın

Kazanımların hayata geçirilmesinde adil davranılması, ayırım yapılmaması gerektiğini kaydeden Kolukısa, ‘Sıra tahsisli lojmanların yüzde 15’inin idari personele ayrılması’ konusunda üniversite yönetimlerine “adil davranma, ayrımcılık yapmama” çağrısında bulundu.

Kazandırdık, kazandıracak olan yine biziz

Üniversite camiasının sorunlarına vakıf olduklarını, bunların çözüme kavuşturulması için çaba harcadıklarını ifade eden Kolukısa, doçentlik jürisinde görev alanlara ücret verilmesi, geliştirme ödeneğinin süresinin uzatılması, üniversite lojman tahsis komisyonlarında sendika temsilcisinin bulunması, sıra tahsisli lojmanların yüzde 15’inin idari personele ayrılması, üniversite yurtlarında çalışan personele üç katı tutarında fazla çalışma ücreti ödenmesi başta olmak üzere, birçok kazanım elde ettiklerini dile getirerek, “Doğru adımların atılmasında katkımız, yasakların kaldırılmasında emeğimiz, sorunların çözümünde alın terimiz, haksızlıkların giderilmesinde mücadelemiz var. Eğitim çalışanlarına kazandıran sendika olarak, yeni kazanımlar elde edecek olan da biziz” ifadelerini kullandı.

Üniversitelerde yaşanan sorunlara da değinen Kolukısa, “Profesör, doçent, yardımcı doçent ve araştırma görevlisi dışındaki kadrolarda yer alan öğretim elemanlarına geliştirme ödeneği yüzde 50’si tutarında değil, tam olarak ödenmelidir. Doktorasını tamamlayan akademisyenlere kadro tahsisi yapılmalıdır. Doçentlik sözlü sınavı kaldırılmalı, doçentlik süreci yeniden ele alınmalıdır. Yardımcı doçentler daimi kadroya geçirilmelidir. 2547 sayılı Kanun’un 33/a ve 50/d maddelerindeki araştırma görevlileriyle ÖYP araştırma görevlilerine daimi kadro tahsisi yapılmalıdır. Geliştirme ödeneği ve yükseköğretim tazminatı üniversite idari personeline de ödenmelidir. Döner sermaye gelirlerine katkısı olan idari personele de döner sermaye katkı payı verilmelidir. İdari personele merkezi sistem dâhilinde üniversiteler arası yer değişikliği hakkı tanınmalıdır. YÖK ya da ÖSYM tarafından en geç iki yılda bir merkezi görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavı yapılmalı, üniversitelerdeki atamalar bu sınav puanına göre gerçekleştirilmelidir. Yurtlarda özel ve gece hizmetleri talimatı kapsamında yerine getirilen nöbet görevi karşılığı, yılı bütçe kanununda gösterilen birim çalışma ücretinin en az beş katı tutarında nöbet veya fazla çalışma ücreti; millî ve dini bayramlarda yapılan çalışmalar için fazla çalışma ücreti ödenmelidir. Görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavları bir an önce yapılmalı, bu sınav sonuçlarına göre boş kadrolara atama gerçekleştirilmelidir” diye konuştu.



Yeni bir yükseköğretim kanununa ihtiyaç var

YÖK Kanunu’nun, 12 Eylül askeri darbesinin ardından, üniversiteleri zapturapt altına almayı, akademisyen ve idarecileri ideolojik baskı altında tutmayı amaçlayan bir kanun olduğunu kaydeden Kolukısa, şöyle konuştu: “Kanuna egemen olan yaklaşım, aşırı merkeziyetçi, tek tipçi, hâkim ideolojiye bağlı gençler yetiştirilmesini öngören bir yaklaşımdır. Oysa bu yaklaşım, üniversitenin doğasının gerektirdiği özgür düşünce ve ifade ortamının inşa edilmesiyle taban tabana zıttır. Ülkelerin giderek birbiriyle daha fazla entegre olduğu, yenilikçilik ve üretimin öne çıktığı, rekabetin kızıştığı modern dünyada böyle bir yaklaşımın yeri yoktur. Taraflı tarafsız toplumun her kesimi, Cumhuriyetin 100. yılında dünyanın en büyük on ekonomisi ve 2023 vizyonuna ulaşmaya imkân verecek olan özgür üniversitelerin oluşabilmesi için yeni YÖK Kanunu’nun ivedilikle çıkarılmasına katkı vermelidir. Bu şekilde, özel olarak üniversite çalışanlarının genel olarak da demokratik ve sivil kesimlerin uzun yıllardır beklediği talepler karşılanmış olacaktır. Üniversitelerin bilimle buluşmasına, özgür düşünceyle tanışmasına, özerk bir şekilde bilgi ve teknoloji üretmesine, medeniyetimizin öz değerleriyle kucaklaşıp evrensel ilke ve doğrular ışığında yeniden yapılanmasına katkıda bulunmayı, sadece sendikal bir misyon olarak görmüyor, medeniyet davamızın, medeniyetimizi yeniden inşa ve ihya etme mücadelemizin zirve noktalarından biri olarak da değerlendiriyoruz.”



 

Ciyavul: Duruşumuzdan taviz vermeden sendikal yoluculuğumuzu sürdüreceğiz

Erzurum 1 No’lu Şube Başkanı Erkan Ciyavul, yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi vererek, ülkesini, milletini düşünen, eğitim çalışanlarının sorunlarının çözümü için emek harcayan, onlar adına kazanım elde eden, mazlum ve mağdurların sesi olan bir sendika oldukları, kuruluş felsefeleri doğrultusunda çalışmaya, duruşlarından taviz vermeden sendikal yoluculuklarını sürdüreceklerini vurguladı.


Memur-Sen Erzurum İl Temsilcisi Abdullah Duman da toplantıya katılarak bir selamlama konuşması yaptı.



Konuşmaların ardından, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu Üyesi, Eğitimci-Yazar Hıdır Yıldırım, “Eğitim-Bir-Sen Tarihi”ni anlattı.



Öğretmenler odasıyla tek bağı Alo 147 olan yönetim anlayışından rahatsızız

Şükrü Kolukısa, toplantının ardından Trabzon 1 No’lu Şube’yi ziyaret ederek, teşkilat mensuplarıyla sendikal çalışmalara ilişkin istişarelerde bulundu.



 

Teşkilat toplantılarında, ziyaret ettikleri öğretmen odalarında en çok dillendirilen şikâyetlerin başında, Bakanlığın kendi personeline sahip çıkmamasının geldiğini söyleyen Kolukısa, sözlerini şöyle tamamladı: “Eğitim çalışanları, öğretmenlerin şiddete maruz kalmasını seyreden, cenazesine uzaktan bakan, öğretmenler odasıyla tek bağı Alo 147 olan, istişareyi önemsemeyen, paydaşların görüş, eleştiri ve önerilerini duymazdan gelen, eğitimcilerin performansını ölçmeye kalkışan ama kendi performansına hiç bakmayan bir yönetim anlayışından rahatsız ve muzdariptir.”


Küfür, Hakaret ve Rencide Edici Yorumlar Yayınlanmayacaktır.

Top