Şeflere “Ötanazi” Uygulanıyor
78040 | | | 00-00-0000

Ali YALÇIN

Kişinin yaşamının dayanılamayacak durumda olarak algılanması sebebiyle, acısız veya çok az acıtan bir yöntemle hayatının sonlandırılmasına tıp dilinde ötanazi deniliyor. Hekim destekli hemen sonuca gitmeye yönelik intihar Aktif Ötanazi iken; dolaylı (indirekt) bir uygulama ile hastayı hayatta tutan unsurları kapatan, geçici/kısmi iyileştirmeye yönelik ilaveler verilmesini kesen, ölüme terk edilen ötanaziye ise Pasif Ötanazi denilmektedir. Aynen Üniversite ve Milli Eğitim Bakanlığı kadrolarında çalışan Şeflere ve Şube Müdürlerine uygulanan yöntem gibi…

 

Milli Eğitim Bakanlığı’nın Görevde Yükselme ve Milli Eğitim Müdürlükleri Yönetmeliklerinde yönetici olarak adlandırdığı ama mahiyetindeki memura oranla az maaş alan durumuna düşürdüğü şefler tepkide haklılar. Ek ödemelerden mahrum bırakılan, gözden çıkarılan şef ve şube müdürleri devletin uyguladığı pasif ötanazi uygulaması ile karşı karşıyalar. Taşıdıkları sorumluluk ve unvan ile ellerine geçen arasındaki orantısızlığa önceden de dikkat çekmiş ve bir şef tarafından gönderilen zehir zemberek maili “Unutulanların İsyanı!”başlığı ile köşe yazımda kamuoyuna sunmuştum.

 

2008 ve 2010 Toplu Görüşmeleri esnasında kararlaştırılan ek ödemelerden Milli Eğitim Bakanlığı kadrolarında yararlandırılmayan Milli Eğitim’deki İl Müdür Yardımcıları, İlçe Müdürleri, Şube Müdürleri, Eğitim Müfettişleri ve Şefler o günden bu güne hiç bir zaman gündemden düşmedi. 2008 Yılı Toplu Görüşme Mutabakat Metni’nde, ‘eşit işe, eşit ücret’ ilkesi gereği idari hiyerarşideki ücret dengesizliğinin giderilmesi kararı gereği İl Milli Eğitim Müdür Yardımcıları, İlçe Milli Eğitim Müdürleri ve Şube Müdürlerinin ek ders ücretlerinde haftada 10 saat, Eğitim Müfettişlerinin ek ders ücretlerinde ise haftada 5 saat artış yapılmıştı. Şeflere izin kullandıkları süre içerisinde ek ders ücretlerinin kesilmemesi dışında iyileştirme yapılmadı. Ek ders ücretlerinde herhangi bir artışta olmadı. Üstelik ek ödemelerden dolayı oluşan mağduriyetleri de aynen devam etti.

 

Millî Eğitim Bakanlığı’nda görev yapmakta olan İl Millî Eğitim Müdür Yardımcıları, İlçe Millî Eğitim Müdürleri, Şube Müdürleri, Eğitim Müfettişleri ile Şeflerin idari hiyerarşideki ücret dengesizliklerinin giderilmesine ilişkin istekler hep gündemde kaldı. Çok gerilere gitmeye gerek yok 2010–2011 eğitim öğretim yılı başlarında söz konusu eğitim çalışanlarının ücretlerinin diğer bakanlıklardaki emsallerinin seviyesine çıkarılması talebi Başbakanlık Devlet Personel Başkanlığı, Maliye ve Milli Eğitim Bakanlığına 23.09.2010 tarih 02/617/EBS/927 sayılı yazı ile Eğitim Bir Sen tarafından iletilmişti. Yine Ekim 2010’da Milli Eğitim Bakanlığı ile imzalanan KİK Kararlarında; şefler dâhil ek ödeme almayanlar için, ek ders ücretlerinin artırılmasına yönelik başlatılan çalışmaların sonuçlandırılması istenmiş ve taraflarca karar imzalanmıştı.

 

Milli Eğitim Bakanı ile 07/03/2011tarihinde yapılan görüşmede konu tekrar hatırlatılmış ve talepler canlılığını korumuştur. Ek Ders Saatlerine İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar Taslağına ilişkin talepler çerçevesinde, sendikanın yazılı istekleri Bakanlığa sunulmuştur. Taslak Maliye Bakanlığında beklemektedir. En mağdur duruma düşen şeflere haftada 30 saat ek ders ücreti başta olmak üzere ek ödemeden mahrum bırakılan çalışanların sorunlarının çözümü taslaktadır. Ek ders taslağının Maliye Bakanlığı’nda olması dolaysıyla bu kez 08.03.2011’de Genel Başkan düzeyinde bir heyetle Maliye Müsteşarı Ağbal ile görüşülmüş ve tabiri caizse âdeta“göle su gelene kadar kurbağanın canı çıkmasın” denilmiştir.

 

Kanayan yarayı durdurmak için pansuman çözüm, ek ders saati artırılarak yapılabilecek kısmi iyileştirme, emekli keseneklerine yansımayacağı için uzun vadede yine mağduriyeti önlemeyecektir. Konu köklü çözüme ihtiyaç duyan bir sorundur. Ek ders sadece fiili olarak derse girenlere verilsin taleplerinin haksız tarafı yoktur. Pansuman çözümler yerine köklü çözüm için bürokratlar dâhil herkes kafa yormalıdır. Genel İdari Hizmetler (GİH) sınıfında çalışanların yaşadıkları mali mağduriyetin “tazminat” şeklinde bir kalem ile bordolarında giderilmesi gerekir. Oluşabilecek ücret kayıplarının telafisi ek ders saati artırarak çözülemiyor sadece öteleniyor. En azından teneffüs imkânı yakalansın diye yapılan ek ders bazlı öneriler yaşanan dramın farkında olmayan diğer eğitim çalışanları tarafından da çoğunlukla tepki ile karşılanıyor. Hatta bazı ilgi görmeyen mankenlerin gündemde yer almak için olur olmaz şekilde reklâm kokan hafif hareketleri gibi; bazı küçük sendikalar da gündeme gelebilmek için insanların duygularıyla oynamaya ve olayı manipüle etmeye çalışmaktan geri kalmamaktadırlar.

 

Şeflerin yaşadığı problemi anlamayanların bunların işleri güçleri para gibi bir çırpıda söylediği rencide sözler sinirleri tahrip etmekte, anlaşılmadığını düşünen şefler tarafından kahırla karşılanmaktadır. Haksız da değillerdir. İşlerinin neredeyse çoğunluğunu maiyetinde çalıştırdığı şeflere yaptıran, başarı varsa onun gerçek kahramanının şefleri olduğunu söyleyip, protokollerde hava atan bürokratların, genel müdürlerin, daire başkanlarının sendikaların şefler ile ilgili taleplerine duyarsız davranmaları hakikaten çıldırtıyor. Kendileri lehine düzenlemeleri fırsatını bulduklarında aralara giydiren bazı bürokratlar, dillendirilen makul, mantıklı ve haklı taleplerin çözümünde takoz görevine soyunmaktan geri durmuyorlar. Geldikleri yollara geri dönüp bakmaya korkan, gözü hep yükseklere dikili yabancılaşmış bu sınıfın tavırları her dönemde eleştirilmiştir. Bürokratik oligarşi dedikleri de aslında budur. Kraldan çok kralcılar, işte tam da bu kişiler…

 

Aslında her şey iki zencinin beyazlaşması hikâyesinde gizli...

İki zenci beyazlaşmaya karar verirler. Birinde 13 diğerinde 7 lira vardır. Paralarını birleştirdiklerinde ikisi de beyazlaşacaktır. Beyazlaşma seansı 10 liraya yapılmaktadır. Kliniğin kapısına geldiklerinde 13 lirası olan öncelik benim, çünkü zaten 13 liram var müsaade et… Ben çıkınca sana 3 lirayı veririm sende beyazlaşırsın der. Operasyon tamamlanıp dışarı çıktığında burnu havada, alçak dağları ben yarattım edasındaki “çakma beyaz”, kendisinden 3 lirayı isteyen diğer arkadaşına döner ve “Hadi oradan pis zenci” der.

 

Şeflerin mağduriyetini giderecek çözümlerin Maliye’de tıkandığı biliniyor. Doğru ya da yanlış… Değişmeyen bir şey var o da şeflerin sırtından yükselip farklılaşanların duyarsızlığı… Bürokratlar, siyasilere aktarılan sorunlara görüş bildirirken ellerini vicdanlarına koymalıdırlar. Bürokratların ağızlarına bakan Bakanlar ise; kendilerine gösterilen yere doğru baktırılmaya ve kafalarının kuma gömülmesine fırsat vermemeli, şaşı bakılan mağdurların ötanazi ile can çekişmelerine müsaade etmemelidirler. Belki her şey gelir geçer ama mağdurların ahı asla yerde kalmaz.

 

Alma mazlumun/mağdurun ahını çıkar aheste aheste diyoruz. Siyasiler için kendi ipini kendi boğazına geçirmek dedikleri bu olsa gerek. Bakanlar sorumluluğunu üstlendiği bakanlığın sorunlarına derinlemesine bakmayı başarabilmelidirler. Gözden çıkardıklarının gözünde kendileri asla vazgeçilmez değillerdir.

 

Gözden çıkarılmış gibi kendi başlarına terk edilen Şeflere ötanaziye sonuna kadar HAYIR!

 

 

Önceki Yazılar
1- Yeni ufuklardan yeni umutlara
2- Paradigmalar sarmalında kadın ve emek
3- Denetim, kadavraya otopsi değil, hayata koruyucu hekimlik yapmaktır
4- Fedakârlıklarımızın ham maddesi ideallerimizdir
5- "Eğitim kovayı doldurmak değil, ateşi tutuşturmaktır"
6- Seçimimiz daha ideal bir eğitim düzeni içindir
7- Şiddet eğitimi tehdit ve tahdit ediyor
8- Yanlışı göstermek doğruyu görenlerin hakkıdır
9- Bir istiklal ve istikbal meselesi olarak öğretmenlik mesleği
10- Bugün için umut gelecek için müjdeyiz
1 2 3 4 5 6 7
Top