Bir kısım nakademisyen imzası nasıl okunmalı?
81870 | | | 20-01-2016

İdris ŞEKERCİ

 

Bilenlerle bilmeyenlerin bir olamayacağı gece ile gündüz kadar bir ayrışmayı ifade eder. Bilmek, "oku" emrini sözün başına koyan medeniyet dünyamızın övgü ile bahsettiği ayrıcalıktır kuşkusuz.

"Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?"

"Bilmiyorsanız ehline sorun!" tavsiyeleri vahyin dilinden uyarıdır bize.

Peki bilen olmak için, nice okumak gerekir?!

Tıpkı Yunus'un dediği gibi,

"İlim İlim bilmektir,

İlim kendin bilmektir.

 Sen kendini bilmezsen,

Bu nice okumaktır."

 

***

Dünyayı kendi küçük dünyasındaki laboratuvar zanneden, eline tutuşturulan yazı ile neyin hedeflendiğini anlamayı bırakın, okumaya bile gerek duymaksızın kimlerin imza attığına bakarak imzalayan bilim(!) insanlarına ne demeli! Sahibi belli bildiriyi, eleştirdiklerinin durumuna düşmemek adına, kimlerin imza attığına da bakmaksızın bir okuyayım dedim. Aman Allahım! O nasıl bir dil; öğrencilik yıllarımızda yazdığımız bildirilerin ve basın açıklamalarının seviyesini bile yakalayamamış, sanırsın "at gözlüğü" ile kaleme alınmış bir yazı! Ülkenin okumuş, entellektüel kesiminin bu kadar tarafgir bir dil kullanması doğrusu beni epeyce kaygılandırdı.

Bilim insanı, ne devlete/statükoya ne de başka odaklara yaslanmayan bir dil kullandığında ve bir istikamet ortaya koyduğunda sözü değerli olur. Fakat bu bildiriyi okuduğunuzda aynı özeni ve hassasiyeti göremiyorsunuz. Alfabenin bilumum harflerinden oluşan isimlere sahip, birtakım örgütlere yaslanan Figen Yüksekdağ'ın o keskin dilini görüyorsunuz adeta!

Bilim, insanı adam eder her şeyden önce ve siz o adamların izinden giderek yükselirsiniz. Ne yazık ki, bildiriye imza atan akademisyenler bana çocukluğumda okuduğum bir hikâyeyi hatırlattı:

Adamın birisi oğluna, sürekli "oğlum sen adam olamazsın" diyormuş. Gel zaman, git zaman, bu itham çocuğun zoruna gitmiş ve babasının evini terk etmiş. Yıllar sonra bu çocuk, bir şehre vali olmuş. Geçen onca yıl, babasının kendisi hakkında söylediklerini unutturmuş değildir. Emrindeki görevlilere talimat vererek, babasını makamına getirmelerini emretmiş. Görevliler, epeyce yaşlanan adamcağızı apar topar valinin huzuruna çıkarır. Vali, babasını karşısına alır ve der ki,

-Gördün mü baba, hani ben adam olamazdım, bak vali oldum.

Adam, derince bir iç geçirdikten sonra,

- Oğlum, ben sana vali olamazsın demedim ki, adam olamazsın dedim. Eğer sen adam olsaydın, yaşlı babanı ayağına getirtmez, onun yanına gelirdin.

Sözün tamamının akıllı insana söylenmesini doğru bulmayız. Lakin Üstat Necip Fazıl ne güzel de özetliyor bu garabeti:

"Elin oğlu okur atomu böler, bizimkiler okur milleti böler."

Kılavuzu karga olanın neyi, nereden çıkmaz bilemiyorum ama şundan eminim ki, ünvanları/titrleri isimlerinden önce gelen bu zevatın aklı ile gençliğin nereye gittiği de/gideceği de malum!

Allah sonumuzu hayreylesin! 

Önceki Yazılar
1- Taşrada sendikacı olmak ya da bir yol açıcının hikâyesi / Hıdır YILDIRIM
2- Nev'i şahsına münhasır bir sendika önderi: Erol Battal / Hıdır YILDIRIM
3- Mehmet Akif İnan'ın gençlik tasavvuru / Hıdır YILDIRIM
4- Öğretmen Mehmet Akif İnan / Hıdır YILDIRIM
5- Mehmet Akif İnan'ın şiir anlayışı ve 'vefa' beyti / Hıdır YILDIRIM
6- Toplu sözleşme sürecine dair / Şenol METİN
7- Yeni Türkiye tescillenmiştir / Talat YAVUZ
8- Vefa/t yahut Eğitim-Bir-Sen'in taşra tarihi / Hıdır YILDIRIM
9- Kâğıttan kaplan tüccarlarına cevap / Celal Demirci
10- Şair, mütefekkir, sendikacı Mehmet Akif İnan / Hıdır YILDIRIM
1 2 3 4
Top