Grev hakkı tanıyacak yeni bir kanun artık kaçınılmazdır
7199 | | | 27-09-2019

Şükrü KOLUKISA

Bir insanın alın terinin karşılığını alamama riskine karşı örgütlenmesi, mesleki dayanışmayla birlik içinde hareket etmesi kapitalist dünyanın kaçınılmaz zorunluluklarından biridir. Bugün dünyada neredeyse her ülkede, ülkelerin siyasal geçmişine, devlet yapısına, toplumsal iklimine, ekonomik düzeyine göre bir emek mücadelesi pratiği var. Sendikal tarihi çok daha eski, köklü geleneklere sahip ülkeler olduğu gibi, millet iradesi zarar görmüş, arada demokrasisi yoğun bakıma alınmış, dolayısıyla sivil inisiyatifleri adaleti tesis etme, hakkı savunma konusunda gelgitler yaşamak zorunda kalmış ülkeler de var.

Türkiye’de kamu görevlileri sendikacılığına nispeten işçi sendikacılığının tarihi daha eski, imkânları daha geniş, mevzuat yapısı daha yüksek standartlara sahiptir. Eski Türkiye’de memurların örgütlenmesi, mesleki birlikler kurması, siyaset açısından risk, hiyerarşik açıdan da distopik bir durumdu. O yüzden sadece darbe sonrası demokrasi müsameresi yapan anayasalarda göstermelik hak olarak verildi. Ülkemizde sendikal örgütlenme düşünülmediği için değil, maalesef imkân verilmediği için neşvünema bulmadı. Öngörülen örgütlenme hakları ilk fırsatta geri alındı, yasaklandı. Oysa kadim değerlere yaslanan emek mücadelesi alanına düşünsel yatırım yapacak, onu pratiğe aktaracak düşünce gelenekleri hep vardı. Bu değerleri emek mücadelesinde reflekse dönüştürmek, çalışanların meşru haklarını savunacak ortak bir çatı altında toplamak için maalesef 1992 yılına kadar beklemek gerekti.

90’lı yıllarda başlayan sendikal örgütlenme hareketleri, kanundaki boşluktan istifade ederek faaliyetlerine başladılar. Kuruldukları zaman yasal mevzuat olmadığı için hüviyetleri dernek, sadece adları sendikaydı. Büyük uğraşlar sonucunda 2001 yılında grevsiz ve toplu sözleşmesiz de olsa yasal örgütlenme hakkı verildi. Nakıs da olsa en azından sendikacılık yasal bir çerçeveye kavuşmuş oldu. Bu bizim için sadece başlangıçtı. Buna alışmak değil, daha ideal bir mücadele düzeyi için çok yol arşınlamak gerekiyordu.

5. Dönem Toplu Sözleşme’yi geride bıraktık. Geçmişten günümüze tüm sendikal serencamı yeniden göz önüne alarak geçilen eşikleri hatırlamanın, yaşanan kritik süreçleri yeniden ele almanın, geleceğe dair yeni çıkarımlarda bulunmanın, yeni bir sıçrama için yeni basamaklar kurmanın zorunlu olduğu bir evredeyiz. Çünkü bu toplu sözleşmeyi, imkânları ve kazandırdıklarıyla değil, sınırlılıkları ve artık ihtiyaca cevap vermeyen yasal çerçevesiyle tartışmak zorundayız. Masaya yeterli bütçe getirilmeyince sürecin emekçilerin değil, işveren heyetinin lehine nasıl işlediğini gördük. Hakem kurulunun sürecin bağımsız bir organı değil, işverenin protezi olduğuna şahitlik ettik. Dünün yetersizliklerine karşı arayışlarımız bizi nasıl toplu görüşmeden toplu sözleşmeye taşıdıysa bugünün açmazları üzerine kuracağımız stratejiler de bizi geleceğe taşıyabilir.

Kıt imkânlar içinde, dar bir kanun çerçevesinde büyük ideallerle yola çıkıldığı günlerde, sendikacılığın gelişmesi, köklü bir bilince dönüşmesi için emekçilerin kendi hakları kadar sendikacılığın sınırlarını da geliştirmesi gerekiyordu. Çünkü o günlerde toplu görüşme adı altında bir pazarlık değil, resmî seremoni yapılıyordu. En önemli eşiklerden biri de toplu görüşme denilen teatral zeminden kurtulmak olacaktı. 2010 referandumunda Memur-Sen tüm sendikalara, toplu sözleşme hakkını da içine alan yeni bir sendika kanunu için çağrıda bulundu. Fakat siyasi gündeme angaje olan diğer konfederasyonlar, sendikal gelecek yerine siyasete hizmet etmeyi tercih ettiler.

Zamanlama iyi, yol doğru, talep de haklı olunca mücadele meyvesini verdi. Diğer sendikalara rağmen Memur-Sen, memurlara toplu sözleşme hakkı veren kanunun yürürlüğe girmesini sağladı. Toplu görüşme müsameresini nihayetlendiren, kendisiyle yetinen siyasi manivela olmaya yeltenen sendikaları bile masanın bir ucuna iliştiren bu kanun, artık kullanım süresini doldurmuş, zamana yenik düşmeye başlamıştır. Dokuz dönem boyunca hiçbir kazanım elde edemedikleri toplu görüşme döneminin figürleri bugün umursamasa da biz artık yeni bir ufkun göz hizasında olduğumuzu görüyoruz. O gün ‘toplu görüşme bize asla uymaz, kamu görevlileri toplu sözleşme yapmalı’ çıkışımız ne kadar haklıysa, bugün de ‘artık bu kanun değişmeli’ çıkışımız o kadar manidardır.

Beş dönem boyunca masaya, kamu görevlilerinin sorunlarını sahadan direkt dönütler alarak, üyelerimizin taleplerini toplayarak oturduk. Büyük kazanımlara imza attık, iki kez de hakkımız verilmediği için imza atmadan kalktık. Kamu görevlilerinin en çok kazanım elde ettiği, köklü sorunları çözdüğümüz, alınamaz sanılan rakamları ve hakları aldığımız dönemlerden geçtik, biz yeni haklar aldıkça bizim de hakkımız teslim edildi, her seferinde daha çok teveccüh gördük ve büyümeye devam ettik.

Şimdi, eğitim çalışanlarının iki yıllık alın terini bir aylık pazarlığa sıkıştıran, günlük çalışmaları tutanak altına dahi almayan, bazen tek kişinin inisiyatifiyle tüm süreci yok sayan, geçmiş kazanımları vermemekle tehdit eden, usulü 20 esası 4 gün süren bir toplu sözleşme pratiğinin artık sürdürülemeyeceği aşikârdır. Ayrıca masada pazarlık değil, taktik peşinde koşan ‘yetkisizler’ de sürecin dışında tutulmalıdır. Tıpkı işçi sendikalarının toplu pazarlık sürecinde olduğu gibi, pazarlığa katkısı olmayan, imza yetkisi de bulunmayanlar masaya artık oturmamalıdır. Sendikacılığın doğası, dili, terminolojisi aynıysa, işleyişi işçide farklı memurda farklı olmamalıdır.

Dünyada köklü geleneği olan iyi örneklerle aynı evrenselliğe taşıyacak, kamu görevlileri sendikacılığını dernekten sendikaya, kuruluştan resmiyete, resmiyetten toplu sözleşmeye taşıyan gelişmelere bir merhale daha ekleyerek çağ atlatacak toplu sözleşme hakkımızın tamamlayıcı cüzü grevi hak olarak tanıyacak yeni bir kanun artık kaçınılmazdır.

Önceki Yazılar
1- Her darbe tarihsel bir yaradır
2- Soru çözen öğrenciden sorun çözen insana
3- Geleceğin izleri bugünde gizlidir
4- Uzun yolun sırrını ancak yürüyenler bilebilir
5- Kadim zamandan yeni döneme öğretmenliğin mutasyonu
6- Eğitimde yanlış hareket harakiri demek
7- TEOG'dan sonra geleceğin kodu: Adres mi not mu?
8- Bugün için verilen emek geleceğe yönelik basirettir
9- Bireysel vefa, kurumsal bekadır
10- Hızlı ve organize kötülük, müzmin ve örgütlü iyilik
1 2
Top