Kitabın, davanın, vefanın hakkını veren adam: Erol Battal
1642 | | | 28-09-2019

Ramazan ÇAKIRCI

Er –ol İsmindeki telkine, ihtara, hadi diyelim ki emre, tüm benliğiyle uymuş; ‘er olma’yı son kertede yapmacıksız, sahici, tabii, kendiliğinden bir yaşama üslubu olarak kuşanmış, civanmert bir insandı. 

Oğlu Talha’nın anlatımıyla, dünyanın büyük ruhlarını sofrasına davet edecek kadar onlara yakındı: Amerika’dan Malcolm X, Bosna’dan İzzetbegoviç, Mısır’dan Hasan El-Benna, Çeçenistan’dan Şeyh Şamil, Gazze’den Şeyh Ahmed Yasin, Afganistan’dan Bahattin Yıldız gelirdi. Seyyid Kutub zindandan çıkar gelirdi. Maraş’tan “7 Güzel Adam” otururdu sofraya. Hep onlarla yaşadı, hep onlardan konuştu. Rüzgârın önünde koştu. Bir kahramanlık hikâyesinden, bir destandan, tebdil-i kıyafet ederek fırlayıp gelmiş hissi uyandırırdı. Zamanın her şeyi iştahla ve hızla aşındırıp dönüştürdüğü; kişileri bir vakitler koyduğunuz yerde, meşrepte, izde, karakterde bulma ihtimalinizin giderek azaldığı bir çağda, sizi hayal kırıklığına uğratmayacak ender insanlardan biriydi. Fırtınaya kapılmak yerine fırtınayı o başlatırdı. Bazen gök kubbenin çatısına çıkar ve oradan haykırırdı. Bazen de bir zerrecik olmak için yorganının altına siner, kendisini kendisinden bile gizlerdi.

Peki, böyle bir adam sendikal mücadeleyi seçerse ne olur?

Kestirmeden bir cevapla, “Tavizsiz gerçek bir sendikacı” olur.

Ait olduğu çevrenin, koşulların ve sorunların getirdiği tehditleri en erken fark eden, fark etmekle kalmayıp analiz eden, cevap ve meydan okumak isteyenlerin karşına ilk çıkan o olurdu.

Eğitim-Bir-Sen’in kuruluşundan kısa bir süre sonra Eğitim-Bir-Sen İstanbul 1 No’lu Şube’de görev almış, sendikal hiyerarşi çerçevesinde şube yönetim kurulu üyeliği, şube başkanlığı,  genel merkez teşkilatlanma sekreterliği görevlerini sırasıyla, bihakkın yerine getirmişti. Bunlardan daha önemlisi, sendikal birikim(fikir) olmadan sendikal bilincin oluşmayacağını en önce fark edenlerdendi.  Sendikacılığımızın ilk  kitabı “Sendikal Örgütlenme ve Eğitim-Bir-Sen”i o yazdı.

İl il, ilçe ilçe dolaşarak entelektüel birikimi, cesareti ve samimi üslubuyla Eğitim-Bir-Sen teşkilatlarının sendikal kimlik kazanmasını,  teşkilat kültürünün yerleşmesi, teşkilat mensuplarının sivil bir duruşu benimseyerek, idari otorite karşısında, temsil ettikleri kitlenin talep ve beklentilerini dile getirmeleri ve haklarını korkusuzca savunmaları konusunda Eğitim-Bir-Sen’in öğretmeni, Eğitim-Bir-Sen’in gerçek liderlerinden biri olmayı başarmıştı. 

Erol Battal ikili konuşmalarında bütün ahmakların başına gelen en büyük belanın, fikirlerle ilgilenmemeleri;  dünyada yegâne üstünlükler olarak makam, mevki,  şan, şöhret, nüfuz ve iktidarı görmeleri ve bunlarla seçkin olmayı düşünmeleri olduğunu söylerdi.

Dostluğu, arkadaşlığı ve sendikacılığı ile geride önemli izler bırakan Erol Battal, bir sendikacının aynı zamanda nasıl fikir ve aksiyon adamı olabileceğine ilişkin çok şey yaşadı, yaşattı ve yazdı:

  • Sağlıklı bir sivil toplum bilinci gelişmemiş ve örgütleri oluşmamış toplumlarda demokrasi kültürünün gelişmesi ve demokrasinin yerleşmesi mümkün değildir. Özellikle nitelikli ve yetkin insan kadrosuyla eğitim hizmet kolu çalışanlarına ve örgütlerine bu manada büyük görevler düşmektedir. Örgütler toplumun kirliliklerden arınıp temizlenmesinin mücadelesini verirler. Sivil örgütlerin bu mücadelelerinde başarılı olabilmeleri, oluşumlarını sermayeden ve yönetici elitten bağımsız olarak gerçekleştirmeleri ve hiçbir kişiye ve kesime diyet borçlarının olmamasıyla sağlanır.
  • Haksızlıklar karşısında mazlumun ve zalimin kimliğine asla bakmadan, doğrunun desteklenmesinde kökenini araştırmadan üyelerimizden aldığımız gücü haksızın karşısında bir kalkan, doğrunun yanında bir dayanak olarak ortaya koyduk. Ve kesinlikle kınayanların kınamalarına aldırmadık. Çünkü onlar “sendikacılığı her şeye karşı olmak” olarak algılıyorlardı. Ve bu nedenle de çoğu kez sapla saman birbirine karıştırılıyordu. Ve buna da sendikacılık deniyordu.
  • 1992’de sendikacılıkta yeni bir soluk olarak yola çıkmıştık. Hizmet sendikacılığı sloganıyla sizleri beraberliğe çağırmıştık. Ahilik kurumunun sorumluluğunu üstleneceğimizi dile getirmiştik. Bütün eğitim çalışanlarının sesi, soluğu olacağımızı sizlere vaat etmiştik. Eğitimin sorunları bizim sorumluluğumuz çerçevesinde çözülecek demiştik. Eğitim hizmet kolunun en etkili, yetkili ve güçlü sendikası olmaya söz vermiştik Eğitim çalışanlarından tam bir aile ortamı oluşturacağımızı sevinçle müjdelemiştik. Haksızlıkların karşısında ve de doğruların yanında olacağımızı sayfalarımıza taşımıştık Bütün baskılara, haksızlıklara, zorluklara birlikte omuz omuza direneceğimize inanmıştık. Ve bugün; Sendikacılıkta yeni bir soluk, yeni bir anlayış olduk.
  • Dünyanın en zeki insanı da olsanız, bulunduğunuz ortam vasat ve vasatın altındaki kimselerden ibaret ise, düzeyinizi bile koruma imkânınız yoktur. Hepimizi beraber en çok zaman geçirdiğiniz beş kişinin ortalamasıyız. 
  • Bir lider olarak gündem takip edilmeli, entelektüel birikim elde edecek çabaların içerisinde olunmalıdır. Bunun için entelektüel birikimi besleyecek bir çevre peyda edilmelidir. Bu çevreyle haftalık bir iki saatlik bir sohbet halkası oluşturulmalı. Bu halkada tarihi, edebiyatı, ilahiyatı, sosyolojiyi, güncel siyasal ve ekonomik gelişmeleri yorumlayabilecek arkadaşların bulunması sağlanmalı. Bu arkadaşların aynı meslekten olmaları gerekmez. Hatta farklı mesleklerden olmaları daha avantajlıdır. Öğretmen, avukat, doktor, esnaf, siyasetçi, imam, sanayici, gazeteci vs.
  • Okumak dar zamanların mahsulüdür. Okumaya mutlaka zaman ayrılmalı. 24 saat içerisinde okumaya ayrılacak mutlaka bir zaman vardır. Ve bu zaman kesinlikle bulunmalı. Günlük dağdağa içerisinde okumadan uzaklaşılınca bağnazlıklar başlayacak yönetimde zafiyetler oluşacaktır. Sendika yöneticisi buradan kendisini kurtardığı gibi çevresindeki insanlarında okuma çabası içerisinde olmasını sağlamalıdır. Aksiyoner insanlar, zaman içerisinde kendi kültürel birikimlerini de kaybetmiş günü birlik düşünen insanlar haline dönüşmektedirler ki bu da örgütü hantallaştırmaktadır.

Ama artık Erol Ağabey aramızda yok. “Ben önden gidiyorum. Siz de işlerinizi bitirip (!) gelin. Sizi bekliyorum.” dedi ebedi âleme göç etti.

Onun ardından dünya akıl almaz değişim ve dönüşümler yaşadı.

Bugün aramızda olsaydı, yazdıklarından ilhamla sendikacılığımıza, ülkemize, dünya dair ne söylerdi?

Önceki Yazılar
1- Ne rakipsiniz ne de refik
2- Devlet yalan söylemez!
3- Destanımıza yeni bir sayfa daha ekledik
4- Popüler kültürün kutsallarına kurban verilecek hayatlarımız yok
5- Her başlangıç yeni bir ruh, yeni bir heyecandır
6- Uluslararası sempozyumumuzun ardından
7- Sabır, dayanışma, direniş, kararlılık, alın teri...
8- İlimle yönetemeyen, zulümle yönetir
9- İyilik örgütlü gücümüzle kazanacak
10- Gelecek sizinle daha iyi olacak
1 2 3 4 5 6 7
Top