Virüsün gösterdikleri ya da gerçeğin dehşet verici yüzü
5240 | | | 10-04-2020

Latif SELVİ

Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan koronavirüs (KOVID-19) ölümcül etki ve sonuçlarıyla çok kısa zamanda bütün dünyaya yayılan bir pandemiye dönüştü.

Tarih boyunca değişik toplum ve coğrafyalarda cüzzam, veba, tifo, kolera gibi salgın hastalıklar olmuştur. Ancak bunların çoğu, son tahlilde belli bir toplum ve coğrafya ile sınırlı olması sebebiyle ‘epidemik hastalıklar’ olarak tanımlanmıştır. Koronavirüse ‘pandemik’ denmesinin sebebi, aynı anda bütün dünyaya yayılmış olmasındandır. Karşı karşıya kaldığımız bu vahim tablo belki de küreselleşme ideolojisinin veya yapıp ettiklerimizin küresel bir yansımasıdır.

Küresel kolaylık ve imkânlar, tehditlerin de fırsatların da küresel ölçekte daha hızlı ve kolay yayılmasını sağlamıştır. Yeryüzünde kendine var olma alanı bulan kötülük de iyilik de küresel nitelik kazanmıştır. Birey veya toplum olarak insanların, farklı kültürlere ait olan hayatların, insani ve kültürel ilişkilerin niteliği küresel realitelerle orantılı olarak değişmiş, değişmeye de devam etmektedir. Bu sebeple örgütlü küresel kötülüğe karşı iyiliğin de küresel ölçekte örgütlenmesi gerekmektedir. Küresel haksızlığa ve zulme karşı verilecek adalet, hak ve hukuk mücadelesi de küresel olmak zorundadır.

Bütün dünya, küresel salgınla mücadele etmektedir. Biz de salgından korunmak için yapılan uyarılar çerçevesinde gerekli tedbiri almalıyız. Zira virüs ABD, İtalya, İspanya, Fransa başta olmak üzere, tüm dünyayı şiddetle sarsmaktadır.

Televizyonda ve sosyal medyada korku filmlerini aratmayacak haber ve görüntüler bir yandan insanları bilgilendirirken, diğer yandan müthiş bir korku ve panik havası oluşturmaktadır. Uzmanlar, bütün bu zor zamanlar geride kalsa bile insanların psikolojilerinin hasarsız kalamayacağını söylemektedir. Ancak, vahim tablo bugün ile ve bununla da sınırlı değil. İşinden aşından olmuş insanların açlığına, ihtiyaçlarına bir çözüm getirememek, büyük toplumsal infiallerin sebebi olabilir. Kimi ülkelerde bu tehlike baş göstermeye de başlamıştır. Bu toplumsal cinnet hâli ile insanların yağmaya, yıkıcılığa yönelmesi müthiş bir kaosa yol açabilir. Bu kaotik deprem, iktidarları, devletleri temelinden etkileyecek; korku, panik, öfke, şiddet virüsün sadece kalıcı yan tesirleri olarak kalmayacak, dünyanın dengesini de sarsacağa benzemektedir.

Bütün bu karmaşık duygular içerisinde bazı komplo teorileri ve algı operasyonları bizi şu soruyu sormaya itmektedir. Acaba tasarlanmış bir senaryo üzerinden veya fırsat bulunmuşken virüs üzerinden küresel bir korku mu yayılmak istenmektedir? Yahut korku için virüs ve salgın bir araç olarak mı kullanılmakta veya kurgulanmaktadır? Kimi düzlemlerde yapılan yayın ve tartışmalar bu kaygıların hepten yersiz olmadığını göstermektedir. İster üretilmiş, kurgulanmış ister kendiliğinden gelişmiş olsun, değişmez, bilfiil hayata geçen bir şey var ki, o da dünyanın yeni bir döneme girdiğidir. Neredeyse her ülke veya toplumun birbirine muhtaç olduğu gerçeğini hep birlikte gözlemliyoruz. Bundan böyle yapmamız gereken, insani temelde dayanışarak, hakkaniyete önem vererek, farklılıklarımızla birlikte beraber yaşayabileceğimizi görerek hareket edebilmektir.

Toplumumuzun hep birlikte inisiyatif alması gerektiği her kritik durumda olduğu gibi, ülke ve millet olarak, bir yandan virüsün oluşturduğu olumsuzluklarla mücadele ederken, bir yandan da ertelenemez hizmetlerin ifası için resmî veya özel sektör, ülkemizin tüm bireyleri, başta sağlık çalışanları olmak üzere, adeta topyekûn bir seferberlik hâlinde çalışmaktadır.

Buradan özellikle eğitime ve eğitim çalışanlarına bir parantez açmak istiyorum. Bilim kurulunun ve ilgili yürütme kurumlarının önerisi doğrultusunda önleyici tedbir olarak tüm okullar, eğitimcilerimiz ve öğrencilerimizle okul öncesinden üniversitelerimize, örgün eğitimden yaygın eğitime koruma kapsamına alındı. Eğitimin devamlılığı için Millî Eğitim Bakanlığı başta öğretim birimleri olmak üzere tüm ilgili birimleriyle gerekli her türlü materyali kısa zamanda hazırlayıp öğrencilerimizin erişimine sundu. Her kademede dersler, iletişim araçlarıyla paket programlar hâlinde bir planlama yapılarak öğretmenlerimizin sunumuyla öğrencilere verildi. Öğretmenler; veli ve öğrencileriyle sürekli iletişim hâlinde, ödevlendirme ve pekiştirme çalışmalarıyla doğrudan katkı verdi. Eğitimde bir aksaklık oluşturmadan gerekli tedbirler alınarak adeta kısa zamanda yeni bir model uygulama ortaya konulmuş oldu. Virüsle mücadelede vatandaşlarımızın ihtiyaç duyacağı maske vb. sağlık malzemelerinde meslek liselerimiz bir üretim üssüne dönüştü. Koronavirüsle mücadele için sosyal sorumluluk bilinciyle eğitimciler gönüllü oldular. Vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını karşılama, lojistik destek ve rehabilitasyonda önemli bir hizmet sundular. Toplumun çimentosu olduğunu bir kez daha gösterdiler. Herkesin takdirini topladılar. Bu çalışmaların tüm kamu kurumlarında, özel sektörde, toplumun tüm katmanlarında bir özveri ve dayanışma içerisinde sürdürüldüğünü memnuniyetle gözlemlemekteyiz.

Henüz aşısı ve ilacı üretilemediği için önleyici tedbirler hayati önem arz etmektedir. İzolasyon ve sosyal mesafeyi korumak salgına yakalanmamak için en etkili tedbir olarak görülmektedir. Bu çerçevede de “Evde Kal” kampanyası büyük önem taşımaktadır. Millet olarak yaşamak zorunda olduğumuz bu durumu da verimli ve doğru okuyarak yıllardır ihmal ettiğimiz evlerimizi kültür ve irfan okulumuza, millet mektebimize, mescidimize çevirmeliyiz. Sevgiyi, saygıyı, muhabbeti, bir olmayı, birlikte olmayı, aile olmayı, ailesiz olmayacağımızı yeniden keşfetmeliyiz.

Petrolü insan kanından daha değerli gören emperyalistlerin, dünyanın birçok yerinde milyonlarca insanın kıyımına, katliamlarına şahidiz. Emperyalistlerin zerrece insan haklarına saygısı olsaydı insan başına düşen bomba miktarını veya biyolojik savaş merkezlerini(!) artırmak için gösterdikleri gayretin yüzde birini açlığı gidermek, gözyaşını dindirmek, hastalıkları önlemek için gösterirdi. Böylece dünyada her gün 25 bin insan açlıktan ölmez, sağlık altyapıları ihtiyaca cevap verir, bir solunum cihazına, maskeye muhtaç hâle gelinmezdi.

Bu tehlike geçtiğinde yepyeni bir dünyaya uyanacağız. İnsanca yaşam hepimizin hakkıdır diyebilenler, olup biteni doğru okuyan bir bilinçle kalkabilirse, yeryüzünün bütün müjdelerine layık olacaktır.

Umudumuz, şerden bir hayrın çıkması ve insanlığın ortak geleceğinin kazanmasıdır. Zira yeryüzünde yaşanan zorlukların temelinde Allah’ın insanlığa bahşettiği nimetlerin azlığı değil, adil ve hakça paylaşımın olmamasıdır. Bu pratik durum, katlanmak zorunda olduğumuz hayatın gerçekliği değil, kendilerini dünyanın yegâne sahibi olarak gören ceberutların küresel hegemonyasının zorbalığıdır. Eğer haksızlıklara dur diyecek iradeyi ortaya koyabilir, düzeltmek için doğru adımları atabilirsek bunun bir ütopya olmadığını gösterebiliriz.

Önceki Yazılar
1- Yüzyılın anlaşması değil, yüzyılın skandalı
2- Mesleki eğitim 'aranan eleman' yetiştirecek tarzda yapılandırılmalıdır
3- Eğitim yöneticiliğinden beklentiler üzerine
4- Güçlü bir bilinçle ayağa kalkma, hakikati haykırma vaktidir
5- Performans taslağı ve eğitimin geleceği
6- Kudüs zorbaların işgaline teslim edilemez
7- Sisler içinde sınav sistemi aranmaz
8- Helal kazançtan ne anlamalıyız
9- Küresel dünya düzenine niçin katlanmamalıyız
10- 16 Nisan'dan ne bekliyoruz?
1 2
Top