Revizyon, reform yol ayrımında yükseköğretim kanunu
471 | | | 28-09-2020

Şenol METİN

4 Kasım 1981’de kabul edilen 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu, 12 Eylül askeri rejiminin Türkiye tasavvurunun yükseköğretim boyutunda yansımasıdır. Bu kanun, güvenlik ve özgürlük denkleminde güvenlik ve özgürlüğün bileşik kap olarak değerlendirildiği ve güvenliği önceleyen bir zihniyetin kodifikasyonudur. Bu şaşı bakış, 40 yıllık süreçte özgürlükler ihmal edilmekle kalmamış, güvenliği de imha eden bir sonuç üretmiştir.

Kanunun kabul edildiği 1981 yılı öncesinde Türkiye’de toplam 19 üniversite vardı. 1982’de kurulan 8 üniversite ile toplam üniversite sayımız 27 olmuştu. Bugün 78’i Vakıf Üniversitesi olmak üzere 207 üniversite vardır. 1982’de 250 bini zar zor bulan öğrenci sayımız, bugün 8 milyona yakın, 1982’de 20 bini bile bulmayan akademisyen sayımız, bugün 175 bine yakın ve bunun 90 binden fazlası öğretim üyesi…

Sayıların bize ifade ettiği 2547 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği şartlar çok değişmiştir. Türkiye eski Türkiye değildir.

68 madde ve 81 geçici madde ile 121 sayfadan oluşan bir metin olarak 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun değişmeyen maddesi kalmadı. İlki yayınlandıktan 6 ay sonra yapılan değişiklikten sonra bugüne kadar 84 kanun, 21 Kanun Hükmünde Kararname, 10 Anayasa Mahkemesi kararı ile Yükseköğretim Kanunu’nun değişikliğe uğramamış maddesi yok gibidir. Hatta bazı maddeleri defaatle değişikliğe uğramış, mezkûr kanun yamalı bohçaya dönmüştür. Böylece hastalıklı zihniyetin mahsulü bir metin olarak Yükseköğretim Kanunu’nun biçim bütünlüğü de bozulmuştur.

Yayınlandığı tarihteki şartları değişmiş bir kanunda yapılacak revizyon ile geleceğin yükseköğretim sistemi yönetilemez. Bu kanunda revizyon değil, topyekûn bir reforma, yeniden yazıma ihtiyaç vardır. Zaten revizyon sayılabilecek onlarca değişiklik yapıldı ama bütün bunlar sorunu çözmeye yetmedi.

Kapsamlı reform sürecinin temel parametresi katılımcılık olmalı, hiçbir düşüncenin ve hiçbir grubun dışlanmasına izin verilmemelidir. Hatta en aykırı düşüncenin bile ifade edilmesine imkan verilmelidir. ‘Bârika-i hakikat, müsâdeme-i efkârdan doğar’ hikmetine tam bir teslimiyet gösterilmelidir. Bu çerçevede her bir üniversitede bütün toplumsal kesimlerin, özellikle de ilgili sivil toplum kuruluşlarının etkin katılımı ile bölgesel çalıştaylar ile oluşan raporlar 2023 ve 2071 Türkiye’si Yükseköğretim Vizyonu metnine kaynaklık edebilir. Bu Vizyon Belgesi de Yükseköğretim Kanunu’nun çerçevesini belirler ki vizyon metni ardından kanunun hazırlanması siyasi irade açısından teknik ve hukuki bir süreçten ibaret olacaktır.

Tabii bu süreçte siyasi iradenin karar vermesi gereken en önemli ve öncelikli husus yükseköğretim sisteminin kim tarafından ve hangi örgütsel modelle yönetileceğidir. Halen koordinatör çatı yapı olarak kurgulanmış ancak koordinasyon boyutunu çoktan aşmış Yükseköğretim Kurulu benzeri bir yapı üzerinden mi yönetilmeli veya yükseköğretim sistemi bakanlık yapısı üzerinden mi yönetilmelidir… Bakanlık yapısı kurgulanacaksa Yükseköğretim Kurulu’nun işlevi ne olmalıdır? Yükseköğretim Bakanlığı bilgi üretme (araştırma), bilgiyi transfer etme (eğitim/öğretim) hizmet sunumu fonksiyonlarını hangi örgütsel formda gerçekleştirebilir? Öncelikleri ne olmalıdır?

Bu tercihlerin olumlu-olumsuz yönleri detaylı olarak tartışılmalıdır.

Önceki Yazılar
41- Ölü getir sevelim yaralı getir övelim / Yunus ÖZDEMİR
42- 'İyi'nin Görünmezliği / Habibe ÖÇAL
43- Vefa budur / Hıdır YILDIRIM
44- Erdem Döngüsü / Hüseyin Caner AKKURT
1 2 3 4 5
Top