Kimliksiz Öğretmen Kişiliksiz Toplum - Hasan Coşkun
79925 | | | 11-06-2008

Diğer Yazarlar

Gerek akademik gerek popüler kaynaklarda birçok öğretmen tanımı yapılmıştır. Fakat biz Prf. Osman Öztürk hocanın öğretmen tanımıyla başlamak istiyoruz. Öztürk’e göre öğretmen; Mesleğinin gerektirdiği bilgiyi hazmetmiş, metoda hâkim, idealist bir rehber insandır. Mesleğini çok sever, çok ve geniş okur, yaptıklarından haz ve heyecan duyar, bıkmak usanmak nedir bilmez[1]. Hatta üstad Nurettin TOPÇU’nun tanımı ile öğretmen; gençlere bilmediklerini öğreten bir nakilci değildir. Öğretmen tüccar değildir, öğretmen sadece bir memur değildir, belki genç ruhları kendilerine mahsus manadan bir örs üzerinde döverek işleyen bir demircidir. Öğretmen ruhlar sanatkârıdır. Öğretmen, bizim bütün ruh yapısının sanatkârıdır.[2] Her iki yaklaşım da öğretmenin nasıl olduğundan değil de nasıl olması gerektiğinden bahseden idealist yaklaşımlardır.  Bu iki tanım aslında öğretmenin toplumdaki fonksiyonun ne olması gerektiğini çok güzel açıklamaktadır. 

Öğretmen toplumun temel aktörlerinden birisidir. Öğretmen sadece çocuklara temel yaşam bilgilerini öğreten ya da kendi bilgi birikimini okul aracılığı ile kendisinden sonra gelen nesle aktaran bir kişi değildir. Öğretmen kişiliği, kimliği, tavır ve davranışlarıyla tüm topluma örnek olması gereken bir şahsiyettir. Öğretmen denilince birçok kimsenin aklına okul ya da bir kurumsal yapı gelir. Fakat öğretmen hayatının her anında, resmi ve sivil hayatında kendisini değerlerle donatmış, bilgi, görgü ve ahlak olarak toplumda örnek bir kişiliktir. Şüphesiz öğretmenin birinci görevi, öğrencilerine kendi alanı ile ilgili bilgileri aktarmak ve öğrencileri bilgi, beceri açısından donanımlı hale getirmektir. Fakat kanaatimizce asıl görevi öğrencilere kişilik, şahsiyet kazandırmaktır.  Bugünün çocuklarını yarının şahsiyetli birer bireyi haline getirmektir.

Kimlik nedir? Bu soruya önce benliği ve kişiliği tanımlayarak cevap verebiliriz. Benlik, insanoğlunun ben neyim, nereden geldim, nereye gidiyorum sorularının cevabını içerir. İnsanoğlunun kozmostaki yerinin ne olduğuna dair inancı cisimleştirir. Var oluşun anlamını ortaya çıkarır.[3] Kimlik bir kimsenin var oluşunun ifadesidir. Kendisini nasıl gördüğünü tanımlamasıdır. Bir kimse kendisini tarihinden, dininden, ırkından, coğrafyasından yola çıkarak tanımlayabilir. Biz buradan yola çıkarak kimlikleri etnik kimlik, tarihî kimlik, dinî kimlik, siyasî kimlik ya da kültürel kimlik olarak tasnif edebiliriz.  Kimliği oluşturan unsurları bu şekilde tasnif etmekle beraber, bir insanın sahip olduğu kimlikte hangi unsurların daha etkin ya da baskın olduğu tartışılabilir bir konudur.  Kimlik, Bütün şartlarda sahip olunan niteliklerin toplamıdır. Bir kişiyi ya da toplumu kendisi yapan veya diğerlerinden ayıran niteliklerin tamamıdır.[4] Yani kimlik beni ben yapan değerlerin toplamıdır. Bir toplumu diğer topluluklardan ve milletlerden ayıran milli değerlerinin bütünüdür diyebiliriz. Eğer bir toplumu millet yapan inanç, örf, adet, gelenek ve görenekleri olmasa herhalde dünya tek tip ve gayet sıkıcı bir toplum olurdu. Son yıllarda vurgulandığı gibi çok kültürlülük ve farklılık bir zenginlik olarak görülmezdi. Hepimizin bildiği gibi hoşgörü farklı inançların ve kültürlerin huzur içerisinde beraber yaşadığı ortamlarda gelişir ve köklenir.  Kanaatimizce kimlik kavramı her şeyden önce değerler manzumesi demektir. Bu değerlerin başat olanı da hiç şüphesiz kültürdür. Prf. Mehmet Kaplan’a göre öğretmenler; kültürlü insanlar yetiştirmek suretiyle milletin kültürünü zenginleştirirler.[5] Yani öğretmenler kültür bilincine sahip kimlikli insanlar olmak zorundadır.     

Bir kimseye kimliksiz demek aynı zamanda kişiliksiz ve şahsiyetsiz demek anlamına gelebilir. Yani karşımızdaki kişi öğretmen, hakim, asker, idareci her ne olursa olsun öncelikle bu kişinin sahip olduğu değerler, erdemler önemlidir. Kimliksiz demek değerlerden yoksun, adeta içi boş bir nesne anlamına gelebilir. Kimlikli insansa milli ve manevi değerlere bağlı, tarihî, ilmî, sanatsal bilgi birikimine sahip, geleneksel ve modern bilgi birikimi ile tam donanımlı insan demektir.  Her şeyden önce kimlikli insan ait olduğu kültür ve medeniyet havzasının bilincinde olan ve ait olduğu kültür ve medeniyet havzasının ihyası için çalışan insandır. Türk insanın sahip olduğu medeniyet havzasını tartışmak makalemizin sınırlarını aşmaktadır.  Sahip olduğumuz medeniyet havzasını son yüzyılda batının modern değerlerinden beslenmekle beraber Türk-İslam  medeniyeti olarak tanımlayabiliriz. Hele de söz konusu olan öğretmen gibi toplumda çok önemli bir sosyo-kültürel fonksiyona sahip bir insan ise tarih, kültür, inanç, toplum bilincinden uzak olması düşünülemez.  Prf. Mehmet KAPLAN’ın belirttiği gibi tarihî kültürün terbiyesini almayan yeninin vücuda getirdiği eserler çiğ, ham ve çirkin olur. Tarih alttan alta yeni nesilleri de kendi yoluna sokar ama olgunlaşmak için aradan çok zaman geçer. Maziyi şuurlu olarak bilme, eskilerin denemelerinden faydalanma, bize ölçülü olmayı ve biz olmayı öğretir.[6] Tarih ve kültür bilincinden yoksun öğretmen toplum için fikir adamı, gönül adamı, misyon adamı olmayı bırakalım toplum için en büyük sorun kaynaklarından birisidir. Başlıkta da belirttiğimiz gibi kimliksiz bir öğretmenin topluma yansımaları kesinlikle olumsuz ve negatif olacaktır. Kimliksiz öğretmen, kişiliksiz toplum demektir. Çünkü tarih ve kültür bir toplumun hafızasıdır. Tarih bilincinden yoksun toplumlar hafızasını kaybetmeye namzet ya da kaybetmiş toplumlar demektir. Profesör de olsa insanlar için hafızasını kaybetmek nasıl ki büyük bir felaketse, toplumlar için de kimliklerinin, tarihlerinin, kültürlerinin taşıyıcısı konumundaki öğretmenlerin kimlik bilincinden uzaklaşmak büyük bir felakettir. Ve hatta sosyolojik manada anomi denilen bir kaos ortamının yaratılması anlamına gelir.

Öğretmen kimliği ya da öğretmenin sorumluluk anlayışı diyebiliriz. Öğretmenin kendi geleneksel kaynaklarından beslenen milli tarih bilinci, milli ahlak bilinci ve millet olma bilincine sahip olması gerekir. Öğretmen eğer bu şuur düzeyine ulaşmış ise kimlik bilinci içerisinde demektir. Öğretmen milli kimlik bilincinden yoksun sıradan bir fert ise o zaman toplum için fonksiyonsuz bir durumdadır. Yani toplum için hiç bir şey ifade etmiyor demektir. Öğretmen bilgi, duygu ve hareket üçlüsünü kendi yapısında mecz etmiş bir aydın konumunda olması gerekir. Ben buna 3 A formülü diyorum. Akıl, Aşk ve Aksiyon üçlüsünü kendi anlayışında birleştirmiş olması gerekir. Eğer öğretmen bu üç fonksiyona sahip değilse eğer o zaman toplumda bir nesne konumunda demektir. Bu üç hasleti birleştirmeyi başaran öğretmen özne konumundadır. Biz ondan millet ve tarih bilincine sahip nesiller yetiştirmesini bekleyebiliriz. Fakat bilgiye sahip olsa da aşk ve şevk taşımıyorsa öğrencilerine heyecan aşılayamıyorsa eğer sahip olduğu bilgileri programsızca öğrencilere aktaran bir makine konumundadır.

Öğretmen hem bilgi sahibi hem duygu ve heyecan sahibi hem de bu sahip olduğu bilgi ve aşkı gelecek nesillere aktaran toplumsal yapıda aktif bir aktör konumunda olmalıdır. Bilgi toplumunun öğretmeni, bilginin felsefi ve eğitim açısından değerini bilmeli; bilginin pazarlandığı ses, söz ve görüntü dilinin özelliklerini iyi kullanabilmelidir. Bilgiye ulaşma ve bilgiyi sunma konusunda rehberlik etme rolünü üstlenen öğretmenler, bilginin seçimi konusunda da uzman olmak zorundadırlar. Öğretmen öğrenciye, öğrenmede zevk ve istekli birlikte, nasıl öğrenileceğini öğrenme yeteneği ve entelektüel merak kazandırmalıdır.[7] Öğretmenin bir ayağı kesinlikle kendi tarihi değerlerine basmalı, ait olduğu tarih ve kültür havzasının kaynaklarını çok iyi özümsemekle beraber modern batılı kültür kaynaklarına da hakim olması gerekir. Büyük gönül ehli Mevlana’nın pergel metaforuna sahip olması gerekir diye düşünüyorum. Öğretmen kendisini realitedeki öğretmen kimliğine göre değil de ideal öğretmen formatına göre yetiştirip, ona göre öğrenci yetiştirmesi gerekir.     

 

KAYNAK: DEĞİRMEN DERGİSİ 10. SAYI



[1] Tahir İnce, “Prf.Dr. Osman ÖZTÜRK İle  Öğretmenlik Mesleği Üzerine Söyleşi” Eğitime Bakış,Eylül 2004. s.59.

[2] Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Davası, İstanbul, 1998, Dergah Yayınları, s.62-69.

[3] Mehmet Görmez, “Din, Kimlik ve D.İ.B”, Diyanet Dergisi, Kasım 2005,sayı:179, s.5.

[4] Mehmet Görmez, a.g.m, s.5-6.

[5] Mehmet Kaplan, Türk Milletinin Kültürel Değerleri, Ankara 1987, s.52.

[6] Mehmet Kaplan, Türk Milletinin Kültürel Değerleri, Ankara 1987, s.60.

[7] Harun Çakır, Gelişen Öğretmen, Eğitime Bakış, Eylül 2004, sayı.1, s.38.

Önceki Yazılar
1- Taşrada sendikacı olmak ya da bir yol açıcının hikâyesi / Hıdır YILDIRIM
2- Nev'i şahsına münhasır bir sendika önderi: Erol Battal / Hıdır YILDIRIM
3- Mehmet Akif İnan'ın gençlik tasavvuru / Hıdır YILDIRIM
4- Öğretmen Mehmet Akif İnan / Hıdır YILDIRIM
5- Mehmet Akif İnan'ın şiir anlayışı ve 'vefa' beyti / Hıdır YILDIRIM
6- Toplu sözleşme sürecine dair / Şenol METİN
7- Yeni Türkiye tescillenmiştir / Talat YAVUZ
8- Vefa/t yahut Eğitim-Bir-Sen'in taşra tarihi / Hıdır YILDIRIM
9- Kâğıttan kaplan tüccarlarına cevap / Celal DEMİRCİ
10- Şair, mütefekkir, sendikacı Mehmet Akif İnan / Hıdır Yıldırım
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14
Top