Başörtüsünde Hizmet Alanla Hizmet Veren Ayırımı Çözümü - Aslan Balta
80144 | | | 12-06-2008

Diğer Yazarlar
Son zamanlarda sıkça dillendirilen, “başörtüsünün hizmet alanla hizmet veren” çerçevesinde çözülme düşüncesinin, isabetli olmayan tehlikeli bir çözüm önerisi olduğunu düşünüyorum.

            Tehlike, doğal bir hakkın, bireysel bir özgürlüğün, bu özgürlüğü kullananın dışındaki insanlar tarafından belirlenmesidir. Bu yol açılırsa, başörtüsü probleminin çözümü içinden çıkılmaz bir hale gelecektir.

            Başörtüsü, ister inançtan, ister başka bir tercihten kullanılsın, bireyin doğmakla elde ettiği bir haktır. Bu hak konusundaki tasarruf, sahibine aittir. Nasıl ki, yemek yemeye, su içmeye, uyumaya v.s. kendimiz karar veriyoruz, kendi bedenimize giyeceğimiz elbisenin renginin, boyutunun, şeklinin nasıl olacağına da ancak ve ancak kendimiz karar veririz. Bu konunun tartışmaya açılması, toplumumuzda buyurgan, baskıcı bir hegemonyanın varlığını göstermektedir..

            Tarih, antropoloji gibi ilim dalları incelendiğinde, giyinme konusunun örf ve âdete, coğrafi ve iklim şartlarına, toplumların inançlarına bağlı olarak şekillendiği görülecektir. Durum apaçık ortada iken, bireysel tercihlerin tartışılmaya açılması iyi niyetle bağdaşmaz.

            Öyleyse başörtüsü, özellikle son yirmi yılda neden tartışmaların odağı haline geldi. Konunun aleyhinde olanların ısrarla söylediği gibi, problem, başörtüsü kullananlar tarafından üretilmişse, o zaman insana sorarlar, ne oldu da hiçbir sıkıntı yokken, bu insanlar kendi aleyhlerine işleyecek bir süreci başlattılar. Bu, insanın kendi bastığı dalı kesmesi değil midir? Bu konuyu problem haline getirdikleri söylenilen insanlar arasında aklı başında olan hiç mi kimse yok? Bir insanın, kendisine işkence çektirecek, birçok haktan mahrum bırakacak işleri yapması için mazoşist olması gerekmez mi?

            Oysaki durum kesinlikle böyle değildir. Başörtüsünü probleme dönüştürenler; dışarıda, dünya hâkimiyetini elinden bırakmak istemeyen, tüm toplumları kendileri gibi yapmaya çalışan, toplumları kendileri yapan farklılıkları ortadan kaldırarak kültürüne, örf ve âdetine, inançlarına yabancılaştıran İslam düşmanı bloktur. İslam’ı kendisine düşman seçen bu blok, Müslümanların, hangi sömürü yöntemi kullanılırsa kullanılsın, kendi değerlerine sahip çıkmalarındaki kararlılıklarını görmüşlerdir. Amaç, Müslümanların imajını dünya kamuoyunda bozmak, onların hak ve özgürlük mücadelelerini terörle özdeşleştirmektir. Yani Müslüman toplumlar, hiç de ahlaki olmayan bir yöntemle dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Bu ülkeler, Müslüman kadınların en önemli hassasiyetlerinden olan başörtüsünü yasaklayarak sözde onları köşeye sıkıştırmaktadır. Böylece, kadına karşı negatif ayrımcılık yaparak, kendi ilkelerine de ters düşmektedirler. Kısaca, İslam’a karşı cephe oluşturanlar, Müslümanların, kendilerine karşı dik durabilecek, dünya üzerinde yaptıkları haksızlıkları, adaletsizlikleri, sömürüyü ortaya çıkarabilecek ve dünya üzerindeki hâkimiyetlerini sona erdirecek tek güç olduklarını bildikleri için, İslam’a ait bütün görüntülere savaş açmışlardır. Yüzyıllardan beri emperyalist sömürüye direnen, kendisi kalabilen, bütün olumsuzluklara rağmen Müslümanlardır. Ayrıca İslam dünyasını dünyanın tek hâkimi kılan Osmanlı tecrübesi de tüm ihtişamı ile ortada durmaktadır. Ülkemizde İslam’a yönelik saldırıların temelinde de, bu tecrübeyle ve İslam’la olan ilişkilerin en aza indirilmesi çabası vardır.

            Kendi içimizde başörtüsüne karşı çıkanlarda belki islam düşmanlığı yok ama Avrupalılaşma adı altında, toplumumuz üzerinde yıllardır süregelen dönüştürme projesini gerçekleştirme hedefi var. Bu hedef, toplumun değerleri ile çatıştığı için başarıyı yakalayamamış ve yakalayamayacaktır.

Türbanın siyasi simge olduğu yönündeki itirazlar ise, konuyu saptırmaktan başka bir şey değildir. Millete sormadan, kendilerini milletin sahibi sananlara, bu millet her zaman gereken dersi vermiştir. Bu memlekette birileri, milletin kendilerine vermediği egemenlik hakkını değişik araçları kullanarak acımasızca kullanmaktadırlar. Sahip oldukları imkânları toplumun hiçbir zaman tasvip etmediği, kendi imkân ve egemenliklerini genişletme yönünde kullanmaktadırlar. Tam da bu sırada başörtüsü imdatlarına yetişmekte, konuyu, toplum üzerindeki otoritelerinin devamlılığı açısından vazgeçilmez nimet olarak görmektedirler. Bir de, başörtüsünü değişik zamanlarda bazı liderlerin, siyasi malzeme olarak kullanmaları, kendilerine bulunmaz bir fırsat vermişken. Siyasilerin başörtüsü konusundaki söylemleri, karşı tarafa “bunlara fırsat verilirse herkesi başörtü takmaya zorlayacaklar” argümanını kullanma imkânını vermiştir. Aslına bakılırsa böyle bir şeyin olmasına ilk karşı çıkacak olanlar başörtüsü takanlardır. Çünkü emrini yerine getirdikleri din, böyle bir baskıyı reddeder. İslamı insanlığa tanıtan, onu en iyi anlayan ve yaşayan Hz. Peygamberin hayatında da kendisi gibi düşünmeyen ve inanmayan insanlara karşı bir baskı söz konusu değildir.

            Durum korkulanın aksine olduğu halde, hala yasağın arkasında durulması, ancak paranoya ile açıklanabilir. Bu aynı zamanda başörtüsü kullananlara karşı bir baskı yapıldığının itirafıdır. Yani, mevcut durumda bizler, bizim gibi inanmayan, bizim gibi düşünmeyen, bizim gibi giyinmeyen insanlara baskı yapıyoruz; ne olur ne olmaz ipler onların eline geçerse bizim yaptıklarımız bize yapılabilir korkusu. İşte toplumumuzun belli bir kesimi ülkesi ve milleti için her türlü fedakârlığı yapabilecek genç kızlarımızı kendi korkularına kurban etmektedirler. Bu yapılanlar, her gün dillerinden düşürmedikleri demokrasi, insan hak ve özgürlükleri ilkeleriyle nasıl bağdaşır bilinmez. Merak ediyorum ve soruyorum ülkemizde yaşayan herkes, başörtüsünü kullanmaktan vazgeçse, şu anda yasağı savunanlar hangi aracı kullanarak kendileri gibi düşünmeyen insanlara baskı yapacaklar. Kendi makam, mevki ve sahip oldukları imtiyazlar için tek tehlike başörtüsü mü? Doğrusu ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Başörtüsü sadece bahane.

             O halde Başörtüsü probleminin çözümü konusunda önerilen bu çözüm sadra şifa olmayacaktır. Bu öneri çözüm değil aksine çözümsüzlüktür. Bir kere, bana ait olan, hiç kimsenin bana lütfetmediği doğal hakkım, birilerinin bana bahşettiği hak durumuna düşecek. Böylece yasakçıların eline arayıp ta bulamadıkları fırsat verilmiş olacak. Onlar artık şöyle diyecekler: “ Bak size şu şu yerlerde istediğiniz özgürlüğü verdik, bundan sonra sesinizi çıkarmadan size verilenle(bahşedilenle) yetinin.

            Ayrıca bu çözüm, birilerinin memleketin asıl sahibi olduğunu kabul etmek, kendimizi ikinci sınıf vatandaş olarak kabul etmek olacaktır. O halde bu nasıl çözüm? Neyi nerede nasıl giyeceğim başkaları tarafından belirleniyorsa ben niye varım?

            Başörtüsü konusunu, hizmet alanla hizmet veren çerçevesinde çözme düşüncesi bile demokrasiye, insan hak ve özgürlüklerine, din ve vicdan hürriyetine aykırıdır.

                                                                                    ARSLAN BALTA

                                                                      Eğitim-Bir-Sen Trabzon şube  başkanı

Önceki Yazılar
71- Sendikal Kazanımlar ve Bürokratik Sabotaj / Murat Çelik / Diğer Yazarlar
72- Yancının Sefaleti, Dış Kapının Mandalı/ Emrullah Aydın / Diğer Yazarlar
73- Masanın Yancısı/Emrullah Aydın / Diğer Yazarlar
74- Masanın Yancısı/Emrullah Aydın / Diğer Yazarlar
75- Ek Ödeme, Emek ve Özgürlük Mücadelemiz Sürecek/Gaffari İzci / Diğer Yazarlar
76- Bakanın Parmağı! /Talat YAVUZ / Diğer Yazarlar
77- Tablet İn Öğretmen Out!/Emrullah Aydın / Diğer Yazarlar
78- İş Bırakmak da Bir Derstir / İdris Şekerci / Diğer Yazarlar
79- Kesintili Eğitimi Manipüle Etmek İsteyenler Eğitimci Olamaz!!! Emrullah Aydın / Diğer Yazarlar
80- Akif İnan’ı Anma ve Vefa Programı / Cahit Suci / Diğer Yazarlar
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14
Top