Hukukun mu Hukukçunun Üstünlüğü - Aslan Balta
79914 | | | 12-06-2008

Diğer Yazarlar
Adalet, içinde düzeni, huzuru ve güveni barındıran bir kavramdır. Adaletin mülkün temeli olarak görülmesi de bundan olsa gerektir.

            Adalet kurumu, en ilkel toplumlardan en modern toplumlara kadar, her zaman önemli görülmüştür. Bireylerin ve toplumların hayatlarında adalete atfedilen bu değer; güvenin, huzurun ve düzenin teminatı olması ile yakından ilgilidir.

            Adaletin, düzeni, güveni ve huzuru içinde barındırması, adaletsizliğin, kaosu, korkuyu ve tedirginliği beraberinde getirmesi demektir. Karar vericilerin bu durumdan habersiz olmaları imkânsızdır. Bunun için, verilen kararlar toplumun vicdanını yaralıyor, gönülleri kırıyor, insanı sahipsiz olma psikozuna sokuyor ise, kararların tekrar gözden geçirilmesi beklenir.

Ülkemizde ne zaman insan hak ve özgürlükleri alanında normalleşme, rahatlama yaşansa, birileri, kendilerinin unutulduğu, otoritelerinin ve egemenliklerinin yok olduğu zehabına kapılarak, hukuk devletinde düşünülmesi mümkün olmayan bazı anti demokratik girişimlerde bulunma ihtiyacı hissetmektedir.

 Kendi varlıklarını hiçbir ölçü tanımadan gösterme gereği duyanlar, halkımızın gelecek vizyonunu etkilemekte, nice gayretlerle elde edilen birikimini heba etmektedirler.

Hiç kimse kendi bildiklerinin ve inandıklarının tek doğru olduğunu düşünüp, başkalarının hayat tarzını düzenlemeye kalkmamalıdır. Bırakın herkes kendi doğrularını özgürce savunsun ve yaşasın. Güvenlik ve korku temelinde yapılan işlemlerin, insanımızın yaşam alanını daralttığını, yaşamını anlamsızlaştırdığını, hayattan bıktırdığını ve kopardığını hesaba katmak gerekir. Geleceğe dönük motivasyonu bozulan insanların bu ülke için verimli olmaları düşünülemez. Amaç zaten buysa söylenecek söz kalmamış demektir.

            Hukuki anlamda, verilen kararlarda haklarının korunmadığı, adaletin tecelli etmediği inancına sahip bireylerin psikolojilerindeki derin tahribatı tahmin etmek zor değildir. Çünkü insanı, kendisine karşı yapılan haksızlıklarda koruyacak tek mercii hukuk düzenidir. Hukuka karşı güven kaybı, toplumlar ve bireyler açısından tahmin edilemeyecek kadar tehlikelidir.  Ülkemizdeki mafyalaşmaların neyin sonucu olduğunu bir kez daha düşünmek gerekir. Haklarının korunmadığını düşünen çaresiz bireylerin nasıl kullanıldığını görmekte geç kaldık. Bunu sürdürmenin anlamsızlığını idrak etmeliyiz. Sorumluluk mevkiinde olanların verdikleri kararlarda, konunun bütün boyutlarını dikkate alan, derinlemesine düşünme mecburiyeti vardır. Verilen kararlar yeni problemlerin sebebi olmamalıdır.

            Demokratik hukuk devletinde bireyin iradesi ve hukukun evrensel ilkeleri esastır. Yerel gerekçelerle hukukun evrensel ilkelerinin hukukçular tarafından ihlal edilmesi, çağdaş bir ülkede kabul edilebilir değildir.

            Yargı; hukuku, iktidar mücadelesinin aracı haline getirmemelidir. Yargının tam anlamıyla bağımsız olması istenen ve özlenen bir durumdur. Yargının bağımsız olması yargıçların hukuku istedikleri gibi yorumlamaları kendi egemenliklerinin aracı haline getirmeleri demek değildir. Aksi halde demokratik hukuk devleti değil, hukukçuların egemen olduğu oligarşik bir hukuk devleti oluruz.

            Hukuka güveni sağlamak herkesten önce hukukçulara düşer. Hukuk bireysel imtiyazların aracı olarak kullanılmamalıdır.

            Ülkemizde var olan yüksek yargının, elde ettikleri makam ve mevkii, halkın iradesinin tecelligahı olan yüce meclisin üstünde görme girişimleri, uzun süredir bu ülkenin parlamenter sistemini tehdit etmektedir. Öyleki, yapılan seçimler anlamsızlaşmakta, yargının bağımsızlığı kullanılarak yargıçlar kendilerini meclisin yerine koyabilmektedirler. Bu yapılanlar, ülkeyi yönetilmez hale getirmektedir. Adeta şu olmaktadır. Millet hangi siyasi partiyi iktidar yaparsa yapsın, kimin cumhurbaşkanı olmasına karar verirse versin, bir yargıç çıkar, davayı açar, seçilenleri ve milletin iradesini yok sayabilir.

Bu şu demek değildir. İktidarlar seçildikten sonra istedikleri her şeyi yaparlar ve herkeste bunu kabul etmek zorundadır. İktidarların görevi toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak siyaset üretmek ve ülkenin ekonomik, sosyal, siyasal, hukuksal v.s sorunlarını çözmektir. Bunu yaparken her bir düşünceye eşit mesafede olmaktır.

Nasıl ki, iktidarlar her istediğini yapamıyor, yargıçlarda kararlarını kendi dünya görüşü, ideolojik inancı çerçevesinde verememelidir. Ölçü adalettir, evrensel hukuk standardıdır. Aksi halde hukukun üstünlüğüne dayalı bir ülke değil, hukukçunun üstünlüğüne dayalı bir ülke görüntüsünden kurtulamayız.

Hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik ülkelerin, güvenlik ve korku odaklı bir hukuk pratiği olmamalıdır.

            (Adaletin!!!) kestiği parmak acımaz diyerek, adalet kurumuna güvenini veciz bir şekilde ifade eden bu millet; evrensel hukuk standartlarından uzaklaşıldığını ve keyfi uygulamaların olduğunu görünce, adalet kurumlarını, ensesinde “demoklesin kılıcı” gibi görmeye başlarsa şaşmamak gerekir. 

                                                                                               ARSLAN BALTA

                                                                      EĞİTİM-BİR-SEN TRABZON ŞUBE BAŞKANI

Önceki Yazılar
1- Taşrada sendikacı olmak ya da bir yol açıcının hikâyesi / Hıdır YILDIRIM
2- Nev'i şahsına münhasır bir sendika önderi: Erol Battal / Hıdır YILDIRIM
3- Mehmet Akif İnan'ın gençlik tasavvuru / Hıdır YILDIRIM
4- Öğretmen Mehmet Akif İnan / Hıdır YILDIRIM
5- Mehmet Akif İnan'ın şiir anlayışı ve 'vefa' beyti / Hıdır YILDIRIM
6- Toplu sözleşme sürecine dair / Şenol METİN
7- Yeni Türkiye tescillenmiştir / Talat YAVUZ
8- Vefa/t yahut Eğitim-Bir-Sen'in taşra tarihi / Hıdır YILDIRIM
9- Kâğıttan kaplan tüccarlarına cevap / Celal DEMİRCİ
10- Şair, mütefekkir, sendikacı Mehmet Akif İnan / Hıdır Yıldırım
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14
Top