Haber
27 Eki 2026
GÜVENLİ OKUL VE AKRAN ZORBALIĞI ARAŞTIRMAMIZIN SONUÇLARINI KAMUOYUYLA PAYLAŞTIK

Türkiye’de devlet okullarında okul güvenliği ve akran zorbalığına ilişkin mevcut durumu ortaya koymak amacıyla öğrenci, öğretmen ve velilerden oluşan 8 bine yakın katılımcıyla gerçekleştirdiğimiz saha araştırmasının sonuçlarının yer aldığı “Güvenli Okul ve Akran Zorbalığı” başlıklı raporumuzu kamuoyuyla paylaştık. Araştırmaya göre, öğretmenlerin yüzde 90,7’si, mesleğe başladıkları dönemle karşılaştırıldığında öğretmen otoritesinin zayıfladığını belirtirken disiplin yönetmeliğinin caydırıcılığına ilişkin değerlendirmeleri 5 üzerinden 1,98 gibi düşük bir seviyede ölçüldü. Öğrencilerin yüzde 18,1’i ayda bir-iki kez, yüzde 10,5’i haftada bir-iki kez, yüzde 10,2’si ise hemen hemen her gün hakaret veya alaya maruz kaldığını ifade etti. Öğrencilerin yüzde 24,8’i son bir yıl içinde kendisi veya bir başkası için zorbalıkla ilgili okula bildirimde bulunurken yüzde 21,1’i bildirim yapmayı düşündüğü halde yapmadı. Velilerin yüzde 88’i ise çocuğunun siber zorbalığa maruz kalıp kalmadığını bilmiyor. Araştırmanın ortaya koyduğu tablo; ulusal güvenli okul ve akran zorbalığını önleme çerçevesi oluşturulması, öğretmenin meşru otoritesinin güçlendirilmesi, disiplin sisteminin yeniden ele alınması ve öğrencilerin güvenle başvurabileceği etkili bildirim mekanizmalarının kurulması gerektiğini gösterdi.

GÜVENLİ OKUL VE AKRAN ZORBALIĞI ARAŞTIRMAMIZIN SONUÇLARINI KAMUOYUYLA PAYLAŞTIK

Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi (EBSAM) tarafından yapılan araştırmaya toplam 7 bin 793 kişi katıldı. Katılımcıların 3 bin 198’ini öğretmenler, 2 bin 315’ini ortaokul ve lise öğrencileri, 2 bin 280’ini veliler oluşturdu. Öğretmenlerden 81 ilin tamamından, velilerden 75 ilden, öğrencilerden ise 61 ilden veri elde edildi. Araştırmada okul güvenliği, öğretmen otoritesi, disiplin süreçleri, akran zorbalığının yaygınlığı ve biçimleri, siber zorbalık, okulun müdahale kapasitesi ve ebeveyn tutumları birlikte ele alındı.

 

Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz, “Güvenli Okul ve Akran Zorbalığı: Türkiye’de Mevcut Durum, Risk Faktörleri ve Politika Önerileri” başlıklı araştırma raporumuzun sonuçlarına ilişkin basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

 

Çalışmanın çocuklarımızın okul hayatını, öğretmenlerimizin çalışma ortamını ve ailelerimizin en temel beklentilerinden biri olan güven duygusunu doğrudan ilgilendirdiğini belirten Yavuz, şu değerlendirmelerde bulundu:

 

“Biz Eğitim-Bir-Sen olarak eğitimin meselelerine yalnızca ortaya çıkan bir olayın ardından tepki veren bir anlayışla yaklaşmıyoruz. Meseleyi anlamaya, sahayı dinlemeye, veri üretmeye ve çözüm önermeye çalışıyoruz. Çünkü bizim için eğitim politikası yalnızca müfredat, sınav veya akademik başarı meselesi değildir. Çocuğun kendisini güvende hissetmediği, öğretmenin müdahale etmekte zorlandığı, ailenin ne yapacağını bilemediği bir ortamda nitelikli eğitimden söz edemeyiz. Bugün yayımladığımız araştırma da tam olarak bu anlayışın ürünüdür”

 

 

Okul gerçekliğine öğretmenin, öğrencinin ve velinin gözünden baktık

 

Çalışmayı önemli kılan hususlardan birinin kapsamı olduğuna işaret eden Yavuz, araştırmayatoplam 7 bin 793 kişinin katıldığını belirterek, “Dolayısıyla bugün önümüzde yalnızca öğrencinin anlattığı, yalnızca öğretmenin gözlemlediği veya yalnızca velinin dışarıdan değerlendirdiği bir tablo bulunmuyor. Aynı okul gerçekliğine öğretmenin, öğrencinin ve velinin gözünden birlikte baktık” diye konuştu.

 

Araştırmada okul güvenliğinden öğretmen otoritesine, disiplin sisteminden öğrencilerin yaşadığı zorbalık biçimlerine, siber zorbalıktan ailelerin tutumlarına ve okulun müdahale kapasitesine kadar geniş bir alanı incelediklerini aktaran Yavuz, şöyle devam etti:

 

“Burada çok önemli bir hususun altını çizmek istiyorum. Bu araştırmanın sonucu ‘Türkiye'de okullar güvensizdir’ değildir. Ama aynı şekilde, ‘Çocuklar arasında bunlar olur, büyüyünce geçer’ diyerek meseleyi küçümsemek de araştırmanın ortaya koyduğu gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Önümüzde çözülmesi gereken bir mesele vardır. Ve bu mesele yalnızca çocukların kendi aralarında çözebilecekleri bir mesele değildir”

 

 

Çocuklarımızın gördüğü okul ile yetişkinlerin gördüğü okul aynı değil

 

Talat Yavuz, araştırmadaki dikkati çeken ilk sonuçlardan birinin okul güvenliği algısında ortaya çıktığını belirtti.

 

Beş üzerinden değerlendirildiğinde okul güvenliği algısının öğretmenlerde 3,48, velilerde 3,38, öğrencilerde ise 3,24 olduğunu belirten Yavuz, “Yani okulun içinde yaşayan çocuklarımız, okul güvenliğini yetişkinlere kıyasla daha düşük değerlendiriyor. Bu fark bize önemli bir şey söylüyor: Bir okulun güvenli olup olmadığını yalnızca yetişkinlerin gözünden değerlendiremeyiz. Çocuğa da sormak zorundayız. Çocuk teneffüste ne yaşıyor? Sınıfta kendisini ne kadar güvende hissediyor? Dışlandığında kime başvuruyor? Alay edildiğinde bunu anlatabiliyor mu? Anlattığında bir şeylerin değişeceğine inanıyor mu? Güvenli okul politikası, tam da bu sorulara cevap verebilmelidir.” ifadelerini kullandı.

 

Öğretmenlerin yüzde 90,7’si otoritenin zayıfladığını düşünüyor

 

Genel Sekreterimiz Yavuz, araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından birinin öğretmenin konumuna ilişkin olduğunu belirterek, şu bulguları paylaştı:

 

“Öğretmenlerimizin yüzde 90,7’si, mesleğe başladıkları dönemle kıyaslandığında öğretmen otoritesinin zayıfladığını düşünüyor. Fakat burada dikkate değer başka bir sonuç daha var: Öğrencilerin yüzde 71,8’i, velilerin ise yüzde 86’sı, öğretmenin sınıfta disiplinli bir tutum sergilemesini gerekli görüyor.

 

Demek ki mesele öğrencinin veya velinin öğretmeni reddetmesi değildir. Mesele, öğretmenin meşru mesleki otoritesinin sistem tarafından ne kadar desteklendiğidir. Bizim öğretmen otoritesinden kastımız baskı değildir. Keyfilik değildir. Çocuğu korkutmak hiç değildir. Biz; adalete, tutarlılığa, mesleki yeterliğe ve kurumsal desteğe dayanan bir öğretmen otoritesinden söz ediyoruz. Çünkü öğretmenin sınır koyamadığı, müdahale ettiğinde kendisini yalnız hissettiği bir okulda öğrenciyi korumak da zorlaşır.”

 

 

Disiplin sistemin caydırıcılığı yalnızca 1,98

 

Talat Yavuz, disiplin sistemine ilişkin sonuçların da bunu teyit ettiğini ifade ederek, “Öğretmenlerin mevcut disiplin düzenlemelerine ilişkin genel değerlendirmesi 5 üzerinden yalnızca 2,53; sistemin caydırıcılığına ilişkin değerlendirme ise 1,98 düzeyinde. Bu tablo bize açıkça şunu söylüyor. Öğretmene “zorbalığa müdahale et” demek yetmez; öğretmenin arkasında işleyen bir sistem olmak zorundadır” dedi.

 

En yaygın zorbalık biçimleri sözel ve ilişkisel zorbalık

 

Araştırmada öğrencilerin son altı aylık deneyimleri incelendiğinde, en yaygın zorbalık biçimlerinin sözel ve ilişkisel zorbalık olduğunun görüldüğünü dile getiren Yavuz, çocukların en fazla karşılaştığı davranışların başında fiziksel saldırıdan önce hakaret, alay, dedikodu ve sosyal dışlama geldiğinin altını çizdi.

 

Yavuz, şöyle konuştu:

 

“Öğrencilerin yüzde 18,1’i ayda bir-iki kez, yüzde 10,5’i haftada bir-iki kez, yüzde 10,2’si ise hemen hemen her gün hakaret veya alaya maruz kaldığını ifade ediyor. Bu veriyi özellikle önemsiyoruz. Çünkü zorbalığı sadece kavga, vurma veya fiziksel saldırı olarak görürsek çocuklarımızın yaşadığı çok geniş bir alanı görünmez hale getiririz. Bir çocuğu sürekli küçük düşürmek de; lakap takmak da; sınıftan dışlamak da; arkadaş grubundan sistematik biçimde uzaklaştırmak da; dijital ortamda hedef göstermek de çocuğun okul hayatını derinden etkileyebilir. Bu nedenle diyoruz ki bir çocuğun canının yanması için mutlaka bedeninin yaralanması gerekmez.”

 

Zorbalık arttıkça öğrencinin okula güveni azalıyor

 

Talat Yavuz, araştırmanın belki de üzerinde en çok düşünülmesi gereken sonuçlarından birini açıklarken şu ifadelere yer verdi:

 

“Zorbalığın sıklığı arttıkça öğrencinin yalnızca kendisini kötü hissetmesi söz konusu olmuyor; okula ve yetişkinlerin kendisini koruyabileceğine duyduğu güven de azalıyor. Araştırmada öğrencilerin yüzde 35,4'ü yaşadığı zorbalık deneyimlerinden en az orta düzeyde etkilendiğini ifade ederken, toplam öğrenci grubunun yüzde 18,3'ü etkilenme düzeyini ‘çok’ veya ‘çok ciddi’ olarak değerlendiriyor. Bu nedenle zorbalığı ‘çocukların kendi arasındaki mesele’ olarak görmemek zorundayız. Çünkü çocuk bir süre sonra yalnızca arkadaşına değil, okula da güvenini kaybedebiliyor.”

 

Çocuklarımız görüyor; onları çözümün parçası yapmalıyız

 

Yavuz, araştırmada zorbalığın en sık gerçekleştiği ortamların teneffüsler ve sınıflar olduğunubelirterek, araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 63,4’ünün başka bir öğrenciye zorbalık yapıldığına tanık olduğunu söylediğine dikkati çekti.

 

Talat Yavuz, “Bu rakam bize bir risk kadar önemli bir imkanı da gösteriyor. Çocuklarımız yalnızca zorbalığa maruz kalan veya zorbalık yapan kişiler değildir. Onlar aynı zamanda okul ikliminin aktörleridir. Bu yüzden akran destek sistemlerini güçlendirmeli, çocuklarımıza güvenli biçimde nasıl yardım isteyeceklerini ve arkadaşlarını nasıl destekleyebileceklerini öğretmeliyiz. Çocuğa “Git arkadaşını korumak için kavga et” demiyoruz. Tam tersine; ‘Doğru yetişkine haber ver, mağdur olan arkadaşını yalnız bırakma, zorbalığı alkışlama, normalleştirme’ diyoruz” değerlendirmesini yaptı.

 

 

Velilerin yüzde 88’i, çocuğunun siber zorbalığa maruz kalıp kalmadığını bilmiyor

 

Çocukların sosyal hayatının zil çaldığında sona ermediğini vurgulayan Yavuz, şöyle devam etti:

 

“Araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 69,9’unun akıllı telefonu, yüzde 58,8’inin kendisine ait sosyal medya hesabı var. Öğrencilerin yüzde 7,2’si son altı ay içerisinde çevrim içi ortamda hedef alındığını söylüyor. Günlük ekran süresi dört saatin üzerine çıktığında bu oran yüzde 14,9’a kadar yükseliyor. Daha dikkat çekici başka bir sonuç ise velilerle ilgili: Velilerin yüzde 88’i, çocuğunun siber zorbalığa maruz kalıp kalmadığını bilmediğini ifade ediyor. Bu bize şunu söylüyor: Artık okul güvenliğini okulun duvarlarıyla sınırlayamayız. Sınıfta başlayan bir ilişki akşam telefon ekranında devam ediyor. Dolayısıyla dijital güvenlik, güvenli okul politikasının ayrılmaz bir parçası olmak zorundadır.”

 

Öğrenciler, bildirim yaparken tereddüt ediyor

 

Talat Yavuz, araştırmada özellikle üzerinde durdukları alanlardan birinin bildirim mekanizmaları olduğuna işaret etti.

Öğrencilerin yalnızca yüzde 24,8’inin son bir yıl içerisinde kendisi veya bir başkası için zorbalıkla ilgili okula bildirim yaptığını söylediğini aktaran Yavuz, şunları kaydetti:

 

“Yüzde 21,1’i ise bildirim yapmayı düşündüğü halde yapmamış. Neden? Öne çıkan iki cevap var: ‘Okul bir şey yapmaz.’ ve ‘Söylersem olay daha kötü olur.’ İşte burada bütün yetişkinlere düşen büyük bir sorumluluk var. Çocuğa yalnızca ‘Başına bir şey gelirse söyle’ diyemeyiz. Çocuğun asıl bilmek istediği şudur: ‘Söylersem ne olacak?’ Bildirimi kim alacak? Beni kim koruyacak? Karşı taraf bunu öğrenecek mi? Sorun gerçekten takip edilecek mi? Yarın aynı sınıfa girdiğimde yalnız mı kalacağım? Güvenilir bir sistem kurmadığımız müddetçe yalnızca çocuklarımızı konuşmaya çağırmak yeterli değildir.”

 

Güvenli okul için bütüncül politika önerilerimiz

 

Genel Sekreterimiz Yavuz, araştırmadan hareketle geliştirilen politika önerilerinde, akran zorbalığının tek tek öğrenciler veya münferit olaylar üzerinden değil, güvenli okul ekosistemi çerçevesinde ele alınması gerektiğini vurgulayarak, araştırmadan hareketle 12 temel politika alanına ilişkin şu önerileri sıraladı:

 

“Ulusal Güvenli Okul ve Akran Zorbalığını Önleme Çerçevesi oluşturulmalı; zorbalığın tanımı, bildirim, müdahale ve takip süreçleri ülke genelinde ortak standartlara bağlanmalıdır.

 

Öğretmenin sınıf yönetme, sınır koyma ve zorbalığa müdahale etme kapasitesi okul yönetimi, mevzuat ve mesleki güvencelerle desteklenmeli; öğretmenin meşru mesleki otoritesi güçlendirilmelidir.

 

Disiplin sistemi yalnızca yaptırım üreten değil, önleyici, eğitici ve gerektiğinde onarıcı uygulamaları da içeren bir yapıya kavuşturulmalıdır.

 

Her okulda öğrencilerin güvenle kullanabileceği görünür, güvenilir ve izlenebilir bildirim mekanizmaları oluşturulmalı; bildirim yapan öğrencinin misilleme veya olayın kötüleşmesi endişesi yaşamaması için koruma ve takip süreçleri açık biçimde tanımlanmalıdır.

 

Sözel, ilişkisel ve siber zorbalığın erken fark edilmesini sağlayacak sistemler geliştirilmeli; okul güvenliği politikaları yalnızca fiziksel şiddete odaklanmamalıdır.

 

Özel gereksinimli, sosyal açıdan kırılgan veya okul güvenliği algısı düşük öğrenciler için erken fark etme ve güçlendirilmiş destek mekanizmaları oluşturulmalıdır.

 

Akran destek programları yaygınlaştırılmalıdır.

 

Aile-okul iş birliği güçlendirilmeli, ailelere özellikle siber zorbalık, erken belirtiler ve doğru ebeveyn müdahalesi konusunda düzenli rehberlik sunulmalıdır.

 

Dijital vatandaşlık, çevrim içi saygı, mahremiyet, güvenli sosyal medya kullanımı ve siber zorbalığın bildirilmesi gibi başlıklar okul güvenliği politikalarına dahil edilmelidir.

 

Okul sosyal hizmet sistemi kurulmalı; sosyal hizmet uzmanları ihtiyaç ve risk durumuna göre eğitim sistemine aşamalı biçimde dahil edilmelidir. Rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri de yalnızca vaka sonrasında devreye giren bir yapı olmaktan çıkarılarak okul iklimini izleyen, riskleri erken fark eden ve önleyici çalışmalar yürüten daha güçlü bir sisteme dönüştürülmelidir.

 

Okul güvenliği ve akran zorbalığı belirli aralıklarla öğrenci, öğretmen ve velileri birlikte kapsayan araştırmalarla izlenmeli; ulusal düzeyde düzenli ve karşılaştırılabilir bir veri sistemi kurulmalıdır.”

 

Toplantıda, araştırmamızın hazırlanmasında emeği geçen Prof. Dr. Emrah Akbaş da araştırmanın içeriği, yöntemi ve sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

 

Araştırma raporumuzun tamamına ulaşmak için tıklayınız.

Haber Görselleri

MEMUR-SEN
KONFEDERASYONU
EĞİTİMCİLER BİRLİĞİ
SENDİKASI
Zübeyde Hanım Mahallesi Sebze Bahçeleri Caddesi No:86
Altındağ - Ankara / TÜRKİYE
Tel : 0.312 231 23 06 Faks : 0.312 230 65 28
ebs@ebs.org.tr
Copyright © Eğitim Bir Sen