Haber
2026-01-21 11:20:55
ANALIK HAKLARI SAHA ARAŞTIRMASI SONUÇLARINI AÇIKLADIK

Genel Merkez Kadın Komisyonu Başkanımız Sıdıka Aydın, çalışma hayatındaki zorlukların nüfus artış hızındaki düşüşe etkisini ortaya koymak ve alınması gereken önlemleri tespit etmek amacıyla 81 ilde 15 bin 44 kadın eğitim çalışanının katılımıyla yaptığımız “Türkiye’de Eğitim Alanında Çalışan Kadın Kamu Görevlilerinin Analık Haklarına Yönelik Beklentileri Saha Araştırması-1: Doğum İzni ve Esnek Çalışma Modelleri” çalışmamızın sonuçlarını açıkladı. Araştırmaya göre, kadınların yüzde 97’si mevcut doğum izni süresini yetersiz bulurken yüzde 90’ı doğum izninin toplam 60 haftaya çıkarılmasını talep ediyor. Sıdıka Aydın, saha araştırmasına ilişkin değerlendirmesinde “Çalışma hayatı aile hayatıyla uyumlu hâle getirilmeden, doğum oranlarındaki düşüşü tersine çevirmek mümkün değildir.” ifadelerini kullandı.

Eğitim-Bir-Sen Genel Merkez Kadın Komisyonu ve Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi (EBSAM) iş birliğiyle yürütülen “Türkiye’de Eğitim Alanında Çalışan Kadın Kamu Görevlilerinin Analık Haklarına Yönelik Beklentileri Saha Araştırması-1: Doğum İzni ve Esnek Çalışma Modelleri”, 15 bin 44 kadın eğitim çalışanının katılımıyla, 2025 yılı Aralık ayında Türkiye’nin 81 ilinde gerçekleştirildi.

 

Kadın Komisyonu Başkanımız Sıdıka Aydın, Memur-Sen Toplantı Salonu'nda düzenlediği basın toplantısında, saha araştırmasının sonuçlarını kamuoyu ile paylaştı.

 

“Bugün burada yalnızca bir araştırmanın sonuçlarını paylaşmak için değil, aynı zamanda ülkemizin çalışma hayatını, nüfus yapısını ve geleceğini doğrudan ilgilendiren çok önemli bir meseleye dikkat çekmek için bir aradayız.” diyerek sözlerine başlayan Aydın, “Kadınlar doğumu neden erteliyor, anneliği neden tercih etmiyor” sorusuna cevap bulmak için araştırmayı gerçekleştirdiklerini anlattı.

 

“Kadınlar, kariyer yapma ve aile kurma arasında tercih yapmak zorunda bırakılmamalı”

 

Türkiye’nin uzun süredir sessiz ama derin bir demografik dönüşümün içinde olduğunu belirten Aydın, nüfusun yaşlandığını, doğurganlık oranlarının düştüğünü, genç nüfusun azaldığını ifade etti.

 

Bu tabloyu yalnızca demografik bir veri olarak değil, çalışma hayatıyla doğrudan ilişkili bir sonuç olarak da okumak gerektiğine işaret eden Aydın, şöyle devam etti:

 

“Çünkü bireylerin hayatını devam ettirebilmesi için zorunlu şart olan çalışma hayatını, insanlığın devamı için gerekli olan aile kurumundan ayrı düşünmek doğru bir yaklaşım değildir. Bugün çalışma hayatındaki kadınların oranı, özellikle sağlık ve eğitim alanındaki oranında yüzde 60’ları geçmiş durumdadır. Ancak aynı kadınlar, çalışma hayatında kalabilmek için anneliği erteliyor hatta kimi zaman bundan tamamen vazgeçmek zorunda kalıyor. Maalesef bu bir tercih değil, çoğunlukla zorunluluk hâline dönüşmüştür. Kadınların, kariyer yapma ve aile kurma arasında tercih yapmak zorunda bırakılması hiçbirimiz için kabul edilebilir bir husus değildir.Dünyanın birçok yerinde ev işleri, çocuk bakımı ve diğer bakım sorumlulukları büyük ölçüde kadınlar tarafından yerine getirilmektedir. İşte bu sebeple kadın kamu görevlilerine yönelik önerilen politikalar, aynı zamanda bireyler arasında adaleti de tesis edecektir. Sayın Cumhurbaşkanımız nüfusun yaşlanmasına ilişkin tehdidi, ensamimi ifadelerle dile getirdi. Yine hakeza Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımıztarafından da ifade edildi. Geride bıraktığımız 2025 yılının, ‘Aile Yılı’ olarak ilanedilmesi de toplumun geleceği için çok kıymetliydi. Aile Yılı kapsamında hayatageçirilen doğum hızını ve oranlarını artıracak düzenlemelere devam edilmelidir. Geleceğimizin teminatı olan aileyi, politikalarımızın merkezine almamız gerekiyor. Bizler  bu araştırmayı tam da bu nedenle yaptık. Kadınların neden doğumu ertelediğini, neden çocuk sahibi olmaktan çekindiğini, neden ‘anne olursam iş hayatında geride kalırım’ duygusunu yaşadığını, sahadan kadınların kendi deneyimlerinden öğrenmek istedik. Ortaya çıkan sonuçlar son derece çarpıcıdır.‘Neden doğum oranları düşüyor?’ ile birlikte çalışma hayatı anneliğe ne kadar alan açıyor? Haklar ve teşvikler aileleri ne kadar çocuk yapmaya teşvik ediyor?’ hususunda dikkatleri çeken araştırmamızı politika yapıcılar sadece bir talep değil,sahadan gelen bir uyarı olarak görmeli; hem ülkemizin hem de milletimizin geleceği için ‘analık hakları güçlenmeden ne doğurganlık artar ne istihdam sürer’ bakış açısıyla da meseleye bakmalıdır.”

 

 

“Kadınların yüzde 97’si mevcut doğum izni süresini yetersiz bulmaktadır”

 

Araştırmanın, kadınların yaşadığı sorunun bireysel değil, yapısal olduğunu ortaya koyduğunu kaydeden Aydın, “Araştırmaya katılan kadınların yüzde 97’si mevcut doğum izni süresini yetersiz bulmaktadır. Bu oran, neredeyse tam bir mutabakatla yaygın güçlü bir memnuniyetsizliği ve ortak bir sorunu ortaya koymaktadır. Yani sahadaki kadınlar açıkça şunu söylüyor: ‘Anne olmak istiyorum ama çalışma hayatı buna izin vermiyor. Bu şartlarda annelik sürdürülebilir değil.’ Ortaya çıkan veriler, mevcut doğum izni politikasının sahadaki gerçeklikle örtüşmediğini ve yeniden ele alınması gerektiğini göstermektedir.” şeklinde konuştu.

 

“Analık izin süresi 16 haftadan 60 haftaya çıkarılmalı, babalık izin süresi artırılmalı”

 

Sıdıka Aydın, araştırmaya katılanların yüzde 93’ünün doğum sonrası izin süresinin artırılmasını gerekli gördüğünü, yüzde 90’ının doğum izninin doğumdan önce 8,doğum sonrası 52 olmak üzere toplamda 60 haftaya çıkarılmasını talep ettiğini dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

 

“Bu sonuç, bir ayrıcalık talebi değil, kadınların hem anne hem çalışan olarak var olabilme talebidir. Bugün doğum izni süreleri, kadınların doğum sonrası fiziksel iyileşmesini, bebeğin gelişimini ve annenin psikolojik uyum sürecini karşılamaktan uzaktır. Kadınlar, doğumdan çok kısa bir süre sonra işine dönmek zorunda kalmakta, bebeğini, bakım sorumluluğunu ve vicdani yükü çoğu zaman yalnız başına taşımaktadır. Kadın kamu görevlilerinin doğum sonrası gelir-gider sorununu azaltacak, ‘anne olmak mali kayıp üretiyor’ kaygısını ortadan kaldıracak ve nüfus artışını destekleyen bakış açısıyla uyumlu olacak şekilde doğum sonrası analık izin süresinin 16 haftadan 60 haftaya çıkarılması, sorumluluğun yarısını paylaşan babaların da babalık izin süresinin artırılması gerekmektedir.”

 

“Araştırma, doğum sonrası işe dönüş sürecine de ışık tutuyor”

 

Araştırmanın yalnızca izin süresine değil, doğum sonrası işe dönüş sürecine de ışık tuttuğunu ifade eden Aydın, “Katılımcıların yüzde 70’inden fazlası, doğum izni sonrası işe dönüşte yeterli destek görmediğini ifade etmektedir. Kadınlar, doğumdan sonra aynı tempoyla, aynı beklentiyle, aynı iş yüküyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu durum, doğum izninin yalnızca bir süre meselesi değil, kadınların çalışma hayatında kalıcılığını ve nitelikli istihdamını doğrudan etkileyen yapısal bir unsur olduğunu göstermektedir.” dedi.

 

RAPORA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ

 

“Kadınların yüzde 81’i, doğum izninin iş ve aile hayatı dengesini kurmayı kolaylaştırdığını söylüyor”

 

Açık uçlu cevapların, söz konusu memnuniyetsizliğin nedenlerini daha da görünür kıldığını belirten Aydın, “Kadınlar, doğum ve süt izninin anne sağlığı, bebeğin gelişimi ve aile bütünlüğü açısından yetersiz kaldığını; doğum sonrası dönemin fiziksel ve psikolojik yükünün çalışma hayatı ile dengelenemediğini açıkça ifade etmektedir. Öte yandan, araştırmamız çok önemli bir gerçeği de ortaya koymaktadır:Kadınların yüzde 81’i, doğum izninin iş ve aile hayatı dengesini kurmayı kolaylaştırdığını söylemektedir. Yani doğru planlanmış, yeterli ve güvenceli annelik hakları, kadınların verimliliğini azaltmaz, aksine çalışma hayatını güçlendiren ve sürdürülebilirliği için temel bir araçtır. Bu çerçevede doğum izni politikaları yalnızca yasal bir düzenleme alanı değil, kadın emeğinin korunması, annelik haklarının güvence altına alınması, iş ve aile uyumunun güçlendirilmesi, kamuda nitelikli insan kaynağının sürdürülebilirliği açısından stratejik bir politika alanıdır.” değerlendirmesinde bulundu.

 

“Güvenceli esnek çalışma modelleri geliştirilmelidir”

 

Araştırmanın yarım zamanlı ve esnek çalışma modellerine ilişkin verilerinin de son derece çarpıcı olduğunu vurgulayan Aydın, şu ifadeleri kullandı:

 

“Katılımcıların yüzde 92’si yarım zamanlı çalışmanın kapsamının genişletilmesini, yüzde 96’sı ise bu süreçte özlük ve sosyal haklarının korunmasını istemektedir.Kadınlar güçlü bir mutabakat olarak esnek çalışma istiyor ama hak kaybına uğramadan güvenceli istihdamdan vazgeçmeden, gelir kaybı yaşamadan, emeklilik hakkı zedelenmeden, kariyerinden geri düşmeden. Dünyada birçok ülke tarafından uygulanan haftalık 4 gün çalışma modeli ülkemizde de uygulanmalı, özel sektörü teşvik edecek iyileştirmeler yapılmalı, çocuk sayısına göre çalışma saatlerinde düzenlemeye gidilmeli, kadın kamu görevlileri için haftalık çalışma süresi 32 saate düşürülmelidir. Başta kadın kamu görevlileri olmak üzere tüm kadın çalışanlar için hem gelir noktasında kendisine katkı sağlayacak hem de aile-sosyal hayat sorumluluklarını yerine getirecek güvenceli esnek çalışma modelleri geliştirilmelidir.”

 

“Annelik bir bedel değil, toplumsal bir değerdir”

 

Sıdıka Aydın, kadınların doğumu ertelemesinin temel nedenlerinden birinin de anneliğin hâlâ çalışma hayatında bir ‘bedel’ olarak görülmesi olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti:

 

“Oysa annelik bir bedel değil, toplumsal bir değerdir ve bu değeri korumak, yalnızca kadınların değil, devletin ve tüm toplumun sorumluluğudur. Bu vesileyle buradan çağrıda bulunuyorum. Analık hakları, nüfus politikalarından istihdam stratejilerine kadar birçok alanı doğrudan ilgilendiren stratejik bir politika alanıdır. Çalışma hayatı aile hayatıyla uyumlu hâle getirilmeden, doğum oranlarındaki düşüşü tersine çevirmek mümkün değildir. Doğum izni süreleri uzatılmalı, süt izni uzatılmalı, işedönüş süreçleri desteklenmelidir.”

 

“Sahadan yükselen bu güçlü uyarının takipçisi olacağız”

 

“Kadınlar çalışmak istiyor, kadınlar anne olmak istiyor ama ikisi arasında bir tercih yapmak zorunda kalmak istemiyor” diyen Aydın,  araştırmanın, sahadan yükselen güçlü bir uyarı olduğunu, doğum izni süreleri uzatılmadan, işe dönüş süreçleri desteklenmeden, annelik sürecini merkeze alan bütüncül düzenlemeler hayata geçirilmeden nüfus politikalarında kalıcı bir başarı sağlamanın mümkün olmadığını vurguladı.

 

Aydın, sözlerini “Biz bu uyarının takipçisi olmaya, kadın kamu görevlilerinin sesi olmaya devam edeceğiz” şeklinde tamamladı.

 

Haber Görselleri

MEMUR-SEN
KONFEDERASYONU
EĞİTİMCİLER BİRLİĞİ
SENDİKASI
Zübeyde Hanım Mahallesi Sebze Bahçeleri Caddesi No:86
Altındağ - Ankara / TÜRKİYE
Tel : 0.312 231 23 06 Faks : 0.312 230 65 28
ebs@ebs.org.tr
Copyright © Eğitim Bir Sen