Haber
2026-06-16 22:06:55
EĞİTİMDE KÜRESEL DAYANIŞMANIN YENİ PLATFORMU “İSTANBUL EDUNİON FORUM” BAŞLADI

Sendikamız bünyesinde oluşturduğumuz “İstanbul Edunion Forum” çatısı altında, küresel ölçekteki sendikal iş birliğimizi daha da ileriye taşımak amacıyla yeni bir uluslararası buluşmaya imza attık.

Bu kapsamda “Küresel Belirsizlikler Çağında Eğitim ve Emek: Ortak Sorunlar, Ortak Çözümler” temasıyla düzenlediğimiz Uluslararası Eğitim Sendikaları Forumu - İstanbul (İstanbul EdUnion Forum), Millî Eğitim Bakan Yardımcısı CihadDemirli, İstanbul Valisi Davut Gül, İl Milli Eğitim Müdürü İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür, Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yusuf Alpaydın, Maltepe Kaymakamı Bahri Tiryaki, Eğitim Enternasyonali Temsilcisi DalilaEl-Barhami, Arap Eğitim Örgütü Başkanı Jamal El Houssamı, Arap Öğretmenler Birliği Genel Sekreteri Sadik Rghıouı, 55 ülkeden 67 eğitim sendikası olmak üzere toplam 132sendika temsilcisi, Eğitim-Bir-Sen şube başkanları ve Kadın Komisyonu üyelerininkatılımıyla İstanbul’da başladı.

 

Sahadan ve mücadeleden beslenen tecrübemizi uluslararası emek ve eğitim hareketiyle paylaşmayı bir sorumluluk olarak görüyoruz

 

Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı, Uluslararası Emek Konfederasyonu (ILC) Başkanı Ali Yalçın, açılışta yaptığı konuşmada, Türkiye’nin, son yıllarda eğitimden göçe, insani yardımdan çalışma hayatına kadar birçok alanda önemli tecrübeler geliştirdiğini ifade ederek, “Milyonlarca göçmen çocuğun eğitim sistemine entegrasyonundan öğretmenlik mesleğinin kurumsal güçlendirilmesine kadar elde edilen bu kazanımlar, ülkemizin insan merkezli yaklaşımının somut sonuçlarıdır. Bizler de Türkiye’nin en büyük eğitim sendikası Eğitim-Bir-Sen olarak, sahadan ve mücadeleden beslenen bu tecrübeyi uluslararası emek veeğitim hareketiyle paylaşmayı bir sorumluluk olarak görüyoruz” dedi.

 

 

Bugün karşımızda bir bütün olarak ‘Belirsizlik Çağı’ var

 

Uluslararası sendikal vizyonlarını tecrübe paylaşımında bulunma, iyi örnekleri çoğaltma,küresel adaletsizliklere karşı birlikte güçlü olma, ortak bir dayanışma hattı oluşturma olarak belirlediklerini hatırlatan Yalçın, “2018 yılında 77 ülkeden 175 sendika temsilcisinin katılımıyla gerçekleştirdiğimiz ‘Küreselleşme, Eğitim ve Sendikalar’ sempozyumumuzda,vahşi küreselleşmenin eğitimi ve sendikaları nasıl birer meta hâline getirmeye çalıştığını ortaya koymuştuk. Ardından, dünya, insanlık tarihinin en büyük sarsıntılarından biri olan pandemi ile ekonomik kırılmalarla yüzleşti. Biz o dönemde de, 2022 yılında 52 ülkeden 104 sendika yöneticisiyle bir araya gelerek ‘Krizlerin Gölgesinde Eğitimin ve Emeğin Geleceği’ başlığı altında, krizlerin faturasının işçiye, emekçiye ve öğretmene kesilemeyeceğini haykırdık. Bugün ise karşımızda tekil bir kriz değil, bir bütün olarak ‘Belirsizlik Çağı’ var.Çünkü bugün insanlık ilk kez aynı anda ekonomik kırılganlıkları, iklim krizini, kitlesel göç hareketlerini, yapay zekâ devrimini, jeopolitik çatışmaları ve uluslararası kurumlara duyulan güven krizini birlikte yaşamaktadır. Belirsizlik artık geçici bir dönem değil, küresel gerçekliktir. Bu yeni gerçeklik karşısında eğitim ve emek politikalarının da yeniden düşünülmesi zorunludur” şeklinde konuştu.

 

Filistin’e destek, Eduinon katılımcılarından büyük alkış aldı

 

Belirsizlikler çağında yalnızca ekonomiye ve çalışma hayatına değil, uluslararası hukuk ve adalet mekanizmalarına duyulan güvenin de ağır bir sınavdan geçtiğini kaydeden Yalçın, şöyle devam etti: “Geçen günlerde Cenevre’de gerçekleştirilen Uluslararası Çalışma Örgütü Genel Kurulu’nda yaşananlar bunun önemli bir örneğidir. Filistin’in geçici gözlemci statüsünü bile hazmedemeyen girişimlere karşı, uluslararası emek hareketinin gösterdiği onurlu duruş, küresel emek dayanışmasının önemini bir kez daha göstermiştir. Gördük kibelirsizliklerin arttığı dönemlerde güveni yeniden inşa edecek olan şey güç siyaseti değil, dayanışma, hukuk ve insanlık değerleridir. Orada başlattığımız protestonun salonun tamamında karşılık bulması dolayı mutluluk duydum. Umudumuzu büyütmemiz gerektiği konusunu bir kez daha vurguluyorum. Filistinli arkadaşlarımız da burada. Yalnız değilsiniz” sözleri salondan büyük alkış aldı.

Bu yıl 55 ülkeden gelen 130’u aşkın sendika yöneticisiyle birlikte yeni bir konsepte adım attıklarını, süreklilik arz edecek Edunion Forum’un ilkini gerçekleştirdiklerini dile getiren Yalçın, “İki yılda bir gerçekleştirmeyi planladığımız bu forumun üst başlığını, ‘Küresel Belirsizlikler Çağında Eğitim ve Emek: Ortak Sorunlar, Ortak Çözümler’ olarak belirledik.Bu forum, sadece entelektüel bir egzersiz değildir. Bu buluşma, küresel kapitalizm çarklarında ezilen insanın, emeğin ve onun geleceğini kuracak olan eğitimin merkeze alındığı bir buluşmadır. İki gün boyunca panellerimiz ve çalıştaylarımızla hem fikirlerimizi harmanlayacak hem birbirimizi daha iyi tanıyacak, iletişimimizi güçlendirecek hem de küresel bildiriye dönüştüreceğimiz çıktıları bir yol haritası hâline getireceğiz” diye konuştu.

 

Eğitim sistemleri küresel sermayenin değil, insanlığın ortak vicdanının emrine verilmelidir

 

Ali Yalçın, birinci panelde ‘Krizler Kıskacında Dünya: Eğitim ve Emeğin Yeni Paradigması’nı konuşacaklarını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dünya, yapısal bir kriz sarmalının içinden geçerken, finansal piyasaların istikrarsızlığı, iklim krizleri, jeopolitik gerilimler ve toplumsal çözülmeler artık dönemsel dalgalanmalar olmaktan çıkmış, küresel sistemin asli karakteri hâline gelmiştir. Bu kriz sarmalı en ağır darbeyi iki hayati alana; insanı inşa eden eğitime ve insanı yaşatan emeğe vuruyor. Eski paradigmalar geriye çekilirken, eğitimi sadece piyasaya nitelikli iş gücü yetiştiren birmekanizma, emeği ise üretim maliyetlerinin düşürülmesi gereken birer girdi olarak gören neoliberal ezber, insanlığı uçurumun kenarına getiriyor. Oysa eğitim, bir pazar metaı değil, en temel, devredilemez bir insan hakkıdır. Emek ise istatistiksel bir veri, sürdürülebilir kapitalizmin kaldıracı değil, insanın yeryüzündeki varoluşsal haysiyetidir. Bu panelde ele alacağımız yeni paradigma, insanı merkeze alan bir adalet paradigmasıdır. Eğitim sistemleri küresel sermayenin değil, insanlığın ortak vicdanının emrine verilmelidir. Ekonomik krizlerin faturası emekçinin, öğretmenin maaşından kesilerek, güvencesiz istihdam modelleri yaygınlaştırılarak, toplumlar fakirleştirilerek ödenemez. Krizler karşısında kırılgan olmayan, tam aksine kamusal fonlarla desteklenmiş dirençli eğitim modellerini ve emeğin hukukunu koruyan korumacı sosyal devlet politikalarını acilen inşa etmek mecburiyetindeyiz.”

 

 

Belirsizliği güvene dönüştürecek yegâne formül, küresel dayanışmadır

 

İkinci panelin ‘Belirsizlikten Güvene: Küresel Dayanışma ve Ortak Çözüm Yolları’ olarak belirlendiğini söyleyen Yalçın, belirsizliğin, insanı ve toplumları felç eden, geleceğe dair umutları kurutan psikolojik ve sosyolojik bir tehdit olduğunu vurguladı. Bugün dünyanın kuzeyi ile güneyinin, doğusu ile batısının aynı belirsizlik ikliminin altında olduğunu ifade eden Yalçın, “Ancak bu belirsizlikten, ulus devletlerin kendi içlerine kapanmasıyla ya da egemen güçlerin kendi refah adalarını korumak için duvarlar örmesiyle çıkılamaz. Küresel bir fırtınada hiçbir gemi tek başına güvenli limana ulaşamaz. Belirsizliği güvene dönüştürecek yegâne formül, küresel dayanışmadır. İşte bugün burada, 55 ülkeden gelen siz değerli temsilcilerle oluşturduğumuz bu salon, küresel dayanışmanın somutlaşmış hâlidir. Bizler, farklı dilleri konuşan, farklı coğrafyalardan gelen ancak alın terinin ve adaletin ortak dilindebuluşan emek örgütleriyiz. Sendikalar artık yalnızca ücret ve özlük hakları mücadelesi veren yapılar değildir. Yapay zekâdan iklim krizine, göçten dijital dönüşüme, savaşlardan insani krizlere kadar insanlığın ortak geleceğini ilgilendiren meselelerde söz söyleyen küresel vicdan kurumlarıdır veya öyle olmalıdır. Ortak sorunlarımıza, yerel ve bencil çözümler üretemeyiz. Uluslararası kuruluşların işlevsizleştiği, küresel adaleti sağlaması gereken mekanizmaların egemenlerin oyuncağı olduğu bir dönemde, emeğin örgütlü gücü küresel bir güvence mekanizması olma sorumluluğu taşımaktadır. Bu panelimizde, sendikalar arası deneyim paylaşımlarını, uluslararası lobicilik faaliyetlerini ve mazlum coğrafyalardaki eğitim emekçilerinin haklarını savunacak ortak hukuki ve eylemsel ağları nasıl kuracağımızı hep birlikte konuşacağız” değerlendirmesinde bulundu.

 

Stratejik çalıştaylar, sorun alanları ve eylem planları

 

Paneller ile genel sorunları ve çözüm önerilerini tartıştıktan sonra forumun ikinci aşamasındaaltı çalıştayla güncel meseleleri bir masa etrafında daha derinlemesine inceleyeceklerini kaydeden Yalçın, birinci çalıştayda, ‘Savaş ve Göç Kıskacında Eğitim’i konuşacaklarını söyledi.

 

“Dünya, ikinci paylaşım savaşından bu yana en büyük göç ve mülteci krizine sahne olmaktadır” diyen Yalçın, savaşların, iç çatışmaların ve devletlerin çöküşünün milyonlarca insanı yerinden yurdundan ettiğini vurguladı.

 

Karşımızda duran tehlikenin adı ‘Kayıp Nesiller’dir

 

Bu trajedinin en masum ve en savunmasız kurbanlarının çocuklar olduğunun altını çizen Yalçın, şunları söyledi: “Bugün sınırlarda, mülteci kamplarında ya da sığındıkları ülkelerin gettolarında milyonlarca çocuk, en temel hakları olan eğitimden mahrum bir şekilde hayata tutunmaya çalışmaktadır. Eğitim hakkından mahrum kalan her çocuk, insanlığın geleceğinden koparılan bir halkadır. Karşımızda duran tehlikenin adı ‘Kayıp Nesiller’dir. Eğitimsiz, güvencesiz, travmalarla büyüyen bu nesiller, gelecekte küresel suç şebekelerinin, radikalizmin ve sömürü çarklarının açık hedefi hâline gelecektir. Bu konuda duruşumuz nettir. Savaşın ve göçün coğrafyası, rengi, ırkı olmaz. Türkiye olarak insani bir tavırla, milyonlarca sığınmacıya kapılarımızı açarken, uluslararası toplumun bu yükü sadece birkaç ülkenin omzuna bırakmasını da şaşkınlık ve ibretle izliyoruz. Savaş mağduru çocukların ‘eğitim sistemlerine entegrasyonu’, ‘müfredatların travma sonrasına uygun hâle getirilmesi’, mülteci öğretmenlerin ‘istihdam hakları’ gibi konular bu çalıştayın önemli başlıkları olacak.”

 

 

Yapay zekâ algoritmaları, tüm emek formlarını tehdit ederken, eğitim süreçlerini de mekanikleştirmektedir

 

Ali Yalçın, ikinci çalıştayda ‘Dijital Devrim ve Yapay Zekâ: Eğitimin Ruhu, Emeğin Geleceği’ni tartışacaklarını belirterek, “Teknolojik dönüşüm, insanlık tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı ve belli konularda yıkıcı bir şekilde ilerlemektedir. Yapay zekâ, otomasyon, büyük veri ve dijital platformlar, sadece üretim süreçlerini değil, insan ilişkilerini ve öğrenme metodolojilerini de kökten değiştirmektedir. Ancak bu dijital devrim, beraberinde devasa bir paradoksu da getirmektedir. Bir tarafta bilginin demokratikleşmesiiddiası, diğer tarafta ise milyarlarca insanın istihdam dışı kalma, gelenek ve kültürlerin örselenmesi tehlikesi. Yapay zekâ algoritmaları, beyaz yakalıdan mavi yakalıya kadar tüm emek formlarını tehdit ederken, eğitim süreçlerini de mekanikleştirmektedir. Bizler, teknolojik ilerlemelere karşı değiliz ancak teknolojinin insanı köleleştiren, eğitimciyi değersizleştiren, kültürleri örseleyen bir araca dönüştürülmesine karşıyız. Mesele teknolojiyi durdurmak değil, insanı ve insan onurunu koruyacak şekilde yönetmektir. Yapay zekâ öğretmenin alternatifi değil, yardımcısı olmalıdır. Geleceğin eğitim sistemleri teknolojiyi değil, insanı merkeze alan bir anlayışla şekillenmelidir. Eğitim, sadece bir veri aktarımı değil,ruhsal bir etkileşim, değer aktarımı ve karakter inşasıdır. Hiçbir yapay zekâ, bir öğretmenin öğrencisinin gözündeki ışığı fark edip ona dokunmasının yerini tutamaz. Öğretmenin olmadığı bir eğitim, ruhsuz bir makinedir. Bu çalıştayda, dijital dönüşümün neden olduğu‘dijital uçurumu’ nasıl kapatacağımızı, yapay zekâ çağında öğretmenlik mesleğinin saygınlığını nasıl koruyacağımızı ve teknolojik işsizliğe karşı emek dünyasının öncülük edeceği yasal önlemleri tartışacağız” dedi.

 

Küresel yoksulluk, kapitalist bölüşüm adaletsizliğinin en somut ve utanç verici sonucudur

 

Üçüncü çalıştayda ‘Küresel Yoksulluk ve Açlıkla Mücadelede Eğitimin Rolü’nükonuşacaklarını söyleyen Yalçın, dünyanın bir tarafında lüks ve israf çılgınlığı yaşanırken, diğer tarafında milyonlarca insanın temiz suya, bir lokma ekmeğe ulaşamadığı için hayatını kaybettiğini, küresel yoksulluğun, kapitalist bölüşüm adaletsizliğinin en somut ve en utanç verici sonucu olduğunu dile getirerek, “Yoksulluk, nesiller boyu aktarılan kronik bir hastalığa dönüşmüştür. Bu kısır döngüyü kıracak en güçlü kaldıraç eğitimdir. Nitelikli ve adil bir eğitim, bireylere sadece ekonomik bir gelir kapısı açmaz, aynı zamanda toplumsal hareketliliği sağlar, bireyi sömürüye karşı bilinçlendirir ve kendini inşa etme gücü verir.Ancak bugün, yoksul coğrafyalarda eğitim binaları dahi bulunmamakta, milyonlarca çocuk okula gidememekte, yetersiz beslenme yüzünden çocukların zihinsel gelişimleri sekteye uğramaktadır. Yoksullukla mücadele, sadece yardım paketleriyle çözülecek bir mesele değildir. Sürdürülebilir adil bir kalkınma için eğitimde fırsat eşitliği küresel bir zorunluluktur. Bu çalıştayda, sömürülmüş ve fakirleştirilmiş ülkelerdeki eğitim altyapısının güçlendirilmesi için uluslararası fonların nasıl mobilize edileceğini, mesleki eğitimin yoksulluğu azaltmadaki rolünü ve sendikalar olarak küresel adalet arayışımızı nasıl büyüteceğimizi masaya yatıracağız” diye konuştu.

 

Kadın emeği, küresel ekonomik sistemin en çok sömürülen alanlarından biridir

 

Ali Yalçın, dördüncü çalıştayda ‘Görünmeyen Emekten Hak Edilen Değere: Kadın, Eğitim ve Çalışma Hayatı’nı ele alacaklarını ifade ederek, şöyle konuştu: “Kadın emeği, küresel ekonomik sistemin en çok sömürülen, görmezden gelinen ve baskılanan alanlarından biridir.Ev içi emekten kayıt dışı istihdama, tarım işçiliğinden güvencesiz hizmet sektörüne kadar kadınlar, üretimin paydaşı olmalarına rağmen hak ettikleri değeri ve temsili alamıyorlar. Buna bir de çalışma hayatındaki mobbing, cam tavan sendromu ve ücret adaletsizliği gibi sorunları da eklemek gerekiyor. Eğitim, kadının toplum içindeki konumunu güçlendiren, fırsat eşitliğini sağlayan önemli bir araç, ancak küresel ölçekte hâlâ milyonlarca kız çocuğu ekonomik imkânsızlıklar sebebiyle eğitim hayatının dışına itilmektedir. Eğitim alamayan kadın, çalışma hayatında da sömürünün en ön safına yerleştirilmektedir. Biz, Eğitim-Bir-Sen olarak, kadının çalışma hayatındaki varlığını ve sendikal temsildeki gücünü çok önemsiyoruz. Bu çalıştayda, eğitime erişimin önündeki engellerin kaldırılmasını, İş ve aile hayatı dengesini gözeten yasal düzenlemeleri, eşit işe eşit ücret ilkesinin küresel düzeyde uygulanmasını ve sendikal yönetim mekanizmalarında kadın temsilinin artırılmasına yönelik stratejileri değerlendireceğiz.”

 

Engelli bireylerin eğitimi bir hayırseverlik veya lütuf meselesi değil, evrensel bir insan hakkıdır

 

Beşinci çalıştayın ‘Engelsiz Eğitim ve İstihdam: Kapsayıcı Bir Dünya İnşası’ başlığında olacağını belirten Yalçın, bir toplumun gelişmişlik ve medeniyet düzeyinin, en kırılgan ve özel politika gerektiren gruplarına sunduğu imkânlarla ölçüldüğünü kaydetti.

 

Engelli bireylerin, dünya nüfusunun azımsanmayacak bir kısmını oluşturmasına rağmen, eğitim ve istihdam süreçlerinde yapısal ve zihinsel bariyerlerle karşılaşmaya devam ettiklerine işaret eden Yalçın, “Fiziki çevre şartlarının yetersizliğinden müfredatlarınuyumsuzluğuna, ön yargılardan fırsat eşitsizliğine kadar engelli bireyler adeta hayatın dışına itilmektedir. Oysa adil bir dünya, ancak ve ancak kapsayıcı olduğunda mümkündür. Eğitim sistemleri de istihdam piyasası da her bir bireyin özel ihtiyaçlarına göre esnetilmeli ve erişilebilir kılınmalıdır. Engelli bireylerin eğitimi bir hayırseverlik veya lütuf meselesi değil, evrensel bir insan hakkıdır. İstihdamda ise kotaların, doldurulması gereken sembolik rakamlar olmaktan çıkarılması, engelli bireylerin yeteneklerine uygun iş alanlarının üretildiği bir mekanizmaya dönüştürülmesi gerekmektedir. Bu çalıştayda, kapsayıcı eğitim modellerini, dijital teknolojilerin engelsiz eğitime entegrasyonunu ve engelli bireylerin insana yakışır işlerde istihdam edilmesini güvence altına alacak sendikal politikaları geliştirmenin yollarını arayacağız” şeklinde konuştu.

 

Güvencesizlik, eğitim kalitesini düşürdüğü gibi mesleki saygınlığı da zedelemektedir

 

Altıncı çalıştayın ise ‘Eğitimde Güvencesiz İstihdam, Mesleki Standartlar ve Sendikal Hakların Korunması’ üzerine olacağını dile getiren Yalçın, “Neoliberal politikalar, eğitimsektörünü de bir şirket gibi yönetme eğilimindedir. Bu eğilimin en zehirli sonucu ise güvencesiz istihdam modelleridir. Güvencesizlik, eğitim kalitesini düşürdüğü gibi mesleki saygınlığı da zedelemektedir. Güvencesizlik, sadece ekonomik bir yoksunluk değil, aynı zamanda öğretmenin geleceğini planlayamaması, sendikal örgütlenmeden korkması ve baskı altına alınması demektir. Öğretmenlik, uluslararası standartlara sahip, mesleki güvencesi yasalarla korunan stratejik bir kariyer meslektir. Türkiye’de bu konuda önemli bir adım atıldı.Dünyanın tamamında öğretmenliğin kariyer meslek olarak konumlandırılmasına, mesleki gelişim ve motivasyon süreçleriyle yetkinliğinin artırılmasına, yetkisinin yükseltilmesine ihtiyaç var. Eğitim-Bir-Sen olarak Türkiye’de Öğretmenlik Mesleği Kanunu için nasıl büyükbir mücadele verdiysek, bugün de dünya genelinde tüm eğitim çalışanlarının güvenceliistihdama kavuşmasını arzuluyoruz. İster akademisyen, ister öğretmen isterse de idari personel olsun eğitim çalışanlarının toplumsal fonksiyonu dikkate alınmak zorundadır. Bu çalıştayda, güvencesiz istihdam biçimlerine karşı küresel ölçekte nasıl bir hukuki ve eylemsel hat kuracağımızı, mesleki standartların yükseltilmesini ve sendikal örgütlenme özgürlüğünün önündeki barikatları nasıl yıkacağımızı tartışacağız” açıklamasında bulundu.

 

 

Ortak sorunlarımıza ortak çözümleri yine bizler üreteceğiz

 

Ali Yalçın, zikrettiği her panel konusunun, her çalıştay başlığının aslında dünyanın farklı bircoğrafyasından yükselen bir çığlığın, bir arayışın adı olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı: “Afrika’da açlıkla mücadele eden bir çocuğun kaderi ile Avrupa’da yapay zekâ yüzünden işini kaybetme korkusu yaşayan bir yazılımcının kaderi; Asya’da göç yollarında kaybolan bir nesil ile Orta Doğu’da güvencesiz çalıştığı için sesini çıkaramayan bir öğretmenin kaderi birbirine bağlıdır. Bizler, bu sempozyumun sonunda sadece teorik bildiriler yayınlayıp evlerimize dönecek bir konformist yaklaşımdan uzağız. Biz buraya, iki günün sonunda altına hep birlikte imza atacağımız, küresel emek hareketine yön verecek ve uluslararası kuruluşların önüne koyacağımız güçlü bir ‘İstanbul Deklarasyonu’ inşa etmeye geldik. Bu deklarasyonun temelinde, eğitim hakkının evrensel güvence altına alınması, eğitim çalışanının güvenceli çalışma şartlarının sağlanması, yapay zekâ çağında insan merkezli dönüşüm, savaş mağduru çocukların eğitime erişimi ve küresel sendikal dayanışmanın güçlendirilmesi gibi ortak hedefler yer alacaktır. Bu deklarasyon, egemenlerin yazdığı senaryolara karşı, emeğin kendi kaderini kendi elleriyle yazma iradesi olacaktır. Buradan, bu salondan çıkacak ortak akıl, bakanlıklarımızın yürüteceği uluslararası politikalara, devletlerin eğitim reformlarına ve küresel sendikal ağlarına rehberlik edecektir.

 

Sözlerime son verirken, dünyanın dört bir yanından, uzak mesafeleri yakın ederek bu salona ruh ve güç veren 55 ülkeden gelen 132 kıymetli eğitim sendikası liderine, programımızı onurlandıran birbirinden kıymetli misafirlerimize, şube başkanlarımıza, tüm katılımcılara ayrı ayrı teşekkür ediyorum.İnsanlık tarihinin her büyük kırılma döneminde yeni umutlar, yeni fikirler ve yeni dayanışmalar doğmuştur. Bugün İstanbul’da bir araya gelen bizler de yalnızca mevcut sorunları konuşmak için değil, geleceği birlikte inşa etmek için buradayız. Belirsizlikler çağında yaşıyor olabiliriz ancak örgütlü emek, nitelikli eğitim ve güçlü dayanışma bir araya geldiğinde hiçbir kriz insanlığın umudundan daha büyük değildir. Unutmayalım ki belirsizlikler ve yıkıcı riskler ne kadar büyük olursa olsun, dayanışmamız ve adalet inancımız daha büyüktür. Ortak sorunlarımıza ortak çözümleri yine bizler üreteceğiz. Yaşasın küresel dayanışmamız, yaşasın emeğin ve eğitimin soylu mücadelesi.”

 

 

Demirli: Bugün karşı karşıya bulunduğumuz meydan okumalar, ülkelerin tek başına çözebileceği meseleler olmaktan çıkmıştır

 

Millî Eğitim Bakan Yardımcısı Cihad Demirli, insanlığın, tarihinin kritik kavşaklarından birinden geçtiğine işaret ederek, yapay zekâ teknolojilerinin hızla geliştiği, dijital dönüşümün hayatın her alanını topyekûn şekillendirdiği, bilgi üretim ve dolaşımının benzeri görülmemiş bir hız kazandığı bir döneme tanıklık ettiklerini, bununla birlikte savaşların, göç hareketlerinin, iklim krizlerinin ve ekonomik belirsizliklerin de küresel ölçekte bütün toplumları etkilemeye devam ettiğini söyledi. Bu yıl forumun “Küresel Belirsizlikler Çağında Eğitim ve Emek: Ortak Sorunlar, Ortak Çözümler” temasıyla gerçekleştirilmesinin son derece anlamlı olduğunun altını çizen Demirli, “Bugün karşı karşıya bulunduğumuz meydan okumalar, ülkelerin tek başına çözebileceği meseleler olmaktan çıkmıştır. Bu tablo ortak aklı, tecrübe paylaşımını ve uluslararası dayanışmayı daha da önemli hâle getirmiştir. Böylesi dönemler, eğitimin anlamını yeniden düşünmeyi zorunlu kılar. Bugün eğitim sistemlerinin önündeki temel soru şudur: Nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz? Bakanlık olarak yürüttüğümüz bütün çalışmaları, bu soruya verdiğimiz güçlü cevaplarla şekillendiriyoruz. Malumunuzdur ki bir eğitim sisteminin niteliğini konuşabilmek için öncelikle muhkem bir altyapı ve kapasite zemini oluşturmak gerekir. Türkiye, son yirmi üç yılda eğitim alanında yaptığı devasa yatırımlarla bu zemini önemli ölçüde tahkim etmiştir” dedi.

 

“Söz varlıklarını zenginleştirerek düşüncelerini güçlü bir şekilde ifade edebilmelerini stratejik bir öncelik olarak görüyoruz”

 

Becerinin, istikametle birleştiğinde değer ürettiğini, bilginin, sorumlulukla buluştuğunda içtimai faydaya dönüştüğünü dile getiren Demirli, “Hâliyle bizler de evlatlarımızın akademik gelişiminden zihinsel olgunlaşmasına, sosyal farkındalığından ahlaki gelişimine kadar her alanı, bu bütüncül tasavvura göre şekillendiriyoruz.Bahsettiğimiz bu çok boyutlu gelişimin, zihinsel olgunlaşmanın ve kendimizi ifade edebilmenin yegâne anahtarı dildir. Mefhum dünyası zayıflayan toplumların muhakeme kapasitesi de zayıflar, düşünce ufku daralır. Bunun içindir ki öğrencilerimizin dil becerilerini geliştirmeyi, söz varlıklarını zenginleştirerek düşüncelerini güçlü bir şekilde ifade edebilmelerini stratejik bir öncelik olarak görüyoruz. Tüm bu felsefi ve yapısal dönüşümün asli taşıyıcı unsuru öğretmendir. Teknolojik gelişimin eğitim süreçlerini yeniden şekillendirdiği bir dönemde de bu hakikat geçerliliğini korumaktadır. Bakanlık olarak eğitim süreçlerinde yapay zekâyı önemli bir öğrenme ortağı olarak görsek de merkezi rolün öğretmene ait olduğunu açıkça ifade ediyoruz. Eğitimin tabiatı gereği rehberlik eden, değer aktaran, öğrenme ortamını şekillendiren ve öğrencinin gelişimini bütün boyutlarıyla takip eden güç yine öğretmenlerimizdir. Bu doğrultuda, öğretmenlerimizin mesleki gelişimini eğitim politikalarımızın merkezinde konumlandırıyoruz. Millî Eğitim Akademisi ile öğretmen yetiştirme ve geliştirme süreçlerinde yeni bir dönemi başlatırken, Öğretmenlik Mesleği Kanunu ile öğretmenliği hak ettiği değerle kuşatılmış özel bir ihtisas mesleği olarak tescilliyoruz; liyakat, sürekli gelişim ve yasal güvence esasıyla maarif kadromuzun şahsiyetini ve itibarını pekiştiriyoruz. Mesleğe hazırlık ve meslek içi gelişim süreçlerini birbirini tamamlayan bütüncül bir yapı içerisinde ele alıyor; meslektaşlarımızın alan bilgilerini, pedagojik yetkinliklerini, dijital yeterliklerini ve yapay zekâ çağının gerektirdiği yeni becerileri sürekli geliştirmeyi hedefliyoruz. Gayemiz teknolojiyi öğrenmeyi derinleştiren, fırsat eşitliğine hizmet eden ve öğrencilerin gelişimini destekleyen bir imkâna dönüştürebilmektir” değerlendirmesinde bulundu.

Yapay zekâ teknolojilerinin eğitim üzerindeki etkilerini de yakından takip ettiklerini kaydeden Demirli, bu alanda denetimsiz bir risk ortamı yerine, sorumlu özgürlüğü ve etik ilkelerle çerçevelenmiş bir yaklaşımı esas aldıklarını, bu doğrultuda yayımladıkları Eğitimde Yapay Zekâ Politika Belgesi ve Eylem Planı ile yapay zekâ teknolojilerinin eğitim süreçlerinde güvenli, bilinçli ve pedagojik ilkeler çerçevesinde kullanılmasına yönelik kapsamlı bir yol haritası ortaya koyduklarını söyledi.

Küresel ölçekte yaşanan dönüşümlerin, çalışma hayatını ve üretim süreçlerini de yeniden şekillendirdiğini ifade eden Demirli, şöyle konuştu: “Bizler de bu gerçeğin farkında olarak mesleki ve teknik eğitim alanında yürüttüğümüz çalışmaları; beceri, üretim, istihdam ve teknoloji ekseninde bütüncül bir yaklaşımla ele alıyoruz. Mesleki ve Teknik Eğitim Politika Belgesi ile mesleki eğitimin yapısını güncel ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden değerlendiriyor; sektör temsilcileriyle kurduğumuz iş birlikleri sayesinde öğrencilerimizin uygulamalı öğrenme imkânlarını ve iş başında beceri geliştirme süreçlerini güçlendiriyoruz. Zanaat Atölyeleri (Beceri Geliştirme Programı) ile öğrencilerimizin erken yaşlardan itibaren (7. sınıftan itibaren) temel mesleki becerilerle tanışmalarını, ilgi ve yeteneklerini keşfetmelerini ve kariyer seçenekleri konusunda daha bilinçli tercihler yapabilmelerini destekliyoruz.”

Yapay zekâ, otomasyon ve dijital teknolojilerin dönüştürdüğü yeni ekonomik düzende; teknik bilgiye sahip, değişime uyum gösterebilen, problem çözebilen ve üretim süreçlerine değer katabilen insan kaynağı yetiştirmeyi hayati bir vazife addettiklerini kaydeden Demirli, “Amacımız, gençlerimizi bugünün meslekleriyle birlikte, tahavvülün hız kesmeden devam edeceği geleceğin dünyasına da hazırlayabilmektir. Mesleklerin sürekli yeniden şekillendiği bir dönemde, kalıcılığını koruyan unsur öğrenme kabiliyetidir. Bizim maarif tasavvuru ve gelecek vizyonumuz, teknolojik ve ekonomik kalkınmayla sınırlı değildir. Bizim için kalkınma, adalet sağlandığı müddetçe değerlidir. Hedefimiz teknolojiyi ve üretimi yönetirken tek bir evladımızı dahi sistemin dışında bırakmayan, her öğrencinin kendi potansiyelini gerçekleştirebildiği kapsayıcı bir eğitim iklimi oluşturmaktır. Bu amaçla özel eğitim ve rehberlik hizmetleri çatısı altında çok boyutlu çalışmalar yürütüyoruz” ifadelerini kullandı.

 

 

“İnsanlığın karşı karşıya bulunduğu küresel sorunların çözümü de nihayetinde eğitimden geçmektedir”

 

“Yapay zekâ teknolojilerinin hızla geliştiği, mesleklerin dönüşüme uğradığı ve bilgi üretiminin olağanüstü bir seviyeye ulaştığı bir dönemde, geleceği belirleyecek olan unsur teknolojiye sahip olmak değildir” diyen Demirli, sözlerini şöyle tamamladı: “Asıl odağımız, teknolojiyi hangi değerlerle yönlendireceğimizdir. Şunu hiçbir zaman gözden kaçırmamalıyız: Yapay zekâ veri üretebilir ancak vicdan üretemez. Algoritmalar karar süreçlerini destekleyebilir ancak adalet duygusunu inşa edemez. Dijital sistemler bilgiyi işleyebilir ancak insani mesuliyetin yerini alamaz. Dolayısıyla eğitimin asli vazifesi sabittir ancak bu vazifeyi yerine getirirken kullandığımız araçlar, yöntemler ve öğrenme ortamları çağın şartlarına göre sürekli dönüşmektedir. Eğitim; bilgiyi anlamla, beceriyi değerle, teknolojiyi insanlık idealiyle buluşturma mesuliyetidir. Bakanlık olarak son yıllarda eğitim alanında hayata geçirdiğimiz ve burada ancak bir kısmına temas edebildiğim bütün çalışmalarımızın merkezinde de bu anlayış yer almaktadır. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nden öğretmen yetiştirme politikalarımıza, dil ve düşünce çalışmalarımızdan eğitim teknolojilerine, mesleki eğitimden özel eğitim ve rehberlik hizmetleri çalışmalarımıza kadar attığımız her adım, yetkin ve erdemli insan yetiştirme mefkûresi etrafında şekillenmektedir. İnanıyoruz ki insanlığın karşı karşıya bulunduğu küresel sorunların çözümü de nihayetinde eğitimden geçmektedir. Barışı kalıcı kılacak olan da, adaleti güçlendirecek olan da, teknolojiyi insanlığın ortak yararına kullanacak olan da iyi yetişmiş insanlardır.”

 

 

Alpaydın: Böylesine kapsamlı bir toplantıyı düzenleyebilmek, dünyada çok az sayıda eğitim sendikasına nasip olabilecek bir başarıdır”

 

Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yusuf Alpaydın, farklı kıtalardan, farklı kültürlerden ve farklı eğitim tecrübelerinden gelen eğitim paydaşlarıyla bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk ve memnuniyet duyduğunu ifade ederek, “İçinde bulunduğumuz dönem, eğitimin yalnızca okul ve müfredat meselesi olmadığını, aynı zamanda barışın, dayanışmanın, toplumsal bütünleşmenin, ekonomik kalkınmanın ve insanlığın ortak geleceğinin temel belirleyicilerinden biri olduğunu bize bir kez daha göstermektedir. Savaşlar, göç hareketleri, yapay zekâ devrimi, derinleşen eşitsizlikler ve çalışma hayatındaki dönüşümler eğitim sistemlerini doğrudan etkilemekte, eğitim politikalarının küresel ölçekte yeniden düşünülmesini gerekli kılmaktadır. Bu forumun ele aldığı temalar da tam olarak bu ihtiyaca karşılık gelmektedir” şeklinde konuştu.

 

Bu noktada eğitim sendikacılığının rolünün ayrıca önem kazandığına dikkat çeken Alpaydın, “Eğitim sendikaları yalnızca çalışanların özlük haklarını savunan yapılar değildir. Aynı zamanda eğitimin niteliği, öğretmenlik mesleğinin itibarı, eğitimde fırsat eşitliği, sosyal adalet ve insanlığın ortak değerleri için söz üreten sivil yapılardır. Güçlü eğitim sistemleri ile güçlü öğretmen toplulukları arasındaki ilişkinin en önemli taşıyıcılarından biri de sorumlu ve vizyoner eğitim sendikacılığıdır. Bu vesileyle Eğitim-Bir-Sen’i özellikle tebrik etmek isterim. Bu ölçekte bir organizasyonu hayata geçirmek ve böylesine kapsamlı bir toplantıyı düzenleyebilmek, gerçekten dünyada çok az sayıda eğitim sendikasına nasip olabilecek bir başarıdır."

 

 

Gül: Çocuklarımızın ve gençlerimizin hayatına dokunan her alanda yatırım yapıyoruz

 

İstanbul Valisi Davut Gül, sadece eğitmenin yeterli olmadığını, eğitimin içerisine merhamet katmak, vicdan katmak ve insanlığa hayırlı işler yapmayı teşvik etmek gerektiğini belirterek, bunun da eğitimcilerin omuzlarındaki en büyük yüklerden biri olduğunu kaydetti.

 

İstanbul’da bu meselelerin konuşulmasının kendilerini fazlasıyla mutlu ettiğini vurgulayan Gül, “Sayın Ali Yalçın, Öğretmenlik Mesleği Kanunu hazırlanırken diğer ülkelerin tecrübelerinden yararlanıldığını ve sizlerin bilgilerinden istifade edildiğini ifade etti. Evet, burada hem ülkemizden hem de farklı ülkelerden eğitim liderleri kendi iyi uygulamalarını anlatacaklar. Bunun neticesinde ortaya çıkacak bilgilerin, eğitimle ilgili en çok söz söylemesi gereken kesim olan eğitimciler ve eğitim emekçileri tarafından değerlendirilerek politika yapıcılara önemli ölçüde yol göstereceğine inanıyorum” dedi.

 

Türkiye’nin eğitim geçmişine bakıldığında, özellikle son yıllarda olumlu gelişmelerinyaşandığını gördüklerini söyleyerek, “Sayın Cumhurbaşkanımız döneminde eğitime ayrılan bütçe, bakanlıklar arasında birinci sıraya yükseldi. Artık okulları yalnızca dersliklerden ibaret görmüyoruz. Sosyal donatıları, kütüphaneleri, spor salonları ve özetle çocuklarımızın ve gençlerimizin hayatına dokunan her alanda yatırım yapıyoruz. Daha da önemlisi, bir zamanlar kıyafeti olmadığı için okula gidemeyen çocukların bulunduğu bir dönemden; kıyafetin, eğitim alan ya da eğitim veren hiç kimse için sorun olmadığı bir döneme geldik. Sadece İstanbul’da yaklaşık 1 milyon üniversite öğrencisi bulunuyor ve bunlardan barınma talep eden herkes, Kredi ve Yurtlar Kurumu yurtlarına yerleştirilebiliyor” şeklinde konuştu.

 

Eğitimin, tıpkı iklim gibi küresel bir mesele olduğunu belirten Gül, şunları söyledi: “İyilikler de kötülükler de birbirini etkiler. Aslında savaşlara, göçe, çeşitli problemlere ve bilginin kötü kullanılmasına baktığımızda bunu daha iyi görüyoruz. Sadece eğitmek yetmiyor; eğitimin içerisine merhamet katmak, vicdan katmak ve insanlığa hayırlı işler yapmayı teşvik etmek gerekiyor. Bu da eğitimcilerin omuzlarındaki en büyük yüklerden biridir.”

 

 

Barhami: Çatışmaların, zorunlu göçlerin, ekonomik istikrarsızlıkların, iklim krizinin ve hızla gelişen teknolojik dönüşümlerin damga vurduğu derin bir küresel belirsizlik döneminde bir araya geliyoruz

 

Eğitim Enternasyonali Temsilcisi Dalila El Barhami, sözlerine “Bugün sizlerle birlikteolmaktan büyük bir onur duyuyorum. Dünyanın dört bir yanındaki öğretmenleri veeğitim emekçilerini temsil eden küresel federasyon Eğitim Enternasyonali’nin 32 milyonüyesinin selamlarını ve dayanışma mesajlarını getirdim” diyerek başladı.

“Küresel Belirsizlikler Çağında Eğitim ve Emek: Ortak Sorunlar, Ortak Çözümler” temasınınson derece güncel ve önemli olduğunu vurgulayan Barhami, “Çatışmaların, zorunlu göçlerin, ekonomik istikrarsızlıkların, iklim krizinin ve hızla gelişen teknolojik dönüşümlerin damgavurduğu derin bir küresel belirsizlik döneminde bir araya geliyoruz. Birbiriyle iç içe geçmişbu krizler soyut olgular değildir; eğitim sistemlerini, iş gücü piyasalarını ve dünyanın dört biryanında eğitimcilerin ve öğrencilerin günlük yaşamlarını dönüştürmektedir. Bu bağlamda, ‘ortak sorunlar ve ortak çözümler’ teması son derece güçlü bir anlam taşımaktadır. Bu temabize, bağlamlar farklılık gösterse de karşı karşıya olduğumuz temel meselelerin ortakolduğunu hatırlatmaktadır: Yetersiz finanse edilen eğitim sistemleri, artan eşitsizlikler, öğretmenlik mesleği üzerindeki baskılar ve çalışma hayatının hızla yeniden şekillenmesi. Dolayısıyla cevaplarımızın da ortak olması gerekmektedir; dayanışmaya, sosyal diyaloğa vekamusal eğitim ile çalışan haklarına güçlü bir bağlılığa dayanan cevaplar” ifadelerini kullandı.

 

“Türkiye eğitim alanının önemli aktörlerinden biri olan Eğitim-Bir-Sen gibi kuruluşlar, öğretmenlerin sesinin beceri ve eğitim politikalarının şekillendirilmesinde duyulmasını sağlama konusunda önemli bir sorumluluk taşımaktadır”

 

Yakın zamanda Türkiye’de gerçekleştirilen OECD Beceriler Zirvesi’nin hayat boyu öğrenme, geleceğin becerileri ve eğitim ile iş gücü piyasaları arasındaki bağlarıngüçlendirilmesine yönelik küresel eğilimi bir kez daha teyit ettiğini kaydeden Barhami, şöyle devam etti: “Bu tartışmalar önemlidir. Ancak Eğitim Enternasyonali açısındanaçık bir şekilde ifade etmeliyiz ki beceriler yalnızca istihdam edilebilirlik perspektifineindirgenemez. Eğitim bir kamu yararıdır, temel bir insan hakkıdır ve demokratiktoplumların temel taşlarından biridir. Zirve, bireylerin hayatları boyunca yeni becerileredinmelerinin ve mevcut becerilerini geliştirmelerinin gerekliliğini, ayrıca eğitimsistemlerinin hızlı teknolojik ve toplumsal değişimlere cevap verecek şekilde modernize edilmesinin önemini ortaya koymuştur. Aynı zamanda sendikalar, bu reformların ancaksosyal diyalog, toplu pazarlık ve güçlü kamu eğitim sistemleri temelinde şekillendiğindeadil ve etkili olabileceğini vurgulamıştır. Bu noktada eğitim sendikalarının rolü hayatiönemdedir. Türkiye eğitim alanının önemli aktörlerinden biri olan Eğitim-Bir-Sen gibikuruluşlar, öğretmenlerin sesinin beceri ve eğitim politikalarının şekillendirilmesinde duyulmasını sağlama konusunda önemli bir sorumluluk taşımaktadır. Bu, öğretmenlikmesleğini savunmak, nitelikli kamusal eğitimi desteklemek ve öğretmenlerinreformların yalnızca uygulayıcıları değil, aynı zamanda tasarım süreçlerinin aktifortakları olmalarını sağlamak anlamına gelmektedir. Öte yandan yapay zekânın ve hızlıdönüşümlerin yaşandığı bu çağda temel bir ilkeyi yeniden teyit etmeliyiz. Eğitim, her şeyden önce insani bir süreçtir. Eğitim, öğretmenler ile öğrenciler arasındaki güvene, empatiye ve özen duygusuna dayanan ilişki üzerine inşa edilir. Bu, Eğitim Enternasyonali’nin insan merkezli eğitim vizyonunun özüdür. Teknoloji öğrenmeyidestekleyebilir, ancak öğretmenlerin pedagojik, sosyal ve duygusal rollerinin yerinialamaz. Bunun göz ardı edilmesi, eğitimi yalnızca teknik bir faaliyet haline getirme veeşitsizlikleri derinleştirme riski taşımaktadır. Bu nedenle Eğitim Enternasyonali olarak, her türlü beceri politikasının öğretmenlere yatırım yapması, kamusal eğitimigüçlendirmesi ve herkes için kapsayıcılığı ve eşitliği güvence altına alması gerektiğinisavunuyoruz.”

 

 

“Dayanışma olmadan ortak çözüm olmaz, eğitim olmadan çalışma hayatının geleceği olmaz ve öğretmenler olmadan dönüşüm gerçekleşemez”

 

Dalila El Barhami, beceri politikalarının sorumluluğu bireylerin omuzlarına yüklememesiveya özelleştirmenin önünü açmaması gerektiğini dile getirerek, şunları söyledi: “Bu politikalar eğitimciler ve onların sendikalarıyla birlikte şekillendirilmeli; dijital, yeşil veyademografik hiçbir dönüşümün çalışan hakları ve eğitim adaleti pahasına gerçekleştirilmesineizin verilmemelidir. Açıkça ifade etmek gerekir ki öğretmenler olmadan etkili bir beceristratejisi olmaz, kamusal yatırım olmadan hayat boyu öğrenme mümkün değildir ve güçlüeğitim sendikaları olmadan adil bir dönüşüm gerçekleştirilemez. Bu durum hem Türkiye hem de dünya için geçerlidir. İşte bu nedenle bugün burada gerçekleştirdiğimiz tartışmalar veEğitim-Bir-Sen gibi kuruluşların üstlendiği rol büyük önem taşımaktadır. Çünkü ortakçözümler inşa etmek yalnızca politika diyaloğunu değil, aynı zamanda dayanışmayı, ortaköğrenmeyi ve kamusal eğitim ile insana yakışır işin temelini oluşturan değerlere güçlü birbağlılığı gerektirir. Bu gerçekleri kabul etmenin ötesinde, küresel eğitim sendikacılığı hareketiolarak görevimiz harekete geçmektir. Filistin’de Eğitim Enternasyonali ve üye kuruluşlarımız, son derece zor koşullar altında öğretmenleri desteklemek ve eğitim hakkını savunmakamacıyla eğitim sendikalarıyla yakın dayanışma içinde çalışmaktadır. Bu çalışmalar, eğitiminkorunması için uluslararası düzeyde savunuculuk yapılmasını, öğretmenlerin görevlerinisürdürebilmeleri için destek seferber edilmesini ve insana yakışır ücretler, sosyal koruma vegüvenli çalışma ortamları da dâhil olmak üzere haklarının savunulmasını kapsamaktadır. Aynızamanda onların seslerinin küresel platformlarda duyurulmasını ve yaşadıkları gerçekliklerinuluslararası eğitim tartışmalarına ve politika süreçlerine yön vermesini sağlamaktadır. Bu dayanışma sembolik değildir; eğitimin temel bir hak olduğuna ve özellikle kriz dönemlerindehiçbir öğretmenin ve hiçbir öğrencinin geride bırakılmaması gerektiğine olan ortakinancımızın somut bir ifadesidir. Bu tartışmaları sürdürürken şunu unutmamalıyız ki eğitiminve emeğin geleceği yalnızca politikalarla değil, savunmayı seçtiğimiz değerlerleşekillenecektir. Küresel belirsizlikler çağında cevabımız net olmalıdır: Parçalanma yerinedayanışmayı, özelleştirme yerine kamusal eğitimi ve dışlama yerine diyaloğu tercihediyoruz.”

 

Türkiye’den Filistin’e ve dünyanın dört bir yanına kadar her gün eğitim veren, destekolan ve en zor şartlarda dahi toplumları ayakta tutan öğretmenlerle birlikte durmayıseçtiklerinin altını çizen Barhami, “Bu sempozyum yalnızca fikir alışverişi yapılan bir platform değil, daha güçlü eğitim sistemlerine, öğretmenlik mesleğinin onuruna veherkes için kaliteli eğitim hakkına yönelik ortak taahhütlerin ortaya konduğu bir alanolsun. Çünkü nihayetinde dayanışma olmadan ortak çözüm olmaz, eğitim olmadançalışma hayatının geleceği olmaz ve öğretmenler olmadan dönüşüm gerçekleşemez. Son olarak, bu yarışmanın kazananlarını kutlamadan önce tüm öğretmenleri kutlamak içinbir an duralım. Çünkü eğitimde yaratıcılık istisnai bir durum değil, öğretmenlerin her gün uyguladığı bir pratiktir. Bir ders, bir hikâye, bir fotoğraf ya da kısa film aracılığıylaöğretmenler çoğu zaman zorlu koşullar altında, ilham vermenin, bağ kurmanın veöğrenmeye anlam kazandırmanın yeni yollarını sürekli olarak üretmektedir. Onlarınyaratıcılığı yalnızca sanatsal değildir; pedagojik, toplumsal ve son derece insani birnitelik taşımaktadır. Bu yaratıcılık sayesinde her öğrenciye ulaşabilmekte, değişenkoşullara uyum sağlayabilmekte ve belirsizlik dönemlerinde dahi eğitimi canlıtutabilmektedirler. Bugün bu seçkin eserleri takdir ederken, aynı zamanda öğretmenlikmesleğinin tamamının yaratıcılığını da takdir ediyoruz; adanmışlık, direnç ve özenüzerine kurulu bir yaratıcılığı. Eğitim Enternasyonali’nin savunduğu eğitim anlayışı tam da budur: Öğretmenlerin yalnızca bilgi aktaran kişiler değil, zihinleri şekillendiren, ilişkiler kuran ve geleceği inşa eden aktörler olduğu bir eğitim vizyonu” diye konuştu.

MEMUR-SEN
KONFEDERASYONU
EĞİTİMCİLER BİRLİĞİ
SENDİKASI
Zübeyde Hanım Mahallesi Sebze Bahçeleri Caddesi No:86
Altındağ - Ankara / TÜRKİYE
Tel : 0.312 231 23 06 Faks : 0.312 230 65 28
ebs@ebs.org.tr
Copyright © Eğitim Bir Sen