'Yunanistan ve Avrupa Birliği'nin Mültecilerin Sınır Geçişlerindeki Hak İhlalleri' raporu


2527 | 13.03.2020
| |

Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Türkiye’nin farklı zaman aralıklarında sosyal, ekonomik ve politik sebeplere bağlı olarak uluslararası göçün merkezlerinden biri olduğunu belirterek, 2011 yılından sonra ise Suriye’de yaşanan çatışma ve kaosun neden olduğu kitlesel göçün ekonomik ve sosyal sorumluluğunun sadece Türkiye tarafından üstlenildiğini söyledi.

Konfederasyonumuz Memur-Sen, Dr. Murat Yılmaz, Dr. Nergis Dama ve Dr. Arda Akçiçek koordinatörlüğünde, “Yunanistan ve Avrupa Birliği’nin Mültecilerin Sınır Geçişlerindeki Hak İhlalleri” başlıklı bir rapor hazırladı. Akademisyenlerin bölgedeki gelişmeleri yerinden takip ederek ve göçmenlerle mülakatlar gerçekleştirerek hazırladıkları raporu Genel Başkan Ali Yalçın kamuoyuyla paylaştı.



 

AB göç hareketliliğini Türkiye’ye hapsederek çözmeyi umuyor

Türkiye’de göç politikalarının merkezinde insani yaklaşımın olduğunu ve önceliğin insan onuruna yaraşır bir yaşama verildiğini ifade eden Yalçın, AB ülkelerinin ise bu noktada tam tersi bir tutum benimsediklerinin altını çizdi. Yalçın, Suriye’deki insani drama karşı AB’nin geliştirdiği politikayı da eleştirerek, “Suriye’deki insani dram karşısındaki pozisyonun göç hareketliliğini yalnızca Türkiye’ye hapsederek çözüm geliştiren AB ülkeleri göçmenlerin ekonomik ve sosyal maliyetin artması sonrasında Türkiye’nin aldığı sınır kapısını açma kararı karşısında insani değerlerle bağdaşmayan şiddeti araç olarak kullanan çözümlere başvurmuşlardır” dedi.



 

Göç politikalarında Türkiye kriterlerinin konuşulacağı bir dönemin başlangıcındayız

Çalışmanın içeriğiyle ilgili bilgi veren Yalçın, şöyle devam etti: “Bu çalışmada, Avrupa’ya geçme hakkı olan göçmenlerin Edirne’de Pazarkule ve İpsala sınırı kapılarında karşılaştıkları deneyimler araştırılmış, göçmenlere yönelik davranışın Türkiye ve AB açısından nasıl farklılaştığı göçmen tecrübelerine göre betimlenmiştir. Suriye’deki insani krizin çözümüne odaklanmak yerine, AB ülkelerinin sınırlarını koruma telaşı, Türkiye ve AB ülkelerinin göçmenlere yönelik yaklaşımındaki başlıca farkı oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra, Türkiye’nin göç politikasını insan onurunu ve insan haklarını merkeze alarak uygulaması, göç politikalarında Türkiye kriterlerinin konuşulacağı bir dönemin başlangıcıdır.”

Araştırmaların 6 Mart 2020-8 Mart 2020 tarihlerinde Edirne il merkezi, Pazarkule ve İpsala sınır kapıları bölgeleri ve Yunanistan-Türkiye sınırında bulunan Yenikarpuzlu, Sarıcaali, Doygar ve Elçili köylerinde yürütüldüğünü dile getiren Yalçın, bire bir görüşmelerle 66’sı erkek, 14’ü kadın olmak üzere 90 katılımcıyla da mülakat gerçekleştirildiğini kaydetti. Raporda, Türkiye ve AB’nin göçmen politikalarındaki farkına da atıfta bulunulduğunu ifade eden Yalçın, göçmenlerin Türkiye’de ekonomik ve kültürel olarak zorluk yaşamalarına rağmen hem toplumun hem de devletin yaklaşımının merhametli ama sistemli olduğunun öne çıktığını, Yunanistan’ın ise AB’nin desteğiyle uyguladığı şiddetin göçmenlerin AB ile kodladığı kavramları değiştirdiğinin gözlemlendiğini belirtti.



 

Şiddet politikaları göçmenlerde öfkeyi artırıyor

“Geçişe izin verilmemesinin yasal bir zemini olmamasına rağmen, sürecin geçişlere izin vermemekle kalmayarak insan onurunu aşağılayan uygulamalarla ilerlemesi, göçmenlerde çaresizlikle birlikte öfkeyi de artırmaktadır” diyen Yalçın, “Göçmenlerin üzerindeki kıyafetlerin çıkarılması, tüm nakit para ve telefonlarına el koyulması, devlet gücünün kullanılarak göçmenlerin temel haklarını gasbetmek olarak öne çıkmaktadır. Yunanistan’ın sınırı geçen göçmenleri ayırarak, çocukların Yunanistan bölgesinde kalması, ebeveynlerin ise Türkiye sınırlarına bırakılması, AB göç politikalarında aile parçalanmalarının benimsendiğini ortaya koymaktadır. Bu şekilde, göçmenlerin göç direncinin kırılacağına dair kabul, göçmenlere yaklaşımın çocuklarına el koyma şeklinde değerlendirilmesine yol açabilir. Yunanistan tarafından atılan gaz ve sis bombaları, kadın, çocuk, engelli, yaşlı, vb. hiçbir kimliğe bakılmaksızın şiddetini ve kullanılma sıklığını arttırarak devam etmektedir. Araştırma kapsamında gaz bombasından dolayı nefes almakta zorlanan çocukların maruz kaldığı şiddete birçok kez şahit olunmuştur. İnsan haklarının yanı sıra daha özel bir grup olan çocuk haklarının, sınırları korumak adına hiçe sayıldığı sınır bekleyişi, AB’nin yazılı değerlerine ciddi zarar vermektedir. Edirne’de göçmenlere yönelik kamu, STK ve vatandaşlar tarafından yapılan yardımlar, Türkiye’nin insani yardım kapasitesinin hem kurumsal düzeyde niteliğini ortaya koymakta, hem de bu yaklaşımın toplum tarafından benimsendiğini göstermektedir. Ancak, geçişleri önlemek için her türlü şiddet aracının kullanılması, göçmenlere yönelik uygulamalarda AB standartlarının yerine Türkiye kriterlerinin konuşulacağı bir dönemi işaret etmektedir” ifadelerini kullandı.



 

Yılmaz: Memur-Sen’e müteşekkiriz

Dr. Murat Yılmaz, yaptığı konuşmada, Memur-Sen’e bu araştırmaya sağladığı katkılar için teşekkür ederek, Memur-Sen’in, sendikal faaliyetlerin yanı sıra bu türden akademik faaliyetleriyle de sosyal konulara büyük katkılar sağladığını söyledi. Yılmaz, araştırmanın sahada büyük gayretlerle ortaya çıkarıldığını kaydederek, emeği geçen herkese ve bölgede kendilerine destek veren Memur-Sen teşkilatlarına müteşekkir olduklarını dile getirdi.



 

Dama: AB politikalarını gözden geçirmelidir

Dr. Nergis Dama ise, araştırmanın dinamiklerine değinerek, 90 kişiyle görüşmelerin yapıldığını, erkeklerin kadınlara göre daha fazla soruları yanıtladığını belirtti. Görüşmelerde Türkiye devletine ve halkına olumlu bakışların yansıdığını söyleyen Dama, buna karşılık Yunanistan’ın ve AB’nin göçmenlere karşı müdahalelere ve bakışlarına öfkeyle bakıldığını, bu kapsamda AB’nin göçmen politikalarının gözden geçirilmesinin gerekliliğini vurguladı.

Rapor için görsele tıklayınız

Küfür, Hakaret ve Rencide Edici Yorumlar Yayınlanmayacaktır.

Top