Genel Yetkili Sendika

Yaşasın emeğimiz, yaşasın ekmeğimiz, yaşasın emeği refaha kavuşturma mücadelemiz

Memur-Sen ve Hacı Bayram Veli Üniversitesi tarafından düzenlenen ve iki gün sürecek olan “Uluslararası 1 Mayıs Kongresi” Memur-Sen Genel Merkezi’nde başladı. “Çalışma Hayatında Yeni Zihniyet İhtiyacı ve Pratik Uygulama Zemini Olarak Kamu Görevlileri Sendikacılığı” temalı kongrenin açılışına TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Tekin, Memur-Sen ve bağlı sendikaların yönetim kurulu üyeleri, akademisyenler ve uzmanlar katıldı.



 

Kongrenin açılış programında konuşan TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Alnının teri, elinin emeğiyle ailesine helal lokma götürmek için çalışan tüm emekçilerin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü tebrik etti. Sendikacılığın ilk zamanlarında bazı yaklaşımların kapitalizmi yıkıp sosyalist komünist bir düzen kurmaya çalışan doktriner, ihtilalci bir sendikacılık anlayışı ve örgütlenmesinin benimsediğini ifade eden Şentop, “Sendikacılığı temel kuruluş amacından saptıran bu ideolojik gayelerin bir manivelası hâline dönüştüren bu anlayışın özellikle 20. yüzyıl boyunca siyasi ve toplumsal alanda olduğu kadar çalışma hayatında da menfi özellikleri yansımıştır. Kültür ve medeniyet değerlerini görmezden gelen bu ideolojik körlüğün etkilerini hâlâ hissediyoruz” dedi.

Doktriner sendikacılığın gündemden düştüğünü ve bu sayede sendikaların yalnızca üyelerinin hak ve özgürlükleri için mücadeleye odaklandığını belirten Şentop, bu sendikacılık anlayışının ülkemizdeki en önemli temsilcilerinden birinin Memur-Sen olduğunu söyledi. Şentop, şöyle devam etti: “Ülkemizde doktriner anlayışla kurulan sendikaların bir nevi tekelci konumda bulunmasına karşı şair, yazar ve mütefekkir merhum Mehmet Akif İnan ve arkadaşlarının başlattığı süreç ve nihayetinde Memur-Sen’in kuruluşu son derce önemlidir. ‘Yedi Güzel Adam’dan biri olan Mehmet Akif İnan, Eğitimciler Birliği Sendikası’nı, soğuk savaşın kutuplarından bağımsız olarak ülkemizin toplumsal dinamiklerine uygun tarihî ve dinî değerlerini sahiplenen yerli ve millî bir sendika olarak kurmuştur. İnsanı ve toplumu sadece emek ve mülkiyet ilişkisine indirgeyen bir sendikacılık anlayışı yerine toplumun maddi ve manevi değerlerini önemseyen bir sendikacılık anlayışı benimsenmiştir. ‘İnsan için ancak çalıştığı vardır’ ayeti, çalışma hayatını düzenlemekte en önemi düstur olmuştur” ifadelerini kullandı.



 

Yalçın: Kadim bir medeniyetin adil değerlerine ihtiyacımız var

Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, kamu görevlilerinin, emekçilerin, çiftçilerin, gençlerin ve emeklilerin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutlayarak sözlerine başladı.

Dünyanın son üç asırdaki egemenlerin ve fikirlerinin ana gövdesini iki alanın oluşturduğuna dikkat çeken Yalçın, bir tarafında iktisat, diğer tarafında ise çalışma hayatının yer aldığını söyledi. “İktisat, paylaşım teorisi üzerinden vahşi rekabeti, çalışma hayatı ise sermaye, emek ikiliği üzerinden çatışma ve çekişmeyi tetikleyen mevzi hâline geliyor” diyen Yalçın, dayatılmış iktisat ve tahrif edilmiş paradigması ile tanımının merkez kavramları olan ‘sınırsız ihtiyaç-kıt kaynak’ yalanını ve ‘sermaye kâr-kazanç elde eder, emeğe ise ücret-gelir verilir’ dolanını aynı anda referans bilgi olmaktan, aksi iddia edilemez teori ve hüküm olmaktan çıkarmak zorunda olduklarını vurguladı. Yalçın, “İhtiyaç kavramı sınırsızlık üzerinden kutsallaştırılırken, sermaye kâr ile kırbaçlanıyor, emek ise ücret üzerinden yapay bir kanaatkârlığa ve sus payına zorlanıyor. Tamda bu yüzden, yeni bir zihniyete ve kadim bir medeniyetin adil değerlerine ihtiyaç var diyoruz” diye konuştu.

Emekten istisna bir insan tanımının ve konumlandırmasının neredeyse imkânsız olduğunu kaydeden Yalçın, şöyle konuştu: “Emek, hiçbir zaman, hiçbir hâlde, hiçbir nedenle, hiçbir şekilde teferruat değildir ve teferruata dönüştürülemez. Emeği, üreten öznenin eylem tercihi olarak görmek yerine, üretim sürecinin maliyet unsuru olarak gösteren anlayış; emekçiyi nesne, emeği mal, emek için ortaya konan enerjiyi ve dökülen teri ise gereksizlik olarak kayıt altına alır. İşte bu kayıt iradesi, neo-liberalizm görünümlü faşist emperyalizmdir.”



 

Kamu sendikacılığına yeni bir ufuk kazandırmalıyız

Türkiye’de kamu görevlileri sendikacılığının yıl yönüyle genç olsa da yol yönüyle büyük mesafe katettiğini söyleyen Yalçın, 20 yıllık yasal kamu görevlileri sendikacılığının, son resmi veriler itibarıyla 1 milyon 800 bin civarında sendikalı kamu görevlisine ve yüzde 70’e yakın örgütlenme düzeyine ulaşmak gibi bir başarı ortaya koyduğuna dikkat çekti. Kamu görevlileri sendikacılığının bu önemli gelişimine rağmen halen çok büyük bir kamu görevlisi kitlesinin hukuken kabul edilmesi imkânsız gerekçelerle örgütlenme hakkından yoksun olduğunu hatırlatan Yalçın, “Emekliler, toplu sözleşmeden yararlandırılıyorlar fakat toplu bir şekilde örgütlenme hakkının dışında tutuluyorlar. Benzer şekilde, üniformalıların, üst düzey beyaz yakalıların, sendikal örgütlenmenin ısrarla dışında bırakıldığı fakat haklı bir gerekçede sunulmadığı bir gerçeklik söz konusudur” dedi.

Yalçın, kamu görevlileri sendikacılığının sistem ve içerik yönüyle yeniden ele alınması ve yeni bir anlayışın inşa edilmesi gerektiğini ifade eden Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü: “4688 sayılı Kanun için ‘yasada eksikler, masada fazlalar var’ diyoruz. Ayrıca, toplu pazarlık hakkına dair kapsamdan uygulamaya, süreden sürece, görüşmeden görünür hâle getirmeye, bilgi ve veri paylaşımından tutanak üretmeye, diğer birçok konuda da sınırlamalar, yanlış uygulamalar, kötüye kullanmaya uygun açıklıklar ne yazık ki mevzuatta yer bulmaktadır. Toplu sözleşmenin kapsamı, konu yönüyle daraltılırken, süre yönüyle kısaltılıyor. İşveren, marifetli kamu yöneticileriyle heyetini teşkil ederken emek kesimi muhalefetli bir ekiple heyet olmaya zorlanıyor. Kamu görevlileri sendikaları heyetinin yedeği, kamu işvereninin ise tepki geçirmez çelik yeleği var gözüküyor. Sendika üyesi olan ile olmayan, yetkili sendika üyesi ile diğer sendika üyeleri arasında hiçbir fark üretmeyen hatta fark üretilmesini açıkça engelleyen bir yasal düzenlemeyle, akıttığımız tere israf damgası vuruluyor. Siyasi partilerde, hazine yardımı oy oranlarına göre farklı belirlenebilirken sendikalarda toplu sözleşmenin kazanımları hatta ikramiyesi dahi bütün kamu görevlileri için aynı şekilde uygulanıyor. Dayanışma aidatı, kamu görevlileri sendikacılığı zemininde ısrarla engelleniyor. Tabiri caizse, dayanışma aidatı engeliyle örgütlenme hevesi ve hedefi kırılmak isteniyor. Uzlaşmazlığın tespiti ve çözüm süreci konusunda tarafların eşitliği ilkesi açıkça ihlal ve ihmal ediliyor. Bir başka önemli husus, kamu görevlileri hakem kurulunun yapısı ve işleyişidir. Esasen ismi ile tezat bir yapıdan bahsediyoruz. Zira kurul, hakem vasfından uzak kalmayı ve kamu görevlileriyle de ilintili olmak yerine kamu işverenine bağlı olmayı tercih eden bir üye yapısına sahiptir.”



 

Toplu Sözleşme kamu görevlilerinin bütçeden hakkını aldığı mekanizmadır

Konuşmasında, Ağustos ayında gerçekleştirilecek olan 6. Dönem Toplu Sözleşme görüşmelerine de değinen Yalçın, “Toplu sözleşme masası da tıpkı merkezi yönetim bütçe yasası gibi bir sosyal politika enstrümanı ve mevzuatı olarak görülmelidir. Kamuya hizmet üreten kitlenin, kamunun bütçesinden hakkını sağlayan mekanizmanın adıdır toplu sözleşme. Emekçilerin günü olan 1 Mayıs’ta kamu emekçilerinin önümüzdeki süreçten beklentilerini ifade etmek istiyorum. Biz kamuda güvencesiz istihdama son diyor ve sözleşmeliliğin kaldırılmasını istiyoruz. Mevcut sözleşmeli personel arasındaki ayrımlar, bu gerçekleşinceye kadar sona ermeli, kadroya geçiş düzenlemesi ivedilikle hayata geçirilmeli” şeklinde konuştu.

 

Talepler

Genel Başkan Ali Yalçın, talepleri şöyle sıraladı: “Kamu görevlileri, ek ödemenin artmasını, emekliliğe yansımasını hem bekliyor hem de hak ediyor. 3600 ek gösterge, bizim talebimiz, siyasi iradenin vaadidir. Talebimizin karşılanmasını, vaadin artık gerçekten yürürlüğe konmasını istiyoruz. Ek gösterge konusunda, ayrıcalık da ayrımcılık da olmamalı, bütün kurumlar ve unvanlar birlikte ele alınmalıdır. Kamuda kılık-kıyafet dayatması da, kılık-kıyafete dayalı yasaklar ve sınırlamalarla dolu darbe mevzuatı safsatası da artık sona ermeli. Kılık-kıyafet konusunda kamu görevlileri özgürleşmeli ve kamu otoritesi sivilleşmeli. Yasaklardan arınmış Türkiye mücadelesinin karşılığı verilmeli, özgürlük eksikleri giderilmeli, hem siyaset yasağına hem de grev yasağına son verilmeli. 4688 sayılı Kanun’da eksikler giderilmeli, masanın fazlalıkları gönderilmeli. Hakem Kurulu, işveren tarafından kurulmamalı ve işverenin tarafını tutmamalı. Bunun için hakemin yapısında ve yasasında değişikliğe gidilmeli. Toplu sözleşmede tarafların eşitliği sağlanmalı, yetkili sendikaya akıttığı terin ve yetkili sendikanın üyelerinin ortaya koyduğu aidiyetin değeri yansıtılmalı; ya dayanışma aidatı gelmeli ya toplu sözleşme ikramiyesi yetkililer için yükseltilmeli. Emekliler, sendika üyesi olabilmeli ve toplu sözleşmede daha fazla haktan yararlanabilmeli. Örgütlenmede sınırlamalar kaldırılmalı, Türkiye korkulara dayalı yasaklardan arındırılmalı. Toplu sözleşmede süre baskısı kalkmalı, toplu sözleşme görüşmelerinin süresi artırılmalı. Kariyer-liyakat ve ehliyet esas alınmalı, görevde yükselmedeki sınırlamalar, unvan değişikliğindeki kısıtlı uygulamalar ortadan kaldırılmalı. Performansa dayalı ek ödeme, fazla çalışma ücreti, ek ders ücreti, arazi tazminatı ve benzeri fiilen yapılan görev karşılığı ödenen ücretler katsayı, gösterge, oran ve tutar yönüyle yükseltilmeli. Sağlıkta döner sermaye mağduriyeti ve adaletsizliği kökünden giderilmeli. Yerel yönetimlerde sözleşmeli personelin mağduriyetine kaynak olan keyfî ve hukuksuz uygulamalar engellenmeli, işine son verilen personel görevine iade edilmeli. KİT’lerde özelleştirme ve yeniden yapılandırma seçenekleriyle mağduriyet üretmekten vazgeçilsin, güvencesiz çalışmaya zemin oluşturacak istihdam yöntemleri terk edilsin. Kadınların ve gençlerin, yönetim süreçleri ve kadroyla ilişkilendirilmesine yönelik fırsat ve imkânlar artırılsın, çalışma hayatı ile ev hayatı arasında uyumu sağlayacak haklar, fırsatlar ve haklar medeniyet perspektifiyle mevzuatta yer alsın. Kamu görevlilerinin, işveren ve hakemi tarafından verilen kararlarla şekillenen 5. Dönem Toplu Sözleşme kaynaklı zararları giderilsin, en düşük devlet memuru aylığı üzerinden talep ettiğimiz seyyanen zam hayata geçirilsin. İş sağlığı ve güvenliği, sürdürülebilir sosyal güvenlik hakkı, ücretsiz sağlık hizmetine erişim hakkı konularında olması gerekenle uyumsuz mevzuat ve uygulamalar yürürlükten kaldırılsın. İş sağlığı ve güvenliğinde kamu öncülük yapsın, erteleme yerine öncelemeyi esas alsın. 4/C’den 4/B’ye geçirilen personelin geçmiş kayıpları giderilsin, farklı ve haksız uygulamaların muhataplığı sona erdirilsin, diğer sözleşmelilerle birlikte ivedi şekilde kadroya geçirilsin. Gelir vergisi geliri azaltan, gerginliği çoğaltan unsur olmaktan kurtarılsın. Sabit oran ya da yüksek matrah ile vergide adalet sağlansın, kamu görevlilerinin maaşında azalma ortadan kaldırılsın. Salgının ürettiği tedbirliği hayatın yükünü çeken kamu görevlilerine ve salgın nedeniyle olağanüstü iş yüküyle karşı karşıya kalan sağlık emekçilerine özel ödemeler hayata geçirilsin. Ailenin korunmasına, çocuklarımızın ve gençlerimizin sapkın yönelimlerden uzak tutulmasına dönük sözleşme fesih kararını takdir ediyor, iç hukukta benzeri hükümlerle sözleşmeyle aynı etkiler üreten mevzuatta ivedi değişiklik ve düzenleme yapılması konusundaki beklentimizi tekrar ediyoruz. Bu yıl Ramazan Bayramı’yla birlikte kamu görevlileri de bayram ikramiyesinden yararlandırılmalı. Bayram ikramiyesi, göstergeye bağlanarak enflasyona karşı korunmalı. Kadro derece sınırlamaları kaldırılmalı, izinler iş günü esasıyla kullanılmalı, fiili hizmet zammının kapsamı kişi ve görev yönüyle yeniden ele alınmalı, kamu görevlilerini şiddete karşı koruyacak mekanizmalar yürürlüğe konulmalıdır. Yardımcı Hizmetler Sınıfı sona ermeli, bu sınıftaki mevcut personel durumlarına uygun hizmet sınıflarına geçirilmeli. Zam ve tazminatlar noktasındaki katsayılar ve göstergeler güncellenmeli. Ekonominin büyümesi, kamu görevlilerine yansıtılmalı ve kamu görevlileri büyümeden pay almalı. Ekonomik ve Sosyal Konsey mevzuatı düzenlenerek işler hâle getirilmeli. Kadrosuz usta öğreticilerin, ek ders ücreti karşılığı görev verilenlerin, kamu dışı aile sağlığı çalışanlarının, vekil ebe-hemşire-imamların kadroya geçiş talepleri dikkate alınmalı, hakkaniyetle karşılanmalı. Kamu görevlisine ait görevleri yerine getiren üniversiteli işçilerin kamu görevlisi kadrolarına atanmasına yönelik beklentiler karşılanmalı. KİT’lerde ücret dengesini sağlamaya dönük yetkilendirme biran önce gerçekleştirilmeli. Ücret farklılıkları giderilmeli.”

Yalçın, sözlerini şöyle tamamladı: “Emeğimizin değerinin bilindiği, alın terimizin karşılığının verildiği, kamu görevlilerinin önemsendiği ve öncelendiği, ehliyet ve liyakatin gerçekten temel ilke hâline geldiği, emeğinin karşılığının bütçeye yük değil insana hak olarak tanımlandığı ve çalışma hayatında ücret dâhil her konuda adaletin barışın sağlandığı bir kamu personel sistemini, çalışma hayatı müktesebatını sendikal mücadele ve haklar kulvarını oluşturmak, işler kılmak ve korumak hepimizin ve herkesin ortak hedefi ve eylemi olmalıdır. Yaşasın emeğimiz, yaşasın ekmeğimiz, yaşasın emeği refaha kavuşturma mücadelemiz, yaşasın insanlığı huzurla buluşturma emeğimiz.”



 

Tekin: İnsanın en iyi vasıflarından biri üretim gücüdür

Kongrenin açılışında konuşan Hacı Bayram Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Tekin ise üniversite olarak Memur-Sen ile birlikte 1 Mayıs vesilesiyle böyle nitelikli bir kongreyi düzenlemekten memnuniyet duyduklarını ifade ederek “Memur-Sen ile düzenlediğimiz kongrenin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Hepimiz emekçiyiz, hepimizin 1 Mayıs emek ve dayanışma gününü kutluyorum. Bu kongrenin 1 Mayıs ile ilgili yeni bir anlayışın inşasına katkı sunmasını ümit ediyorum. Memur-Sen’e de bu kongreyi bizimle birlikte düzenlediği için teşekkür ediyorum” diye konuştu.

Memur-Sen Genel Başkanı Yalçın’ın konuşmasına atıfta bulunan Tekin, “Burada bir sendikacı kimliği ile konuşunca bir sendikacı refleksi olarak algılanabilir ben uzun yıllar bürokratlık yaptım teyiden söylemek isterim ki Sayın Genel Başkan’ın söylediği şeylerin büyük kısmına imza atıyorum. Kamu görevlileri boyutuyla getirdiği önerilerin birçoğu kamuya maddi yük getiremeyecek bir bakış açısı içeriyor. İçinde bulunduğumuz pandemiden dolayı ekonomik olumsuzlar içinde belki gündeme alınamayabilirler ama birçoğu ekonomik yük getirmeyen öneriler. Bunların gerçekleştirilmesi kamu görevlilerini, emeklileri, emekçileri memnun eder” ifadelerini kullandı.

Emeğin, insan için kutsal bir olgu olduğunu belirten Tekin, “İnsanın varlığının en yüksek gücü olan düşünme yeteneğinin somut karşılığıdır üretim. İnsan sadece üreterek kendi potansiyelini açığa çıkarabilmekte, özgürleşebilmekte ve mülkiyetinde olduğunu iddia ettiği eşyanın hakikatine ulaşabilmektir. İnsanın en iyi vasıflarından birisi onun üretim gücüdür” şeklinde konuştu.

Emeğin, insanın insanla, toplumla, devletle, doğayla kurduğu ilişkinin tüm alanları kuşatan bir süreç olduğunun altını çizen Tekin, sürecin değer yüklü bir içeriğe sahip olduğunu söyledi. Tekin, kapitalizmin günümüz dünyasındaki can yakıcı soruların yegâne kaynağı olduğunu ifade ederek, “Bu sistem gelir ve servet dağılımındaki adaletsizlik ile sorunlara neden olmakta, insana ve doğaya dair her şeyi araçsallaştırmaktadır. Küresel kapitalizmin yumuşak veya sert yöntemlerle dayattığı uygulamalarla başa çıkmanın yolu, kendi medeniyet değerlerimize dönmekten geçmektedir” diye konuştu.